pendik escort kartal escort kurtkoy escort maltepe escort

istanbul escortkayseri evden eve nakliyat

bayan escort izmir

KENDİNİ SEVMİYORSUN KARDEŞİM!... - Çukurova Press Gazetesi

Çukurova Press Twitter
ankara evden eve nakliyat
kayseri evden eve nakliyat

KENDİNİ SEVMİYORSUN KARDEŞİM!…

Lagos Balık
25 Kasım 2018 75 views 0

Sevmek, feda oluş değil; birlikte üretmek ve birlikte paylaşmaktır…

 Bu şehirde AVM’lere karşı olmayan, Esnaf Odaları ve başkanlarının , Ticaret Odası, Sanayi Odası başkanlarının, sivil toplum kuruluşlarının “Ekonomik durgunluktan ve İşsizlikten” şikayet etme hakları yoktur.

Şikayet ederlerse de sizi bilmem ama ben samimiyetlerine inanmam.

 

Sana şöyle bir baktığım zaman, kendini sevmeyen insan görüyorum.

Mutsuz, kaygılı, hayatını feda etmiş, değerinin farkında bile olmayan insanlar görüyorum.

Üzülerek söylüyorum;

 

YAŞADIĞIN ŞEHRİ SEVMİYORSUN

Sen yaşadığın şehri sevmiyorsun kardeşim.

Eğer yaşadığın şehri sevmiş olsaydın, o şehrin ölümünü öylesine kaygısız izlemezdin.

Sen ağaçları kesip, yerine kendine hücreler inşa ediyorsun, sonra da kestiğin ağaçların fotoğraflarını hücrenin duvarlarına asıyorsun.

Sen yaşadığın şehri sevseydin, beton uğruna ağacı feda etmezdin.

Ve sen şehrini seviyor olsaydın, silindire aşık olup, traktörden nefret etmezdin.

Irmaklar akıyor senin hemen yanından… O ırmaklar suların parıltısıyla değil, attığın çöplerin ve poşetlerin in iğrenç görüntüsüyle akmaktadır. Balıkların oynaşması gereken yüzeyde, çöpler kaynaşmaktadır.

Sen şehrini seviyor olsaydı, çocukların dallarında oynaması gereken ağaçları, otomobiline betondan park yeri yapmak için katletmezdin.

Sen şehrini seviyor olsaydın eğer, oy verdiğin belediye başkanları ve ekiplerinin şehri bu denli talan etmelerine göz yummazdın. İtiraf et, sen talana değil, talandan yeterli paya almadığına isyan ediyorsun.

Ruhunda, talandan beklenti olduğu için, farkında olmadan, çocukların geleceğini feda ediyorsun.

Ruhunu temizlemek için ibadet yerleri açıyorsun, ama o ibadet yerlerinin çevresi şehir çöplüğü gibi pis. Böylelikle ne ruhunu temiz tutabiliyorsun ne de çevreni.

Yaşadığın şehri sevmiş olsaydın eğer; fabrikaların yıkılıp yerine AVM’lerin inşa etmeye hiç bir siyasi cesaret edemezdi. Ve sen şehrini seviyor olsaydın, geleceğini karartan bu AVM’lerden, şeytan görmüşçesine kaçardın. Ama sen, engelleri aşarak, kendi ekonomik celladının kucağına atlıyorsun. Çünkü sen, kendini de şehrini de sevmiyorsun.

Senin, şahsi çıkarların için yaşadığın şehri feda edebileceğini kestiren siyasiler, şehrin katliamını yasalarla gerçekleştiriyorlar.

Bir de işsiz kaldım diye mızmızlanma…

Hiç samimi değil, bu şehrin, devasa üretim makineleri olan fabrikaların yıkılıp, yerine devasa tüketim tapınaklarının inşa edilmesini alkışlıyorsan, işsizliğin için mızmızlanmana gerek yok.

Bunların suçunu, falanca veya filanca partiye yükleme…

Onlar Merih’ten gelmedi, içinizden geldi.

Onlar, senin düşüncelerinden geçenleri icra ediyorlar sadece…

 

SEN ÇOCUKLARINI DA SEVMİYORSUN

 

Çocukların için kendini nasıl paraladığını görüyorum.

Ne büyük feda edişler ve ne büyük mücadele verdiğini içim karararak izliyorum. Feda oluşu sevmek zannediyorsun. Oysa sevmek feda ediş değil, birlikte üretmek ve birlikte paylaşmaktır.

Onların üretme ve paylaşma duygularını elinden alıp, sadece vermeye çalışıyorsun.

Ben ülkemde milyonlarca çocuğun, dünyayı daha aydınlık bir pencereden görmeleri gerekirken, ruhların nasıl karartıldığını görüyorum. Sen, onların göz yaşlarına bakmayıp, nasıl döverek, mahalle aralarındaki örümcek yuvalarına götürdüğünü görüyorum.

Onlar, oynamak, koşmak, evreni tanımak ve bilmek isterken sen onların beynine zincir vurup sadece inanmaları için uğraşıyorsun.

Onların özgür olmasından korkuyorsun…

Onların, insana, sevgiye, doğaya, bilime inanmalarına engel olup, sadece “inanmaya inanmalarını” sağlamaya çalışıyorsun.

İşte mutsuz ülkenin insanları böyle yetiştirilir.

Bu sadece, inanmayı hayatının merkezine koyanlarda değil, inancı yaşamının merkezine koymayanlarda da var.

