pendik escort kartal escort kurtkoy escort maltepe escort

istanbul escortkayseri evden eve nakliyat

bayan escort izmir

ŞEHİTLERDEN UTANMALIYIZ... - Çukurova Press Gazetesi

Çukurova Press Twitter
ankara evden eve nakliyat
kayseri evden eve nakliyat

ŞEHİTLERDEN UTANMALIYIZ…

Lagos Balık
20 Mart 2019 53 views 0

Bu cennet vatanı silahla teslim alamayanlara para ile verdik…

 

“Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma; Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.”

 

Tevfik Fikret’in bu muhteşen onuru ile yetişen biz; “Hey corj versene borç, olmaz maykıl bende de yok…” konumuna geldik.

Corç’tan aldığımız borç, esasında mahrem elinin mabedimize sokulmasıydı.

*

Bu gün Çanakkale Şehitlerimiz anılacak…

Ama ben bu anmalara katılmamak için saklanacağım; anma törenlerine katılmayacağım…

Çünkü utanıyorum ve utanç içindeyim.

Çanakkale’de canını verenler neden ölü olarak anılmıyorlar?

Çünkü onlar, herhangi bir kazasında ölmediler,

Onlar bir gıda zehirlenmesi veya başka bir nedenle ölmediler,

Onlar tarihe “Çanakkale Ruhu” olarak geçecek olan ulvi bir ruh uğruna canlarını verdiler: Bu yüzden onlar sadece ölü eğil, “Mübarek şehitlerdir”

Onları nazarımızda ulvileştiren bu ruhtur.

Bu ruhu görmezlikten gelerek, o yüce makamda olanların karşısında olmaya utanıyorum….

 

ŞEHİTLERİN VASİYETİ

O yüce ruhların bize bir vasiyetleri var;

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın!

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın…”

Cumhuriyetin ilk yıllarında göğüsler siper edilmiş ve hemen ilk on yılda, bu vasiyete cevap verilmiştir:

“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan”

Cumhuriyet insanı Çanakkale ruhu ile kurtardığı bu vatanda giriştiği, ekonomik, siyasal ve özgürlük savaşını kazanmış;

“Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” diyerek, şu mesajı vermiştir:

“Ey Bu topraklar için toprağa düşmüş asker, sen cennet mekanında rahat uyu, ben bu toprakları, “vatan” yaptım! Toprağından, denizine, akarsularından göklerine kadar bağımsız bir vatan yaptım! gönlün rahat olsun” dedik

Çünkü Şehide saygı onun düştüğü topraklara saygıdır.

O yüzden, demiryolları millileştirildi, o yüzden silolar, tersaneler inşa edildi; o yüzden, traktörler ve biçerdöverler ile üretim yapıldı. O yüzden yurdumun bir yanından savaşın dumanları tüterken öteki yanından fabrikaların bacası tütmeye başladı.

 

VATANI ÇİFTÇİDEN ÖĞRENDİM

Bana vatanı, okuduğum yüzlerce cilt kitap öğretmedi. Ben vatanı, Afyonkarahisar ‘da, pancar üreticisi olan bir çiftçiden öğrendim.

Bir Ekim ayında Afyonkarahisar’dan ‘dan geçiyordum, önümde bir traktör, pancar yüklüydü.

Dana kafasından büyük şeker pancarları yola dökülüyordu. Traktör sürücüsü farkında değildi. Ben de dökülen bir kaç tanesini alıp, traktörün önüne geçtim ve:

“Maşallah dedim o kadar bereketli ki döke döke gidiyorsun” diyerek pancarları çiftçiye verirken: “Çok olduğu için mi yola saçılmasını umursamadın” dedim. Birden:

“Hayır, hayır” diye telaşlandı, nasıl umursamam bunlar benim vatanım dedi ve pancarı öpüp başına koydu… Vatan nasıl umursanmaz?” dedi.

İşte o vatan konusundaki anlayışımın kırılma anı idi. Vatan, o çiftçinin pancarı idi; o çiftçinin ailesinin vatanı da şeker fabrikalarıydı… Bir işçinin vatanı, fabrikalardaki dişliler,

Sanayicinin vatanı atölye ve imalathanesi, Bir radyo programcısının mikrofonu, yazarın daktilosu, gazetecinin kalemi, benim vatanım ise kağıt ve kalemimdir. Vatan bunların toplamıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, “Hatt-ı Müdafaa yoktur; Sath-ı Müdafaa vardır, ve bu satıh bütün vatandır” dediğinde esasında hem vatanın her karış ve santimetrekaresini kast ediyor hem de Çanakkale Şehitlerine söz veriyordu.

“Bu vatanın her karış toprağı, mübarek şahadetinizden kalan bir emanettir…”

BU EMANETİ NE HALE GETİRDİK

Biz bu emaneti ne yaptık?

1950’li yıllarda;

“Baltalar elimizde / Uzun ip belimizde… / Biz gireriz ormana vay ormana…”

El İnsaf! Elinde balta, belinde uzun ip ile ormana neden girilir? Fidan ekmek için mi? Hayır bu artık bir talanın habercisiydi…

Biriktirilen değerlerin talan süreci böyle başladı. Şarkılarla türkülerle başladı.

Baltalar ve uzun ipler kılık değiştirip uluslararası anlaşmalara dönüştü.

“Balta ve beldeki uzun ipin “adı, Önce “24 Ocak Kararları” oldu…

Sonra, liberalleşme adı altında, başıboşluğun – özgürlük- diye içirildiği dönem ve arkasından şok bir darbe: Özelleştirme.

Siyasal iktidarlara yaranma, biraz da menfaat bekleme adına iş adamlarımız, bellerindeki uzun ipin kendi boyunlarına dolandığını anlamak istemediler. Ve ardından baltalarında giyotin’e dönüştüğü son hamle: Gümrük birliği anlaşması.

tarih şöyle yazacak: Ülkesi ekonomik yönden işgal edilen Türkiye’de halk işgalleri havai fişeklerle kutladılar…”

“Baltalar elimizde” nin anlamı şu; Fabrikalar kapanıp, yerine AVM inşa etmek… Topraklarımızı boş bırakıp, tarım ürünleri ithal etmek…

Köylerde üretici hayatı terk edip, kentlerde tüketimin bir parçası olmak… Talan bu… Çekirgeler gibi; üretmeden tüketmek…

*

NAMERT’İN ELİ NEREDE?

Yine şehitlerin vasiyetine döneceğim;

“Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı: / Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:/ Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı…”

İşte biz bu vatanı verdik…

Mesela demir çelik fabrikalarımızı, şurada burnumuzun dibinde ÇUKOBİRLİK’i, TEKEL’i, verdik hep verdik…

En son, yere düşen şeker pancarını “vatan” diyerek öpüp başına koyan çiftçinin şeker fabrikaları verdik…

Bu cennet vatanı silahla teslim alamayanlara para ile verdik…

Ben hangi yüzle Çanakkale Şehitlerinin karşısına çıkacağım…

Benim bu ülkemin göklerinde Tevfik Fikret’in secde edilesi gururu hakimdi:

 

Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.

*

evet, biz böyle yetiştik… Sonra ne oldu:

“Hey corj versene borç, olmaz maykıl bende de yok…” konumuna geldik.

Corç’tan aldığımız borç, esasında mahrem elinin mabedimize sokulmasıydı.

 

Bu topraklar için toprağa düşmüş asker, Mehmet Akif Ersoy’un dilinden bana sesleniyor:

“Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:/ Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli…”

Benim mabedime, yabancı eli değmesin, senden ilahi isteğim budur diyen, Çanakkale Şehitlerine ben nasıl cevap veriyorum, verebiliyor muyum?

Bakın size aymazlığımızın doruk noktasından bir örnek vereyim;

“Oto yolları aldığım borç para ile inşa ediyorum…

Bu otoyollardan geçecek otomobil için yabancı bankalardan kredi alıyorum…

Otomobilimi yabancıların şirketine sigorta ettiriyorum…

Yabancılardan aldığım akaryakıt ile, zenginim diye geziyorum… Ve ardından fabrikaları yıkıp yerine AVM’ler inşa ediyorum.

*

Ondan sonra gazeteler, Seyit Onbaşı’dan tutun da isimsiz kahramanları kastederek: “Vatan size minnettardır” Bu gazeteler acaba, şeker fabrikalarının özelleştirmesine ne diyorlar? Fabrikaların, atölyelerin yıkılıp, yerine AVM inşa edilmesine ne diyorlar?

Bu mübarek şehitlere minnettarlık, onların uğruna canlarını verdikleri değerlere sahip olmak değil midir?

vasiyetine uymadığımız bir şehide nasıl minnettar olacağız.

Toprağım, tohumum, madenlerim, su kaynaklarım, bilgisayarımın tuşları tutsak…

“namahrem eli” benim mabedimden çıkmıyor ki;

Göğsümde namahrem eli ile şehitlerin huzuruna nasıl çıkayım?

Utanç içindeyim…

Utanç…

 

 

 

Lagos Balık
SEDAT MEMİLİ
SEDAT MEMİLİDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter

bedava bahis

mobil ödeme bahis

mobil ödeme bahis

canlı bahis

deneme bonusu

deneme bonusu

bahis siteleri

mobil ödeme bahis

casino siteleri

kaçak bahis siteleri

deneme bonusu veren siteler

kaçak iddaakaçak bahisgüvenilir bahis siteleriiddaa sitelerien iyi bahis siteleriillegal bahisen iyi canlı bahis sitelericasino sitelericanlı bahis siteleriensobet üyelikbonus veren siteler