Çukurova Press Twitter

“NE YÖRÜKLER SÜRÜ NE DE DEVLET DÜŞMAN…”

Lagos Balık
16 Mayıs 2018 66 views 0

19 Mayıs, başını kumdan çıkaran neslin armağanıydı;

Bari şimdi örnek alın…

Devlet Yörükleri bir sürü, Yürükler de devleti düşman bilirlerdi. Cumhuriyet, yaşam biçiminden dolayı okula gidemeyen Yörük Çocuklarının ayağına okulu gönderdi. Yörük okula gidemiyorsa, okul Yürüğün ayağına gitmeliydi. Böylelikle Cumhuriyet, Yörüklerin elindeki kılıçları atıp, kalem kuşanmasını sağladı. Toprağın sadece gömülmek için değil, üretim için de kullanıldığını öğrendi.

Birkaç gün sonra gençlere emanet edilen bir bayram kutlayacağız / mı?

Konuya bir de benim penceremden bakalım.

OKUL, YÜRÜKLERİN AYAĞINA…

Cumhuriyet, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın miadıdır. Bu kalkınmanın ancak eğitim ile olacağının bilincinde olan Cumhuriyet yönetimi, okula gitmeyen çocuk bırakmama kararındadır.

Ancak Türkiye’nin sosyal şartları bu kararın tam anlamıyla uygulanmasına izin vermeyecek durumdadır. Halkımızın yaşam biçimi yaşadığı coğrafyaya ve iklimlere göre değişmektedir. Özellikle yaşamı “yaylak ve kışlak” biçimine göre şekillenen Yürüklerin çocuklarını eğitmek zorlaşmaktadır. Göçer olan bu çocuklar sabit okullarda nasıl eğitilecektir?

Cumhuriyet hükümeti bu soruna çözüm buldu:

“Çocuk okula gidemiyorsa, okul çocuğa gidecektir…”

Üreten köylüyü, ülkenin efendisi gören sistem elbette bu muhteşem çözümü bulacaktı. Nitekim İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin organize edeceği şekilde “Yörük Okulları” açılmış ve öğretmenlerimiz de Yürüklerle birlikte yatmış, kalkmış, yemiş içimiş ve çocukları eğitmiştir.

ELİ ÖPÜLESİ Mİ)? YÜZÜ TÜKÜRÜLESİ (Mİ)?

Öğretmen budur. Bir sistem düşünün ki öğretmenler hayatlarının merkezine “çocuklarının eğitimini” koymaktadır. Okulun yerini birlikte belirleyen, kerpiç taşıyan, çamuru samanla karıştırıp okul duvarı yapan, binayı oluşturan, bahçesinde “yerli malı üretme” bilinciyle ziraat yapan, bahçeyi öğrencileri ile birlikte sulayan ve belleyen öğretmen…”

İşte o öğretmenler, halkın içinden yazarlar, dünyaca ünlü ressamlar, şairler, cumhurbaşkanları ve başbakanlar çıkarmışlardır.

O sistemin öğretmenleri, bilim insanı, müreffeh Türkiye’nin mimarları yetiştirmişlerdir.

Peki günümüzün öğretmeni e yetiştirecek:

Kredi kartı taksidi, modelini değiştireceği otomobili, evinde yapacağı tadilatı, küçücük bir sıfat için siyasi yalakalığa soyunan öğretmen nasıl, yazar, ressam, heykeltıraş, başbakan veya cumhurbaşkanı yetiştirir. (Elbette bütün öğretmenleri kast etmiyorum. Ama aynaya bakın çoğunluk öğretmen artık böyle. Arada az sayıda olanların ellerinden değil, ayaklarından öperim.)

ALİ RIZA YALMAN’IN YAZISI

1933 Yılının Aralık Ayında Türksözü Gazetesi’nde “Ali Rıza”’nın bir yazısı yayınlanır. Ali Rıza (Yalman) “Toroslarda Türk Aşiretleri” ve “Toroslarda Türk Oymakları” adlı çalışmalar yapmış ve kültür hayatımıza armağan etmiştir. O yazıyı güncelleştirerek paylaşıyorum:

“Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin asırlardır ihmal ettiği büyük işleri ve on senedir hummalı bir faaliyet ile başarmakta ve Türk Milletinin muhtaç olduğu her ihtiyacı temin etmekte bulunduğunu görmekteyiz.

Milli bünyemiz üzerinde ufuklara kadar uzayıp giden bu güzel işler içinde halkçılık ve köycülük bakımlarından en mühimlerinden bir tanesinin de aşiretler arasında açılan mekteplerimiz olduğundan şüphe yoktur.

Bu senen Milli Eğitim Bakanlığı Toros Dağları’nda takribenyirmi beş aşiretin 4.900’e yakın çadır halkı arasında açacağı mekteplerle bu Öz Türklere en değerli yardımlarından birini göstermiş olacaktır.

Bundan sekiz dokuz asır önce göçe göçe Anadolu’ya ulaşan (1071’i temel tarih olarak kabul edenlerin dikkatine) bu öz soydaşlarımız her türlü teşkilattan mahrum kalmış ve cehaletin karanlığı içinde bırakılmıştı.

ARAPLAŞMAK… ACEMLEŞMEK…

Selçuki zamanında Acemleşen, Osmanlılarla Araplaşan, aykırı idareler zamanında kendilerine yalnız dağları sığınak ve barınak olarak bulan bu unutulmuş Yörükler, Cumhuriyetimizin müşfik yardımlarına kavuşarak bu gün milli cemiyete bilinçli bir halde karışmaktadırlar.

Aralarına girecek öğretmenler sayesinde asırlardan beri örselenmemiş sağlam beyinler içinden kim bilir memlekete ne kadar faydalı insanlar yetişecektir.

Burada dünyanın en halkçı hükümeti olan cumhuriyet hükümetimiz ve bu günü hazırlayan Ulu Gazi’nin huzurunda şükranla eğilen bütün bir Yürük Gençliği mevcut olmakla beraber bir Yürük sıfatıyla ben de aynı saygımı minnetle ifade etmeye çalışıyorum.”

Bulgar Dağı’nda (Bolkar Dağı’nın önceki adı) Mersin Adana Konya ve Niğde sınırları içinde yer alan bu dağı bir çok aşiret yurt edinmiştir. Bunlar arasında: Evcil Aşireti, Beğdik Oymağı, Koyuncu Aşireti, Kösreli Aşireti, Keşşaflı Aşireti, Sarıibrahim Aşireti, Kemikli Aşireti, Salur Aşireti, Koçaş Aşireti, Boynu ince Aşireti, Bahşiş Yörükleri bulunmaktadır.

1928 yılında 85 yaşında olan Koçaş Aşireti ağalarından Koca Mehmet Ağa’ya rastlamış ve ona devlet hakkındaki sormuştum:

“Mehmet Ağa, sen ihtiyarsın belki birkaç padişah değiştirdin, bu gün de Cumhuriyet idaresini gördün, bu devletler arasında sana göre bir fark var mı?

Koca Mehmet gözlerini ufuklara çevirdi ve derin bir vakar ile, soruma ağır ağır yanıt vermeye başladı:

HEM GÖÇEBE HEM EŞKİYA İDİK…

“Beyim, eskiden biz, hem göçebe hem de eşkıya idik. Obanın yedi yaşından yetmişlik olanına kadar hepimizde silah bulunurdu. Devlet bizi bir sürü biz de devleti düşman bilirdik…” Gözleri sulandı, biraz durdu: “Gazi… Allah ona bitmez ömür versin, bize insanlık kazandırdı. Abdülhamit’in gününde biz sağılır inektik. Zaptiye, baytar, tahsildar, köy bekçisine kadar hepsi bizi soyardı. Elimize yalancı “el Gölgesi” (belge, makbuz) vererek bizden vergi diye haraç alırlardı.

Sonra biz de dağlarda birbirimizi soyar, kavgalar eder, hatta obalarımıza, yiğitlerimize kıyardık. Böyle devletin sevilecek neresi var?

Cumhuriyet, gözünü seveyim, bizi insanlar bölüğüne kattı, artık haraç vermekten, kan dökmekten kurtulduk…”

Bu Yürük ihtiyarın çok sağlam kafası içinde sarsılmaz izler uyandırmakla ne kadar kuvvetli bir ilkeye varan Cumhuriyet idaresinin, bu gün Yürükler arasında mektebi tamim etmekle ne kadar isabetli davrandığı görülmektedir.

Bu yı, Onuncu Yıl Dönümü’nün coşkun hızıyla aşiretler arasında sıcak bir kalp ve güler yüzle çıkan Cumhuriyet, onlara bu bayramın en ulvi armağanını veriyor.

29 Ekim 1933 Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramı’na Yürüklerin bu suretle iştirak edişi varlığımızın ve terbiye tarihimizin başlı başına bir faslını teşkil etmiş olacaktır.

Dokuzyüz küsür seneden beri sadece “unutulmuşluk” içinde kalmış olan bu Türkler, artık Cemiyetin bir parçası oalacak ve ülkülü bir yolun, gelişmiş yoldaşları, ulu cumhuriyetin ünlü vatandaşları olacaklardır.

YÖRÜK MEKTEPLERİ

Konar göçer Yörük Mektepleri aynı zamanda dünyada ender olarak ve olağanüstü durumlarda uygulanan bir eğitim sistemidir. Keza, 1874 senesinde Ruslar, Kırgızlar için de böyle bir mektep açmışlardı. Fakat Anadolu Yörükleriyle Kırgızlar’ın hayat şartları, terbiye cephesinden çok başka farklılıklar göstermektedir. Kırgızların yaylak ve kışlakları ile göç koşulları, bizim Yürüklerin yaşayışlarından ayrı bakımlardan ele alınması gerektir. Kırgızların yayla ve kışlakları müstakil, konma ve göçme işleri muntazam ve obaları bize nispetle çok olduğu halde, bizim Yürüklerin hayat şartları Kırgızlara nispetle daha zor ve karışıktır.

Birkaç yıl sonra bu farklılıkların giderileceğini umut etmekteyiz…”

Bu sene Toros Dağları’nın muhtelif yaylalarında Yeşilçamlar, soğuk pınarlar, bozkırlar, uğuldayan ormanlar arasına girecek ve bu çadır mekteplerimiz Türk varlığına yeni bir renk daha ilave edecektir. Bu renk Türk tarihinin ebedi yükselme sahifesine altın suyuna batırılmış bir irfan çelengi takacaktır…”

VE ACIKLI SON…

Böyle umut etmişti, “mekanı cennet toprağı bol olsun” Ali Rıza Yalman. Peki ne oldu?

Elektrik tesisatçısı evi aydınlık da yapar, karanlığa da boğar. Cumhuriyetin temel ilkeleri olan “Altı Ok”tan vazgeçildiği için sonuçta;

Önce Marshall Planı ile üretmediğimizi tüketmeye başladık…

Traktörlerin efendiliğini ithal otomobil sahipliğine kaptırdık. Köyünün mahalle yapılması, et ve saman ithal edileceğinin ilk habercisiydi. Fark etmedik. Köylülükten kurtulmanın, zirai kölelik olduğunu geç anladık / veya anlamadık.

Bunlar başka konular;

19 Mayıs, başımızı kumdan çıkardığımız tarihti; şimdi de başımızı kuma gömdük.

Neresini kutlayayım?

Bu acıklı son’un mutlu başlangıçlara beşik olmasını temenni ediyorum…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lagos Balık
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter