Çukurova Press Twitter

SAVAŞA EVET!

Lagos Balık
02 Eylül 2018 29 views 0

 

Barış, hiç zafere analık etmemiştir…

Zafer, savaşın onurlu çocuğudur…

 

 

 

Ordu savaşarak seni koruyor… Sana sadece silahlarla değil, bilgisayar tuşları ve ekonomik ayak oyunları ile saldırı yapılıyor. Ordu’nun savaşı ancak ve ancak senin davranışların ile anlam kazanır. Sen yurttaş olarak, tüketimin değil, üretimin bir parçası olmalısın…

Ordu silahlarıyla savaşırken, sen traktörünle, torna vidanla, tezgâhınla, kepenklerinle, toprağınla, biçer döverin ile üreterek destek vereceksin. Senin silahın üretim gücündür.

 

 

KUTSAL SAVAŞ; KUTSAL DAVA

 

Savaşı kutsal kılan iyi bir dava mıdır? Yoksa davayı mukaddes kılan iyi bir savaş mıdır?

Konuya Friedrich Nietzsche’nin ortaya atmış olduğu bir soruyla başladım.

 

Son iki gündür 1 Eylül, Dünya Barış Günü dolayısıyla birçok kişi ve kurumun, savaş karşıtı dilek ve mesajlarını okudum. Halisane duygularla, savaş karşıtlığı içeren bu mesajları sadece “iyi niyetli oldukları” gerekçesi ile gayet doğal karşıladım. Tahmin ediyorum ki bugün, işgalci, emperyalist ülkelerde de savaş karşıtı olan bir çok mesaj yayınlanmıştır.

Düşünce ve temenni olarak elbette ki savaşsız, kansız bir dünya özlemi içinde olmak sadece benim değil bütün insanlığın ülküsü olmalıdır.

Ben izninizle farklı bir pencereden konuya değinmek istiyorum.

“Savaşa Hayır!” demek duygusal bir istek olup, teoride doğru ama pratikle gerçekleşmeyecek bir temennidir.

Felsefi anlamda evrensel oluşmanın, karşıtların birliği ve savaşıyla gerçekleştiği; kişinin yaşamda var olabilmek için verdiği bireysel savaşlara vs gibi konulara girmeyeceğim.

Burada ele aldığım sadece ve sadece siyasal anlamda ülkelerin ekonomik nedenlerden dolayı yapılan savaşlardır.

 

BÜTÜN KALBİMLE:“ SAVAŞA EVET!”

Eşitsizliğin yaşandığı bir dünyada savaşa karşı çıkmak (Hele Vatan tehdit altında iken ) farkında olmadan kötünün safında yer almaktır.

Eğer adaletsizlik varsa, eşitsizlik diz boyu ise, insanlar sadece renginden, mezhebinden, inancından dolayı dışlanıyorsa böyle bir dünyada savaşa evet!

Bütün kalbimle savaşa “evet” diyorum ve “savaşa hayır” diyenlere katılmıyorum. Çünkü;

Bütün dünya ulusları kardeşçe ve eşit haklara sahip olarak yaşadığı bir dünya özlüyorum.

Böyle bir dünya olmadığı müddetçe Savaşa evet! Hem de bütün kalbimle…

Kongo’daki sefaletin nedeni Belçika’daki zenginlik ise;

Somali yurttaşlarının fakirliği, denizlerinin zengin ülkelerce talan edilmesinden kaynaklanıyor ve Somalili kendi denizlerinde dahi balık tutma hakkından mahrum ise,

Dünyanın altıda bir nüfusuna sahip Amerika, dünyadaki üretilen bütün değerlerin üçte birini tüketme hakkını kendinde görüyor ise,

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 23 ülkenin haritasının ve bu coğrafyada yaşayan insanların kaderini değiştirme hakkının kendisine Tanrı tarafından verilmiş bir hak olduğunu iddia eden ABD yöneticileri var ise,

Birkaç büyük şirketin kasasına kâr olarak akacak Ortadoğu petrolleri için Suriyeli, Iraklı ölüyorsa, Ben savaşa nasıl hayır diyebilirim?

Kaddafi, Libya Çöllerinde halkına cennet yaratmıştı. Sattığı petrolün karşılığı olarak sahte dolar yerine altın istediği zaman haramilerin hışmına uğradı ve Libya Halkı “Savaşa hayır” diyerek, geleceğinin kararmasına neden oldu.

Libya Halkının iradesi dolarla satın alındı ve Taft’ın dediği gibi obüslere gerek kalmadı.

 

KURTULUŞ SAVAŞI: SAVAŞA EVET İDİ…

Kurtuluş Savaşı sırasında Savaşa Hayır diyen kişiler bir anda ya İngiliz ya da Amerikan Mandası safında buldular kendilerini.

Savaş karşıtlığı, emperyalizm karşıtlığı düzleminde yapılmalıdır.

Bu gün ABD’nin Suriye’de yaptığı Savaşa Hayır!

Ama Suriye’nin kendini korumak için yaptığı savaşa Evet!

Suudi Arabistan’ın insanlık dışı eylemi olarak Yemen’e saldırısına Hayır!

Yemen’in kendini savunmasına Evet!

 

“Savaşın galibi yoktur” der bir görüş. Buna da katılmıyorum. Çanakkale Savunması bir zaferdir. Bütün kayıplara rağmen… Şimdi düşünüyorum, haksız bir savaşın galibi, kendine zafer abidesi dikmiş midir? Haksızın galibiyeti bile utanç vericidir.

Zafer abideleri barışın sonucunda değil savaşın sonucunda dikilir.

İspanyollar gelene kadar, İnkalar ve Avrupalılar ayak basana kadar da Aztekler görkemli medeniyetlerinde yaşıyorlardı. Avrupa’nın canileri Güney Amerika kıtasına ayak bastıkları zaman, medeni olan İnka ve Aztekler onları çiçeklerle karşıladılar. Barış içinde ağırladılar. Ama, akşam olunca, onların kılıçları altında katledildiler.

İyi niyetle aç aslanların arasında dolaşan bir ceylanın kader akşama onların sofralarına meze olmaktır.

Hain bir düşman karşısında barışı dilemek, düşmanın merhametine sığınmaktır.

Zaferler, merhametle değil, cesaretle elde edilir.

 

SAVAŞ KARŞITLIĞININ ÇELİŞKİSİ

 

Siyasal savaşlar sadece silahlı çatışma şeklinde gelişmez. Her fırsatta dile getireceğim, ABD Savaş bakanı Taft, daha 1912 yılında: “Ülkeleri bundan böyle obüsle değil, dolarla fethetmeliyiz” demişti.

Kurtuluş Savaşı sonunda Mustafa Kemal Atatürk: “Esas savaş şimdi başlıyor. Bu zaferimizi ekonomik zaferle taçlandırmalıyız” anlamımda görüş bildirmiştir.

 

Hem savaşı istememek hem de ithal malı angusla beslenmek bir çelişkidir.

Hem savaşa hayır deyip, hem de;

Köydeki tarlayı boş bırakıp, her ürünü marketten almak;

Devlet dairelerinde rüşvet alıp, hak yemek,

Belediyeler için bir yolu dört beş kere kazıp dört beş kere inşa etmek suretiyle, kamu malını israf etmek;

İhaleleri, liyakati olanlara değil de sadakati olan gizli ortaklarla paylaşmak,

Yaşadığın sokağa ve mahalleye saygı duymamak, evini temizleyip, mahalleye de çöp bidonu muamelesi yapmak,

İşyerini kapatıp, AVM’lere gidip, şehrin ekonomik değerlerini üç beş kişinin kasasına akıtmak,

Türk parası dururken yabancı dövizle alışveriş yapmak;

Milli ve yerli üretimi geliştirmek yerine ithal malı ürünleri almak, üstelik bununla hava atmak bir çelişkidir.

Bu listeyi sayfalar boyu uzatabilirsiniz.

Hepimiz bu toplumda yaşıyoruz… Daha düne kadar hepimiz üreten birer el iken şimdi tüketen bir canavara dönüştük.

Nüfusumuzdan fazla cep telefonumuz var; borca aldığımız parayla inşa ettiğimiz otoyollar üzerinden bizim olmayan ve borca aldığımız arabalar ile gezerken, kimse “Savaşa hayır!” demesin.

Önce şunu kabul et, Sen savaşın ortasındasın. Silahlı Savaşı Silahlı Kuvvetlerimiz yapıyor… Sen de şehitlerimizin arkasından ağlıyor ve dövünüyorsun… (Bu konuda samimi olduğuna inanıyorum) Ama, savaş sadece ordu ile değil, Ordu Millet işbirliği ile kazanılır.

Ordu seni koruyor… Sana silahlarla değil, bilgisayar tuşları ve ekonomik ayak oyunları ile saldırı yapılıyor. Ordu’nun savaşı ancak ve ancak senin davranışların ile anlam kazanır.

Sen yurttaş olarak, tüketimin değil, üretimin bir parçası olmalısın…

Ordu silahlarıyla sen traktörünle, torna vidanla, tezgâhınla, kepenklerinle, toprağınla, biçer döverin ile üreterek savaşacaksın… Senin silahın üretim gücündür.

İthal malı lüks araba önünde poz veren tüketici gence değil, traktörü üzerinde olan köylüye saygı duyacaksın.

Mahallendeki bakkalından, manavından, konfeksiyon mağazasından alışveriş yapacak kendi tarlanda ürettiğini, kendi otlaklarında beslediğini tüketeceksin.

Aksi takdirde Silahlı Kuvvetlerinin cephelerde kazandığı savaş, senin yüzünden kaybedilecektir.

Şu an anlayın bunu… Anlayın.

Şimdi bunları anlamak kahramanlık seviyesindedir.

Evet Savaşa Evet! Binlerce, milyonlarca kez Evet!

Aksi takdirde şeytanın saldırıları karşısında yapılacak bir barış, kapıları olağanüstü küçültecektir. Ve o kapıdan geçmek için mağlup milletlerin evlatları çok eğilmek zorunda kalacaktır.

Ve unutulmasın ki, hiçbir devirde insanlığın büyük davaları barış zamanında kazanılmamıştır.

Girişte sorulan soruyu artık sen yanıtlayacaksın…

 

 

 

 

Lagos Balık
SEDAT MEMİLİ
SEDAT MEMİLİDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter