100.Yılında 19 Mayıs - Çukurova Press Gazetesi
Çukurova Press Twitter
kayseri evden eve nakliyat

istanbul escort

ankara evden eve nakliyat

istanbul evden eve nakliyatankara evden eve nakliyatizmir evden eve nakliyat

en güvenilir bahis sitelerien iyi bahis sitelericanlı bahis sitelerigüvenilir canlı bahiskaçak iddaaiddaa sitelerien iyi iddaa sitelerigüvenilir casino siteleribahis siteleriensobet girişdeneme bonusu veren siteler

100.Yılında 19 Mayıs

Lagos Balık
17 Mayıs 2019 15 views 0

 

SABİT ÖZKESER

 

19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor bayramı tüm yurtta coşku ile kutlanmaya başlanırken, Araştırmacı-Yazar Ahmet Erdoğdu, 100.Yılında 19 Mayıs’ı Çukurova Press’e anlattı.

 

“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM”

Türkiye’nin dört bir yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı ile ilgili olarak Erdoğdu, “19 Mayıs 1919’un arkasında Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişi göreviyle Anadolu’ya geçerek ‘Tam Bağımsız Bir Ülke’ olmamız için “Ya İstiklal ya Ölüm” parolasıyla hareket etmesi ve Anafartalar Kahramanı olarak Türk ulusunun onun önderliğinde Kurtuluş Savaşı vererek bağımsızlığını kazanması vardır” dedi.

 

“ASIRLAR BOYU SÜRECEKTİR”

 

Araştırmacı-Yazar Ahmet Erdoğdu, “Bugün bağımsız bir vatan ve laik bir Cumhuriyette yaşıyorsak bunu Mustafa Kemal ATATÜRK’e borçluyuz ve ATATÜRK kurduğu Cumhuriyeti de Türk gençliğine emanet etmiştir. Bu yüzden 19 Mayıs tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun, bağımsız ve hür bir vatanda yaşamamızın ilk adımı olarak asırlar boyu sürecektir” diye konuştu.

 

Gazetemize görüşlerinde Atatürk’ün Adana’ya ziyaretleri de yer alan Araştırmacı-Yazar Ahmet Erdoğdu şunları söyledi:

 

 

“Atatürk, Büyük Nutku’na “1919 yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a çıktım” diye başlar ve şöyle devam eder: “Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, ağır şartları olan bir ateşkes anlaşması im­zalanmış. Dünya Savaşı’nın uzun yılları boyunca ulus yorgun ve fakir bir durum­da kalmıştır… Ordunun elinden silahları, cephanesi alınmış ve alınmaktadır…

İtilaf devletleri, ateşkes hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer baha­neyle, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’dadırlar. Adana ili, Fransızlar; Urfa, Maraş ve Ayıntap [Antep], İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Kon­ya’da İtalyan askeri birlikleri; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunu­yor. Her tarafta, yabancı subay ve görevlilerle özel ajanlar çalışmakta. Sonuçta, konuşmamıza başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin onayıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor.” 

Kaderin adamı Mustafa Kemal Paşa işte bu şartlar altında müfettiş olarak görevini yapmak üzere, Bandırma vapuruyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır.

Bu çıkışı Şevket Süreyya Aydemir şöyle anlatır:

“Mustafa Kemal’in yeni hayatı, onun 1919 Mayısının 19. Günü Samsun kıyısında Anadolu karasına ayak basmasıyla başlar. Hem kendi kaderine, hem milletimizin tarihine hem çağımızın akışına, çeşitli yönlerden yön ve şekil veren devresi o gün orada Mustafa Kemal’in Samsun kıyısına ayak basmasıyla başlamıştır.”

Bu başlangıç sonucunda Mustafa Kemal Osmanlının küllerinden laik bir Cumhuriyeti inşa etmiştir. Şimdi biraz geriye giderek Atatürk’ün Mondros Mütarekesi’nden sonra 31 Ekim 1918 tarihinde Adana’da Yıldırım Orduları Grup Komutanı Liman von Sanders’ten komutanlığı devir aldığı günlere dönelim.

ATATÜRK’ÜN ADANA GÜNLERİ

Mustafa Kemal Mondros Ateşkesi’ne Karşı Çıkıyor

30 Ekim 1918’de ateşkes antlaşmasının imzalandığı, Savaş ba­kanlığı tarafından tüm askeri birliklere bildirilmiş ve ateşkes koşul­larına kesinkes uyulması istenmişti.

Mustafa Kemal, 3 Kasım 1918’de çok ivedi şifreli bir telgrafla Harbiye Bakan­lığından son derece kritik olan “Toros Tünelleri”, “Suriye sınırı”, “Kilikya” ve “askerin terhisi” konularında açıklama yapılma­sını istedi ve bu adlandırmalardan nelerin amaçlandığını sordu.