 

ÖZGÜRLÜKTEN KORKUYORSUN

 

Sen anne baba, oturup neler olduğuna şöyle bir bak; hem de korkmadan…

Çocukların için ne yapıyorsun?

Hemen “hayatımı bile feda ediyorum” diye feryat etme.

Çocuk senden “senin hayatını” istemiyor, o “kendi hayatını” kurmak istiyor.

Buna izin vermiyorsun.

Sen hayatında elde edemediğin şeyleri çocuğuna vererek onu mutlu etiğini düşünüyorsun.

Mühendis, olamamışsan, çocuğunu mühendis yapmak istiyorsun.

Eline doktorluk geçmediği için çocuğunun doktor olmasını istiyorsun.

Hangi özlem içindeysen o özlemini çocuğa vererek gidermek istiyorsun.

Çocuğa bir hayat ve gelecek biçiyorsun…

Çocuğa veriyorsun. Hep veriyorsun… Çocuğun neyi isteyip, neyi istemediğini bilmeden…

Vermeyi, çocuğa sevgi olarak algılıyorsun; zamanla çocuk da sadece almayı sevgi olarak algılamaya başlıyor.

Böylelikle ne üretmenin o insanlaştıran coşkusunu ne de paylaşımın erdemli büyüsünü tanımıyor.

Sen ona her şeyi vererek; onun üretme ve paylaşma duygusunu öldürüyorsun.

Sonra da ahlaksız bir nesilden şikayet ediyorsun…

Şikayet ettiğin siyasetçiler gibi bu ahlaksız nesil Merih’ten gelmedi… El birliği ile yetiştirdik.

Söz aramızda sen aileni de sevmiyorsun.

Aileni sevmiş olsaydın eğer, hayatının merkezine mutlu olmayı koyardın.

Hayatının merkezine para sahibi olmayı koyduğun için, aileni de kaybediyorsun…

Daha çok kazanmak için, ilk feda ettiğin şey çocuklarla birlikte geçireceğin zamandır.

Oysa, yıllar sonra, mutluluktan feda ederek elde ettiğin bütün parayı versen de kaybettiğin zamanın tek bir dakikasını geri alamazsın.

Yeryüzünde hiç kimse, kazandıklarını iade ederek, o uğurda kaybettiklerini geri alamamıştır.

Sen de alamayacaksın.

 

Çocukların var olsun diye değil, sahip olasın diye mücadele ediyorsun.

Onların “bağımsız bir kişi” olmasından korkuyorsun. İşte, gözün aydın! Artık çocukların bağımsız değil.

Bağımsızlık, neye bağımlı olduğunun kavranmasıdır. Neye bağımlı olduğunu kavrayamayan ve kendi iradeleri ile karar veremeyen çocuklar, şimdi hiç bir şeye bağımlı olmadan başıboş bir şekilde yaşamaktadırlar.

Otobüste yer kapmak için yaşlıdan önce koşan, sanal dünyada yaşayan, gerçek dünya ile iletişim kuramayan, marka peşinde koşan , üretmeyen, üretme ihtiyacı bile hissetmeyen, aşk ve özleme yabancı, şiir yazma duygusundan yoksun gençler…

Elbette bu anlattıklarımın istisnası olacaktır: zaten o istisnalar da geleceğin mutlu dünyasını kurmak için mutsuz insanlar olacaklardır.

 

KENDİNİ DE SEVMİYORSUN

 

Kendini sevmeyen insanın, çevresini, dostlarını ve dünyayı sevmesi de mümkün değildir.

Seni izledikçe, hayretten hayrete düşüyorum.

“Temizlik ibadetin yarısı”; “çalışmak ibadettir” diyen olağanüstü bir inancın mensubu olarak, hem temiz değilsin hem de çalışkan değilsin…

Ne pislik ne de tembellik senin doğanda yoktur ama sen bu iki özelliği eğitim ile elde ettin.

Bilgisiz doğdun, eğitim ile cahilleştin.

Yaptığın her şey sana karşı…

Bindiği dalı kesen, Nasrettin Hoca fıkrasına gülüyorsun ama en mükemmel yaptığın şey; bindiğin dalı kesmek.

Sen kendini seviyor olsaydın: Önemli insanların değil, değerli insanların ardına düşerdin.

Sen, kendini sevseydin, ufak tefek şeyler ürettiğin bahçeni, bir put gibi tapındığın otomobiline park için betonla öldürmezdin.

Sen kendini sevseydin eğer, bir ev sahibi olmak için yirmi yılını ipotek etirmezdin.

Sen kendini sevmiş olsaydın eğer, sanattan, edebiyattan, bilim ve teknikten canavar görmüş gibi kaçmazdın.

Sen, sevmeyi ile bilmiyorsun.

Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysan, bana istediğin kadar kızabilirsin.

Ama bana kızmak, kendi elinle yok ettiğin mutluluğu sana geri kazandırmaz.

Uyumak, aldanmak, anlamsız bir hayatın içinde olmak istiyorsan, sana kimse yardım edemez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lagos Balık
SEDAT MEMİLİ
SEDAT MEMİLİDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter

kaçak iddaakaçak bahisgüvenilir bahis siteleriiddaa sitelerien iyi bahis siteleriillegal bahisen iyi canlı bahis sitelericasino sitelericanlı bahis siteleriensobet üyelikbonus veren siteler