Çukurova Press Twitter
Bu bölgedeki nakliyat konusunda uzmanlaşmış firmalara ulaşabilirsiniz.artvin evden eve nakliyatardahan evden eve nakliyataydın evden eve nakliyat

Geçmişi anlatıyor geleceğe ışık tutuyor

Lagos Balık
16 Mayıs 2018 46 views 0

DOĞAN GÜLBASAR

Sanatçı Pınar Ayhan’ın oynadığı “Orada Duruverseydi Zaman” adlı oyunu Adanalılarla buluştu. Biz de Çukurova Press olarak oyun öncesi Pınar Ayhan ile buluştuk ve oyun üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Türkiye’nin doğusundan batısına çok sayıda şehrinde kapalı gişe oynayan ve büyük beğeni toplayan bu sıra dışı oyunun nasıl ortaya çıktığını anlattı bize.

-Bu proje nasıl ortaya çıktı, nasıl hayat buldu?

Yaklaşık bundan 3 yıl önceydi. 20 seneden sonra televizyon programcılığına son vermiştim, artık bitmişti o iş. Ama şarkıcılığım var, 2000 yılında eşimin bestesiyle Türkiye’yi Eurovision Şarkı Yarışmasında temsil etmiş bir şarkıcıydım ben. Sunuculuğum, şarkıcılığım ve bir tarihe merakım bir de günümüz koşulları, ülkemizin nereden nereye geldiğine dair araştırılması bilinmesi gereken konuları bilmeye olan merakımla okumaya başladım bundan 3 sene evvel.

-Tarih mi okudunuz?

Yakın tarih okumaya başladım. İlk okuduğum kitap da Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşıydı. Kurtuluş Savaşımızı pek çok kitapta okuduk, okullarda okuduk ama o kitapta çok farklı bakış açılarıyla karşılaşınca aslında tarih okumanın pek çok yolu olduğunu, pek çok türü olduğunu fark edip farklı farklı kaynaklara başvurdum. Öyle olunca işin rengi değişti, tadı değişti, merakım arttı ve son 100 yılımıza odaklanmaya başladım. 1914 Çanakkale ile başlayan, 1926 Karadeniz Vapuru ile devam eden 1934 Özsoy Operası ve 1954’e kadar da Köy Enstitülerini anlatan 4 hikaye seçtik. Ama öncesinde 10 hikaye vardı da ne yapalım ne edelim çok uzun olacak diye 4’e kadar indirdik.

-Bu oyun bu 4 hikaye üzerine mi ortaya çıktı?

Okumamı yaparken daha önce bir sahne eseri ya da müzikal belgesel adını biz de koymuyoruz seyirci koydu adını, adına her ne denirse, böyle bir şey daha önce yapmamıştım.

-Başta biri yapmış mıydı?

Başka biri de yapmamıştı. Başka biri de yapmadığı için benzetemiyorum hiçbir şeye. Nasıl yapılması gerektiğini doğal olarak bir manueli olmadığı için ben de bilmiyorum. Sonuçta bir senaryosu olması gerektiği, bir metni olması gerektiği aşikar. Bunu yapacak bir yeteneğim yok. Koordinatörüm TRT’den eski prodüktörüm onunla birlikte senaryo yazarımız Banu Mertyürek Güler’i bulduk. Herkes işinin ehli olunca iş hızlandı. Çünkü ilk 1, 1,5 yılda yalnızdım. Ama ekip toplanınca okumalarımız arttı, araştırmalarımız arttı. İçimizde gazeteci kökenlinin olması da bunda çok faydalı oldu. Birer gazeteci gibi birer akademisyen gibi yaptık araştırmalarımızı. Halen de öyle yapıyoruz, tek bir kaynakla yetinmiyoruz. İşin tek boyutundan da yetinmiyoruz, yani tek okumak değil. Muhataplarıyla gidip konuşmak da, onun belgelerini bulmak da, gerçek belgelerine ulaşmak da var işin içinde. O yüzden diyorum bir gazeteci gibi bir akademisyen gibi diye.

-Araştırmacılık boyutu da var işin içinde…

Çünkü bizim iddiamız gerçekleri anlatıyor olmamız. Gerçek aslında çok da korkulacak bir şey değil. Tam tersine çok rahatlatıcı bir şey. Gerçek üzerinde oynandığı manuple edildiği zaman çok korkunç bir silaha dönüşüyor. Gerçek aslında güzeldir. Kimseye zararı olmaz. Ama üzerinde oynanıyorsa tahrip ediliyorsa ondan korkun. Çünkü silah olarak kullanılacak demektir. İşte biz o yüzden gerçeklerin peşinden gittik tüm samimiyetimizle. Bir de işin içine sanat girince, müzik girince, görseller girince, Banu Hanım sağolsun o konuda çok büyük destek veriyor. Birebir olayların fotoğraflarını bulmaya çalışıyoruz. Görseller de girince adeta orada da bir boyut var, sanki 3 boyutlu 4 boyutlu bir şeye dönüşüyor sahnede ben yaşayarak anlatıyorum, kendim yaşamış gibi anlatıyorum.

-İlk gösteriyi İstanbul’da mı yaptınız?

Antalya’da. Bir kongrede. Eşimin plastik cerrahi kongresiydi. Biz 2 yıldır çalışıyorduk. 3 kadın toplanıp toplanıp okuyorduk. Bu işin sonu yok. Çünkü 3 kadın bir araya gelince çaylar demleniyor. Bu arada eşim de bilmiyor ne yapmaya çalıştığımızı. Nereye gidiyorsun diyor, bugün de çalışacağız diyorum hadi kolay gelsin diyor. 2 yılın sonunda bize artık süreniz doluyor deyince toparladık. Toparlayınca bize göre ortaya gerçekten çok hoş bir hikaye çıktı, bir kronolojik hikaye çıktı. Nereden nereye geldiğimizi 4 hikaye ile 4 ana başlıkla resmini çizdik sahnede. Biz de aslında çok heyecanlandık bundan. Antalya’da bunu sahnelediğimiz zaman biz de seyircide kendimizi ilk defa görecektik, seyirci de bizi sahnede ilk defa görecekti. Şaşkınlık oldu ilk tepki. Herkes şaşırdı. Çünkü biraz önce sizin de vurguladığınız gibi daha önce böyle bir şey yapılmamıştı. Sanat yoluyla tarihi anlatınca işin içine insanın zekası dışında sezgisi de girdi, duygusu da girdi. Öyle olunca boyutlandı. Daha çok anlam kazandı. Duyular önemlidir ya birkaç duyu ile hitap ederseniz, sadece kulak, sadece göz değil, hissiyat da girince işin içine sevgide oldu, hüzün de oldu, korku da oldu, heyecan da oldu. Hepsi aynı anda yaşandı 2 saat içinde.

-İlk oyunu oynadığınızda ne hissettiniz, gelen tepkilerden? Güzel bir şey yapmışız duygusuna kapıldınız mı?

Gözyaşları, şaşkınlık, söyleyecek söz bulamamak. Kulise gelenlerden söz ediyorum. Onların bu tepkileri bize doğru yoldayız dedirtti. Çok ünlü plastik cerrahlardan biri ben bu kongreye İtaya’dan tatilimden kalkıp geldim, ne işim var benim bu kongrede, öğrenecek şeyim mi var, ya da öğretecek halim mi kaldı derken, ben senin için gelmişim dedi. Ama bunu gözyaşları içinde söylüyor. Sonra Ankara’da prömiyerimizi yaptık ve 1,5 içinde 25 binden fazla izleyiciye bu oyunu sahneledik.

-Kaç oyun?

30’a yaklaştı.

Kaç şehirde?

Adana 18 oldu. İşin güzel tarafı ilk kitabı elime aldım okumaya başladım dedim ya o zaman demiştim ki bütün Anadolu’yu gezeceğim demiştim. Televizyon programcılığı güzel bir şey çok insana hitap ediyorsunuz ama kime hitap ediyorsunuz, söyledikleriniz sözleriniz yerini buluyor mu? Atmak istediğiniz noktaya gidiyor mu ok, onu bilemiyorsunuz. Ama burada onu yaşıyorsunuz. Burada geri bildirimi anında alıyorsunuz. Ayakta alkışlanmadığımız gösteri olmadı. Daha kapalı gişe oynamadığımız oyunumuz olmadı. Siz umutsunuz, siz ışıksınız denmeyen gösteri olmadı.

-Niye umut ve ışık olarak ifade ediyorlar sizi?

Biz fabrika ayarlarının neler olduğunu hatırlatıyoruz galiba. Yani bundan 100 yıl önce bu ülke nasıl kuruldu, hangi çabalarla hangi emeklerle kuruldu, neler yaşandı, aslında biz ne kadar güçlü bir ülkeydik, ne kadar dirayetli, güçlü insanlarız biz, neleri başardık, nelerin üstesinden geldik.

-Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet vurgusu mu yapılıyor?

Vurgu o aslında. Milli Mücadeleyi anlatmıyoruz, Kurtuluş Savaşını anlatmıyoruz ama Milli Mücadelenin yansıması olan eğitim savaşını anlatıyoruz, kültür savaşını anlatıyoruz. Atatürk de zaten bunu vurgulamıştır. Yaşanmışlıklarla anlatıyoruz. Ne dedi Atatürk, evet dedi cephede savaşımız bitti ama şimdi cahillikle savaşacağız, fakirlikle savaşacağız dedi. İşte bu savaştan örnekleri anlatıyoruz biz. Yani Atatürk’ün bir dehalık örneği olan Karadeniz Vapuru, Cumhuriyeti tanıtmak üzere yola çıkan bir sergi gemisini anlatıyoruz. 1926 yılında bütün Avrupa limanlarını dolaşarak biz buyuz projesini anlatıyoruz. Veya Özsoy Operası ne amaçla yapıldı onu anlatıyoruz. Özsoy Operasının İran’la ilişkilerimizi nasıl yumuşattığını anlatıyoruz. Soruyorum herkese bizim ilk operamızı biliyor musunuz, bizim operamız mı var diyorlar. Evet var. Kimisi diyor ki evet var, adı ne onu bilmiyorum. Peki ne amaçla yapıldı, onu bilmiyorum. İran’la ilişkilerimizi düzeltmek amacıyla yapılmış bir eser o. Her şeyin altında bir plan, bir şıklık, bir proje var. İkinci bölümde de Köy Enstitüleri projesi var. Cumhuriyetin aydınlanma eseridir Köy Enstitüleri. En güzel en büyük projesidir. Cumhuriyet kendisi rönesanssa, cumhuriyetin rönesansı da Köy Enstitüleridir. Onu anlatıyoruz, nasıl başladı, nasıl sonlandı? Başlama sebepleri neyde, sonlanma sebepleri neydi? Biz bazı şeyleri herkes biliyor sanıyoruz ama özellikle gençlerin Köy Enstitülerini bilmediğini fark ettik. Öyle olunca otobüslerle Hasanoğlan’a gidenleri görüyoruz şimdi. Bizlere hep yazıyorlar sayenizde öğrendik, kalkıp ziyaret ettik diye. Veya okullarda şimdi Köy Enstitüleri projeleri yapmaya başladılar. Daha yeni bir mesaj aldım Pınar Hanım doktora tezimi Köy Enstitüleri üzerine yapacağım, bana kitap öner misiniz diyen bir öğretmen var mesela… Bunlar bizi çok heyecanlandırıyor. Biz demek ki bir ışık yakmaya başladık, bir umut ışığı. İnsanlara, biz daha önce yaptık yine yaparız dedirtecek bir eser koyduk sahneye diyoruz.

-Tüm bunları yaparken siz Köy Enstitülerini ya da Özsoy Operasını düz bir şekilde anlatmıyorsunuz. Sanatın farklı kollarından yararlanıyorsunuz. Galiba biraz da ilgiyi çeken bu farklılık oluyor. Nasıl yapıyorsunuz bunu?

-İnsan hikayeleri. En önemlisi bu. Biz arşiv bilgisi, istatistik bilgisi vermiyoruz. İnsan hikayesi anlatıyoruz. Mesela bir Köy Enstitüsünde usta eğitici olarak Aşık Veysel vardı deyip geçmiyoruz. Aşık Veysel’in benim sadık yarim kara topraktır türküsünü Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsünde nasıl niye yaktığını, kimin için yaktığını, nasıl ortaya çıktığını da anlatıyoruz. İnsana birebir dokunmak. Yani neredeyse çok enteresan elimizle dokunmuş kadar görünür şeyler yaşıyoruz.

-Ülkenin birçok kentine gittiniz oyunu sahnelediniz. Her yerden gelen tepki aynı mıydı?

Aynıydı inanır mısınız? İzmir’de İstanbul’da, Ankara’da, Kayseri’de, Eskişehir’de, Trabzon’da, Balıkesir, Denizli’de, Elazığ’da, Datça’da ve şimdi de Adana’da herkes mi umut oldunuz ışık oldunuz der. Gençler de aynı tepkiyi verdiler. En son Elazığ’da genç bir kız bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak dedi. Şimdi bunları görünce hani o birleştirici damar var ya onu Yakup Kadri, Atatürk için çok güzel ifade ediyor diyor ki; Atatürk’ü özel kılan şey onun vücudunda, bedeninde milletin tamamının kafasında yüreğinde olanları birleştirmiş olmasıydı başarısı diyor. Tek bir vücutta bir millet görünüyordu onda diyor. Şimdi biz de bu oyunda gördük ki Anadolu’nun her köşesinde hatta yurt dışında da vatandaşlarımız aynı özlemle aynı hasretle ki bu nedir; birlikte, barış içinde, huzur içinde yaşayabilmektir. Atatürk bunu başardı. Biz bu yüzden cumhuriyet hayranıyız, bu yüzden Atatürk hayranıyız. Çünkü o birleştirmeyi başardı, bir araya getirmeyi başardı Anadolu topraklarında bizleri. Biz de bunu hatırlatıyoruz ve vurguluyoruz.

-Bundan sonraki plan nedir bu oyunla ilgili? Yurt dışı dediniz biraz önce, yurt dışına gitmeden önce Anadolu’nun başka şehirleri var mı?

Biz şu idealle başladık yola; her şehrine, her ilçesine davet edildiğimiz her yere gitmek. Bir hayalimde okullara gidip küçük küçük anlatmaktı bu hikayeleri. Bu da gerçekleşiyor şu anda. Biz daha bir oyunu sahnelemişken ikinci oyun doğdu içinden. Bir başka kongre dedi ki; üroloji kongresi bize Atatürk’ü anlatır mısınız?

-Ben de onu soracaktım.

O kadar bereketli bir işe girmişiz ki ucu bucağı yok. Bize ilk oyunumuzdan bahsederek dediler ki biraz kısaltabilir misiniz? Yok dedik bir kronolojisi var. Ne zaman istiyorsunuz dedik, 10 Kasım dediler. Ha siz Atatürk istiyorsunuz deyince, Banu Hanım “Gelin Pınar Hanım yeni bir oyun yazalım, olmak öyle bölük pörçük dedi. Onun üzerine de Kemal adlı oyunumuz çıktı ortaya. O da yaklaşık 2 saat 10 dakikalık. Doğumundan ölümüne, Mustafa’dan Mustafa Kemal’e, Mustafa Kemal’den Mustafa Kemal Atatürk’e, Gazi, Başkomutan Atatürk’e nasıl bir hayat yaşadı, yaşattı bunları anlatıyoruz.

-Oyun çıktı derken sahneliyor musunuz?

Onu da sahneliyoruz. İkinci oyunumuz bu, onu da sahneliyoruz. Sonra Elazığ’a 23 Nisan’da davet edilince 2 gün istiyoruz. İlkinde yetişkinlere, 23 Nisan günü de çocuklara. Okullardan çocukları getireceğiz deyince Banu Hanım dedi ki o zaman çocuk yazalım. Oturduk bu sefer çocuk çalıştık. Şimdi üçüncü oyunumuz “Orada Duruverseydi Zaman-Çocuk Özel”. Bu da üçüncü oyunumuz oldu. Şimdi arıyorlar bizi sizden 19 Mayıs dinlemek istiyoruz.

 

*******************************

BELKIS HANIMIN HİKAYESİ

Banu Mertyürek Güler oyunun metin yazarı. Kuyumcu titizliğiyle kelimeleri seçen ve vurucu cümleleri kuran Banu Mertyürek Güler, Pınar Ayhan’la ilgili düşüncelerini anlatırken sözler dilinden değil adeta yüreğinden dökülüyor:

“Tarihi olağanüstü farklı anlatan bir sanatçı, bir kadın. Sanatçı kimliği ile de öyle bir tarih anlatıyor ki, ama tarihi doğru anlatmaya çalışarak çok uğraşan bir insan. Orada çok önemli titiz bir nokta var. Bakıyorsunuz aynı tarihi bir başkası da bir başka tarzda anlatıyor ama ortaya belgesini koyarak, araştırmasını koyarak, fotoğraflarını koyarak anlatan ama çok farklı anlatan biri. Hatta tarihi bize böyle anlatsalardı diyen öğrenciler gördük. Ben farkı orada görüyorum. Yani üzerinde bir elbise var. giderek o elbise o kadar otuyor ki herkes şöyle diyor; ya şunu da anlatsanız. Hani kadın hikayeleri anlatsanız bize. Ama o hikayeleri nasıl, gerçek hikayeler bunlar, yaşanmış hikayeler. Biz tanımıyoruz ama Belkis Hanım diye biri. Çürüksulu Belkis. Ta 1900’lerin başında şuraya mavi röfle atmış bir kadın. 6 dil biliyor falan. Geçmişimizle ilgili kimseyi tanımamışız. 3 yıldır bir aradayız. Her gösteride bakıyorum, olmaz böyle bir şey diyorum.”

*****************************************

SIRA DIŞI OYUNA KATKI KOYANLAR

Tek kişilik oyunun Proje Tasarımı Pınar Ayhan’a ait. Oyunun Dönem Araştırma ve Metin Yazarlığını Banu Mertyürek Güler yapıyor. Yapımcılığını Sühan Ayhan’ın üstlendiği müzikal belgeselin, Proje Koordinatörü Ayşe Karakoç, sahne rejisi ise Özgür Billur tarafından gerçekleştiriliyor. Sahnede sanatçıya eşlik eden orkestra ise Aslı Gültekin (Çello), Bilgin Canaz (Ney), Erdinç Aktuğ (Perküsyon), Evren Kalaycıoğlu (Piyano) ve Metin Altun (Bağlama/Ud/Buzuki) gibi deneyimli müzisyenlerden oluşuyor.

Lagos Balık
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter
ümraniye escort ümraniye escort göztepe escort kadıköy escort kadıköy escort ataşehir escort antalya escort

escort bodrumbodrum escort bayan

antalya escort istanbul escort ataköy escort istanbul escort beylikdüzü escort escort istanbul ataşehir escort şişli escort ataşehir escortkadıköy escortescort beylikdüzü escort kadıköy