 

Mustafa Kemal Karşı Çıkıyor

Savaş Bakanlığından, sorduğu konuların yanıtlarını bekleme­den, Mustafa Kemal kendisine bağlı askeri birliklere bir talimat gönderdi ve işgallere karşı çıkılmasını istedi. Verdiği emirlerle Mus­tafa Kemal, fiilen Mondros Ateşkesinin hükümlerine karşı çıkıyor, aslında ileriye dönük önlemler alıyordu.

İşgaller Başlıyor

İstanbul hükümetinin göremediği, ama Mustafa Kemal’in ön­gördüğü işgaller birkaç gün içinde başlamıştı. İngilizler öncelikle İskenderun’a yöneldiler.

Mustafa Kemal, kendisine bağlı komutan ve birliklere gönder­diği emirde “İskenderun işgaline silahla karşı konulmasını” emret­ti.

O sırada Osmanlı ordusunda, sadece Mustafa Kemal, günün koşullarına uymayı bir kenara bırakarak, ateşkesin koşullarının ne derece korkunç olduğunu İstanbul’a anlatmaya çalışıyor, “antlaş­manın bağımsızlık kavramı ve ülke bütünlüğüyle bağdaşmayan çok ağır koşullar içerdiğini”, “hükümlerinin açık olmadığını, bunun sa­kıncalar doğuracağını” belirterek hükümeti uyarıyordu.

 

Sarayla 8 Gün Süren Sinir Savaşı

Mustafa Kemal’in Adana’dan başkent İstanbul’la, o günün en ileri iletişim aracı telsiz telgrafla gerçekleştirdiği iletişim savaşı 8 gün sürdü.

Telgrafla iletilen bu ulusalcı görüşlere karşı İstanbul hüküme­ti Mustafa Kemal’i yumuşatmaya çalışıyordu, ancak o tavır koyu­yor, duraksamadan yanıtlarını veriyordu.

 

“Pek ciddi ve samimi olarak arz ederim ki, ateşkes şartları hakkında yanlış anlayış ve düşünceleri ortadan kaldıracak önlem­ler alınmadıkça, ordular dağılacak ve İngilizlerin her dediklerine bo­yun eğecek olursak, ihtiraslarının önüne geçmeye olanak bulun­mayacaktır.”

 

Mustafa Kemal bir başka telgrafında:

“Osmanlı devleti bu antlaşma ile kendini kayıtsız şartsız düş­manlara teslim etmeyi uygun görmüştür…

 

İskenderun Tartışması

General Mustafa Kemal, İngi­lizlerin petrol nedeniyle Musul’u işgal etmek isteyeceğini ve tüm böl­geyi denetim altına almak için de İskenderun limanına asker çıka­racağını öngörüyordu. Daha 5 Kasım 1918’de, kendisine bağlı bir­liklere verdiği emirde, İskenderun işgaline silahla karşı konulması­nı istedi, bu durumu da Savaş Bakanlığı’na bildirdi.

Savaş bakanlığı görevini de yürüten Sadrazam Ahmet İzzet Pa­şa Mustafa Kemal’e verdiği yanıtta özetle şunları söylüyordu:

“Antlaşma hükümlerine göre İngilizlerin İskenderun’u işgale hak ve yetkileri yoktur, ancak Halep civarındaki ordularını besle­mek için İskenderun’dan yararlanmak istemeleri de haklı bir istek­tir.”

 

Mustafa Kemal Direniyor…

Mustafa Kemal, başbakana (sadrazam) 6 Kasım 1918’de “Ge­ciktiren idam edilir,” notuyla gönderdiği şifreli telgrafla yanıt ver­di ve şunları söyledi:

“İngilizlerin Halep bölgesindeki ordularını beslemek için İs­kenderun’dan yararlanmak istemeleri haklı değildir. Çünkü İngilizlerin eline geçmiş bulunan Halep ilindeki depolarında yeterli gı­da maddesi vardır, kaldı ki Kilis ve Antep bölgesinden gıda mad­desi sağlanabilir.

İngilizlerin amacı Halep’teki ordusunu beslemek değildir. İs­kenderun’u işgal etmektir…

İskenderun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmak girişi­minde bulunacak olan İngilizlere ateşle direnilmesini ve ayrıca 7. Or­du’nun büyük bir kısmını Katma-Islahiye yönünde hareket ettire­rek Kilikya hududu içerisine girmesini emrettim.”

 

İskenderun’u İngilizlere Teslim Etmek Yaradılışıma Uymaz, Görevi Bırakıyorum

“İngilizlerin aldatıcı önerilerini ve hareketlerini İngilizler den çok haklı gösterecek ve buna karşılık şirin görünmeye çalışmayı içe­recek emirleri uygulamaya yaradılışım elvermediğinden ve oysa Baş­komutanlık Genelkurmay Yüksek Başkanlığı’nın görüşlerine uygun hareket yapmadığım takdirde birçok suçlamalar altında kalacağım doğal olduğundan, komutayı hemen teslim etmek üzere yerime ata­yacağınız kişinin ivedilikle emir ve bildirilmesini özellikle istirham ederim. ”

 

Osmanlı Bakanlar Kurulu’nu İngilizler Atayacaklar

“Belirttiğim görüşlerimin maksadı şudur ki, her ne sebebe dayanırsa dayansın İngilizlerle imza edilen anlaşmanın imza altına giren şekli, yüce Osmanlı devletinin korunması ve esenliğini sağla­yacak anlam ve nitelikte değildir.

Söz konusu maddelerin esasları ve anlaşılması gereken kapsam­larının bir an evvel tespiti lazımdır.

Yoksa İngilizlerin tekliflerine bugüne kadar olduğu biçimde karşılığa devam edildiği takdirde bugün Payas-Kilis hattına kadar olan araziyi isteyen İngilizler tarafından yarın Toros’a kadar olan Kilikya bölgesinin ve daha sonra Konya-İzmir hattının işgali gerek­tiği önerilerinin birbirini izleyeceğine ve sonuçta ordumuzun ken­dileri tarafından sevk ve idaresi ve hatta Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun Britanya hükümeti tarafından seçilmesinin gerektiği gibi öneriler karşısında da kalmak uzak değildir.”

 

Yıldırım Orduları Dağıtılıyor ve Mustafa Kemal İstanbul’a Çağırılıyor

İstanbul, Mustafa Kemal’in karşı çıkışlarından hiç de memnun değildi. İngilizler ne isterse yerine getirilmeliydi. Bu nedenle Yıldı­rım Orduları Grubu 10 Kasım 1918 günü dağıtıldı, böylece Mus­tafa Kemal’in on bir gün süren ordular komutanlığı elinden alındı ve İstanbul’a geri çağırıldı.

 

Adana Görüşmesi: Direniş Örgütü Kurma Kararı

Yıldırım Orduları komutanlığını Adana’da devralan Mustafa Kemal, kendi emrindeki ve o sırada Halep civarında bulunan 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’yı Adana’ya çağırdı.

Ali Fuat Cebesoy, 4 Kasım 1918’de Adana’ya geldi. Birlikte uzun bir toplantı yaptılar. Ali Fuat Cebesoy toplantıyı şöyle anlatır:

Vardığımız ortak kanı şu idi:

İngilizler ve onu izleyen diğer devletler, ateşkes filan dinleme­yecekler, oldu bittilerle ülkemizi işgal edecekler… Vatanımızı her tür­lü savunma ve dayanma araç ve imkânlarından yoksun bıraktıktan sonra da arzularını zorla ve baskıyla kabul ettireceklerdi.

 

İlk Direniş Merkezi Adana’da Kurulacaktı

Mustafa Kemal Paşa bu noktada şöyle konuştu:

“Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin arama­sı ve savunması, bizlerin de mümkün olduğu kadar yolu gösterme­miz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır.”

Ve sonra Cebesoy’a aynı düşüncede olup olmadığını sordu: “Aramızda tam bir uyum var paşam, cevabını verdim. ”

Evet, artık millet kendi hakkını kendisi arayacaktı… En önem­li görevin şimdi bana düştüğünü, çünkü bugünlerde İngilizlerin bir baskısı sonucu olarak Yıldırım Ordular Grubu ile 7. Ordu Karar­gâhının kaldırılacağını, bu durumda benim 20. Kolordunun ba­şında kalacağımı ve bu sayede ilk savunma önlemlerini alabileceği­mi hatırlattı. İlk direnme merkezini Kilikya’da (Adana) kuracaktık. Aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktu.

Adana bölgesinde, ilk iş olarak ordunun subay ve erat kadro­su jandarmaya kaydırıldı. Bunların silah, araç ve gereçleri de tamam­landı. Bunun önemli nedeni şudur:

Ateşkes antlaşmasına göre jandarma örgütü, bulunduğu böl­gede kalabilirdi. Fakat ordu kısımları görevlerinden alınıp terhis edi­liyor ve evlerine, köylerine gönderiliyordu. Bir işgal emri karşısın­da Adana bölgesinin önemli yerlerinde direniş yuvaları hazırlan­dı.”

 

Mustafa Kemal Adana’da kaldığı süre içerisinde yerel halkla toplantılar yapmış, bölgede direniş yapılması için onların da fikirlerini almış ve güvenilir kişilere silah dağıtılması emrini vermiştir.

 

Ulusal Bağımsızlık Savaşı Adana’da mı Başladı?

Ulusal Bağımsızlık Savaşımız genellikle, 19 Mayıs 1919 tari­hiyle başlatılır. Oysa Prof. Dr. Stanford J. Shaw, “Osmanlı İmparator­luğu ve Modern Türkiye” adlı iki ciltlik ve daha sonra yayımlanan İn­gilizce From Empire to Republic adlı 5 ciltlik eserinde, “Türk Bağım­sızlık Savaşı”nın başlangıç tarihini Kasım 1918 olarak gösterir.

Mustafa Kemal’in Mondros Ateşkesi’nden hemen sonra İstan­bul hükümeti ile tartışma açması, Mondros Ateşkesi’nin koşulları­na karşı çıkması, İskenderun limanına çıkacak olan İngiliz güçleri­ne engel olmak için silahla karşılık verilmesini emretmesi ve sonun­da Ali Fuat Paşa ile görüşüp, ileriye dönük direniş örgütü kurulu­şunun ilk önlemleri alması, “Türk Bağımsızlık Savaşı”nın tohum­larının atıldığını gösteriyordu.

Bu nedenle, Prof. Shaw, “İşgalin ilk günlerinde, Mustafa Ke­mal henüz Kilikya’dayken direniş başlamıştı,” diyor.

 

Milli Mücadele’nin ilk kurşunu Hatay- Dörtyol Karakese köyünde 19 Aralık 1918 tarihinde atılmış, Adana’nın işgalinden sonra bölgenin işgale karşı tek gazetesi olan Adana Gazetesi, çıkarılmaya başlanmış ve bugün dahi Kuvay-i Milliye Genel Merkezi Adana’da bulunmaktadır.

 

GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

 

Mustafa Kemal 13 Kasım Çarşamba günü saat 12.45’te Haydarpaşa’ya geldi. Bu arada trenden inerken 61 parçalık İtilaf donanması İstanbul’u işgal ediyordu.

Mustafa Kemal Yaveri Cevat Abbas ve arkadaşı Rasim Ferit’e “hata ettim İstanbul’a gelmemeliydim. Bir an önce Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı” dedi.

Aynı gün Kartal hücumbotuyla işgal donanmasının arasından geçerken, “Geldikleri Gibi Giderler” sözleri dudaklarından dökülüyordu.

Mustafa Kemal Milli Direnişin ön hazırlığını İstanbul’da kaldığı 6 ay içinde yaptı. Eski İttihatçılardan: Kara Vasıf Bey, İsmail Canbolat. Asker arkadaşlarından: Fethi Okyar, Ali Fuat Cebesoy, İsmet İnönü, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay’a kadar birçok kişiyle görüştü. Bunun dışında Padişah Vahdettin, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey, Bahriye Nazırı Avni Paşa ve Harbiye Nazırı Fevzi Çakmak Paşa. İşgal Kuvvetlerine yakın kişiler: Bazı İngiliz gazetecileri, İngiliz ajanlarından rahip Frew ve İtalyan İşgal Kuvvetleri Komutanı Sforza. Böylece Mustafa Kemal 6 ay süreyle kaldığı İstanbul’da asker, sivil, yurtsever, yerli, yabancı, mandacı, işgalci birçok kişiyle görüşerek durum tespiti yaptı. Ve sonuç olarak İstanbul’dan vatanın kurtarmanın mümkün olmadığını görerek Anadolu’ya geçmeye karar verdi. İşte 19 Mayıs 1919’un arkasında Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişi göreviyle Anadolu’ya geçerek “Tam Bağımsız Bir Ülke” olmamız için “Ya İstiklal ya Ölüm” parolasıyla hareket etmesi ve Anafartalar Kahramanı olarak Türk ulusunun onun önderliğinde Kurtuluş Savaşı vererek bağımsızlığını kazanması vardır. Bugün bağımsız bir vatan ve laik bir Cumhuriyette yaşıyorsak bunu Mustafa Kemal ATATÜRK’e borçluyuz ve ATATÜRK kurduğu Cumhuriyeti de Türk gençliğine emanet etmiştir. Bu yüzden 19 Mayıs tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun, bağımsız ve hür bir vatanda yaşamamızın ilk adımı olarak asırlar boyu sürecektir.

———————–

 

                                 TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET

Ey Türk gençliği! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de, seni bu hazineden yoksun bırak­mak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunma zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünme­yeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz bir nitelikte görüne­bilir. Bağımsızlık ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabilirler. Zor­la ve aldatmacayla sevgili vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her kö­şesi fiili olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını istilacıların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde yor­gun ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve koşullar içinde bi­le görevin, Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muh­taç olduğun güç, damarlarındaki soylu kanda mevcuttur!

                                         NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE

Lagos Balık
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter