Çukurova Press Twitter

TANRI PAZARLAMACILARI…

Lagos Balık
08 Ağustos 2018 32 views 0

 

ABD’nin müttefikliği, düşmanlığından daha tehlikelidir.

ABD’yi müttefik sanmak, boynunda bir akrep taşıyıp da zehirlemeyeceğini zannetmek gibidir.

 

Kitabım yayınlandığı zaman bir misyoner sordu:

“Sedat Bey, İnsanların Hıristiyan olmasında sizce ne sakınca var?”

“İnsanların Müsl

üman kalmalarının sizce ne sakıncası varsa, o sakınca var” diye yanıtlamıştım.

 

ŞU PAPAZ KONUSU…

Şu Papaz Konusu, başta Türkiye olmak üzere dünyayı “aptal” yerine koyan bir tiyatro oyunlarından biri… (En acıklısı da hala bu entrikanın inanmış seyircileri olduğudur. )

Bu vesile ile Türkiye’deki misyonerlik çalışmalarının yeniden mercek alınması gerekmektedir. Bu görülmek istenmeyen gizli yara bir çok problemlere yol açabilir.

2006 yılında yayınlanmış olan “Vatikan, Para ve Kan İmparatorluğu” kitabımın yeni baskısı için hazırlık yapıyorum. Bu gün o kitaptan bir bölüm paylaşacağım.

 

Tanrıyı onurlandırmayı kendine görev edinenler…

 

“Eski Ahit’ten, Yeni Ahit’e…

Yeryüzünde en savunmasız iki kavram vardır; biri ölüler, diğeri de Eski ve Yeni Ahitin Tanrıları’dır. (Ben onlara Petrus’ün Üç Tanrısı diyorum.) .

Onlar hakkında her şeyi söyler yazabilirsiniz. Onlar ortalıkta dolaşan serbest mal gibi her kesin beklentilerine yanıt vermek için hazır beklerler. İtirazları da olmaz.

Bir düşüncenizi onlara adayabilir, bir eyleminizin nedenini onlara yükleyebilirsiniz.

Birinin anısına, diğerinin onurunu yüceltme adına yapamayacağınız kötülük yoktur. İyilikler de yapabilirsiniz. Hatta kötülükleri de iyilik gibi yapabilirsiniz. Örneğin yargılar ölüme mahkûm edersiniz. Ama onların onurunu yüceltme adına, kan dökmeniz yasaklandığı için, infaz için bölgesel mahkemelere gönderebilirsiniz.

Engizisyonları kendi adınıza kuramazsınız, ama İsa, ölmüş azizler ya da tanrı adına bu ölüm mekanizmasını kurmakta bir sakınca yoktur. Hangi toprağı durup dururken işgal edebilirsiniz ki; Ama peygamberin müjdesi ve Tanrı’nın emriyle bunu yapmak kutsallaşır.

Hatta ibadethanelerde teslim olmuş insanların beynine kurşunu vicdanınız rahatsız olmadan sıkabilirsiniz; öyle bir kutsal gerekçeniz var ki sizi hem bu dünyada hem de öteki dünyada günahlarınızdan arındırır. (ABD’li Irak’ta camiye girip Müslüman’ın kafasına kurşun sıktı. Kurşunu sıkan barış elçisi, kurşuna itiraz eden İslami Terörist oldu.)

Kendi adınıza adam öldürmenin, kafa kol koparmanın günahına dayanamayanlar bunu Tanrı ya da ölüler adına yapabilir. Ne mahsuru var? Hatta kendilerince sevabı bile var.(!)

İstediğiniz tanrıyı yaratır, istediğiniz nitelikleri yükleyebilirsiniz. Nasıl olsa bu dünyada size ceza veremeyecek tanrı için, öteki dünyayı beklemekte bir sakınca yok. Eski Ahit’in kan dökücü, ırkçı, kinci ve kıskanç tanrısını bırakıp, yeni ahit’te kalbi sevgi dolu ama dünya egemenliğini isteyen bir tanrı da yaratabilirsiniz.

Örneğin günahlarınızı affetmeyen Eski Ahit tanrısı yerine, ücreti karşılığı günahınızı affeden yeni Ahit Tanrısını yaratabilirsiniz. Hatta bu tanrının adına “endülijans”ları üretip, sonsuz mutluluklar ülkesinin tapusunu dağıtabilirsiniz.

(Selahattin Eyyubi’nin koruduğu Kudüs’ü geri almak için “Selatin Vergisi” koyan ve bu vergiyi ödeyenlerin cennette yer aldıklarını ilan eden Katolik düşüncenin bu güne kadar sürmediğini zannedenler yanılmasın.)

Ama Yeni Ahit’in vaat ettiği bu sonsuz mutluluk, yaklaşık 2000 yıldır insanlara felaket, kan ve gözyaşı olarak dönüyor. Fakirlik, sefalet ve sürünen ruhlar arasına inşa ettiğiniz tapınaklar, öyle göz kamaştırıcıydı ki, çevresindeki gözyaşlarının görülmesini önledi.

Hani şu Eski Ahit’in tanrısı, hani inananlardan kan isteyen tanrı. Anımsayın canım. Sünnet olmayanı Yahudiliğe kabul etmeyen tanrı yerine, Anadolu’nun üzüm sirkesini benimseyen tanrıya geçerken dökülen kanlar ve gözyaşları, dünyayı oluşturan okyanusun sularından fazladır.

HİMMETİ BOL TANRILAR…

Adına papaz, rahip, diyakoz daha bilmem neler denilen ve yaşamı boyu “beleşten geçinen” bu Tanrı Pazarlamacıları, bıkmadan usanmadan dünyanın dört bir tarafını dolaşıp, tanrılarını pazarlayıp, imparatorluklarını kurmaktalar.

Adına müjdeleme denilen “Tanrı Pazarlaması” her ülke tarafından sömürünün birinci koşulu olarak benimsenmiştir. Öyle ya, insanın alın terini alabilmek için iradesini teslim almak gerekir. Alın terinden oluşan değere karşı, ruhların mutluluğu…

Alın teri kısıtlı, ama tanrının görkem ve himmeti sonsuz.

Tanrının sonsuzluğunu paylaşıp, ulufe dağıtır gibi insanlığa sunanlar, alın terinden oluşan değerleri paylaşamadıkları için savaşlara neden olmuşlardır. Din savaşlarının kökeni budur.

Savunmasız tanrının himmeti herkese yeter; ama alın teri yetmez.

Tanrının himmeti ve ölülerin saygısı paylaşıldıkça çoğalır; ama alın terinin ürettiği değer paylaşıldıkça azalır.”

HİMMET BOL, KAYNAK AZ…

Tanrının himmeti boldur, herkese yeter. Yeryüzünün kaynakları azdır, herkese yetmez. Misyonerlik, Tanrının sonsuz nimetini insanlara verip, yaşadıkları topraklardaki zenginliklerin işgal edilmesine hazırlama zeminidir. Bir çok misyoner, arkalarında hazır bekleyen silahlı güçlerin, kendilerinin açacağı yoldan geçmek için beklediklerini bilmez.

Bunlar, tilkilerle tavukların yan yaşa yaşadığı kümeste, tavuklara barışı müjdelemek için çalışırlar. Böyle bir kümeste savaşı önlemenin yolu, tavuklara barışı müjdelemek değil, tilkilerin savaş isteğini yok etmekten geçer. Bir de tavuklar arasında tilki savunuculuğu var ya… Modern mandacılık doğuyor.

 

BARIŞ BAZEN YAVAŞ ZEHİRDİR

 

“Barışa son veren savaşlar olduğu gibi, savaşa neden olmak için yapılan barışlar da vardır. Barış, niyeti kötü olanların saldırı gücünü arttırmaları için bir hazırlık devresi oluştururken, iyi niyetlilerin savunma gücünü zayıflatır.

Bazı barışların savaştan daha yıkıcı etkileri vardır.

En azından bir düşmanın varlığı birleştiricidir; ama dostların varlığı çözücüdür. İnsanlık tarihinde barışla yok olmuş onlarca devlet vardır.

Bireysel açıdan ele alalım; her insan kendine göre bir savunma mekanizması geliştirir. Dostlarıyla, çocuklarıyla ya da ilişkide bulunduğu her hangi bir kimseye karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması vardır. Bilim adamlarının araştırmalarına göre, babasına bile savunma mekanizması geliştiren insan, sadece annesine karşı savunma mekanizması geliştirmez. Kendisinden kötülük beklediğimiz bir hasmın, kötülük yapma olasılığı azdır, çünkü önlemlerimiz bu olasılığa göre artar ya da azalır. Gerçek kötülük, bizi hazırlıksız yakalayandır. Ve bize kötülük, savunma mekanizmasını sıkı geliştirme ihtiyacı hissetmediğimiz dostlardan gelir. O açıdan, dostlardan gördüğümüz ihanet, düşmandan gördüğümüz ihanetten daha fazla etkiler bizi.

ABD’nin müttefikliği, düşmanlığından daha tehlikelidir. ABD’yi müttefik sanmak, boynunda bir akrep taşıyıp da zehirlemeyeceğini zannetmek gibidir. Haksızlık etmek istemiyorum; akrebin zehirlememe olasılığı vardır.

 

İyiliği erdemli kılan kötünün varlığıdır; eğer şeytan olmasaydı, insanlardaki tanrı fikri bu denli gelişmezdi. Şeytan gibi bir varlık, tanrı varlığını güçlendirmiştir.

Devletlerarası ilişkiler de buna benzer. Bir düşman, devlet içindeki ayrılıkları birleştirir. İç politikada, kendi sorunlarını çözemeyen bir iktidar, varlığını dışarıdaki bir düşmanın varlığına dayar. Dışarıdaki düşmanın tehdidi ile kendi iktidarını yüceltme yoluna gider.

Devletleri yıkmak için bilinen en eski yöntemlerden biri, “düşman olma tehdidini” bertaraf etmektir. Hanedanlar arası evlikler, ulusların sosyal ve kültürel yapısını bozan ticari anlaşmalar, süslü ama içi boş erdemli başlıklarla bir milleti millet yapan değerler yok edilebilir…”

 

Savaş çığırtkanlığı yaptığım düşünülmesin, ben kiminle savaşıyorum? Komşularımla mı? Hayır. Bana sınırı olmayan bir ülkenin benim sınırımda ne işi var.

Avrupa devletleri kendi aralarında “ebedi barış” oluşturacaklar. Ama aralarında, ticari, kültürel, dinsel çıkar çatışmaları nedeniyle savaşlar sürmektedir. Bu savaşlara sadece Türkleri yok etmek için ara verilebilir. Şu imansız Türkler (!) Avrupa’dan kovulunca gerisini biz aramızda hallederiz diyorlar. Bu görüşlerin ortaya atıldığı yıllarda, Osmanlıların, Avrupa kuyruğuna yapışmak gibi bir istekleri yoktu. Bu nedenle Avrupalıların işi zordu. (kuyruğa yapışmak, Osmanlı’nın çöküş dönemine rast geldi.) Bu önerinin eksik yanı 2. paylaşım Savaşı’ndan sonra giderildi. Halkla değil, yöneticilerle anlaşma yapan devletler, ülkeyi Avrupa’nın kuyruğuna takmaya çalışmaktadırlar. Avrupa devletleri güçlerini, savaşa hazırlanmak yerine, kendilerine “barış” ya da “anlaşma” yapabilecek kişilerin seçilerek iktidara gelmesine çaba göstermektedirler. İhanet, göz göre göre yapılıyor.

Her şey ihanet kokuyor.

Ve her şey, binlerce yıllık tarihi olan bir kin, öfke ve amaca hizmet etmektedir…”

(*) Trandafir G. Djuvara Türk İmparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje.

Lagos Balık
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter
ümraniye escort ümraniye escort göztepe escort kadıköy escort kadıköy escort ataşehir escort antalya escort