Çukurova Press Twitter

karaman escortkayseri escortkeçiören escorttunceli escortkahramanmaraş escort

“700’ün üstünde mahkemem var”

Lagos Balık
31 Aralık 2019 68 views 0

SABİT ÖZKESER / ÖZEL HABERİ

Türkiye’nin en çok okunan yazarı Sözcü Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil, gazetecilerin yazdığı haberler yüzünden mahkemeye verilmesini ilkel bir davranış olarak nitelendirirken, şu ana kadar 700’ün üstünde mahkemesi olduğunu söyledi.

“HAYATIMDA KIRMIZI IŞIKTA GEÇMEDİM”

Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nce (ÇGC) düzenlenen Basın Yarışması’nda gazetecilik mesleğine ve basın özgürlüğüne katkıda bulunduğu için “Mustafa Kemal Kitabı”ndan dolayı “Onur Ödülü”nü almak için Adana’ya gelen Yılmaz Özdil, Adanalı gazetecilerle sohbet toplantısı gerçekleştirdi. Ödülünü Adana Büyükşehir Belediye Başkanı  Zeydan Karalar tarafından alan yoğun bir ilgi gören Özdil, “Yazılarımla ilgili şu ana kadar açılan mahkemelerin en az 40’ı Cumhurbaşkanı  ile ilgili. Açılan davaları genelde kazanıyorum ama bu bizim için övünülecek bir şey değil. Ben hayatımda kırmızı ışıkta bile geçmedim ama yüzlerce davam var” dedi.

“KÖŞE YAZARLARI       PARAŞÜTLE İNMİŞ”

Adana’yı çok sevdiğini ve buranın sosyal dokusunun İzmir’e çok benzediğini ve kendisinin de yerel basından çıkmış bir gazeteci-yazar olduğunu anlatan Yılmaz Özdil, “Bugün Türkiye’de ulusal basında köşe yazarı olarak çalışanların yüzde 99,9’nun hayatında muhabirliği bile yok. Desen ki; bir ‘Hava Durumu’ yaz, yazamaz. Kimisi paraşütle inmiş, kimisi patronun adamı, kimisi partinin adamı, kimisi mezhep fırsatlarıyla gelmiş, kimisi etnik  köken itibariyle oraya oturtulmuş veya kimisi ise sermayenin adamı.  Ofis boy olarak başladığım bu meslekte sayfa sekreterliğinden teleksçiliğine kadar her şeyi yaptım.37 yıldır gazetenin mutfağında olan birisiyim” diye konuştu.

“BEN NEREDE DEĞİL, NE YAZDIĞIMA BAKARIM”

Sözcü’de yazarken mesleği bıraktığını ama sonra kıramayacakları insanlar ile vatandaşların araya girmesi sonucu yeniden yazmaya başladığını  ifade eden Özdil, “Ben nerede yazdığımla ilgilenmem, ben ne yazdığımla ilgilenirim. Bir gazetenin yazarı veya gazete özellikle Türkiye’de çok önemli bir partinin yönetimiyle ilgili yalan haber yapıyorsa bunun bir bedeli olması lazım. Biz ahlaksız gazetecileri, yandaş medyayı eleştirirken benzer duruma düşmemeliyiz. Dolayısıyla bu sadece ‘Özür dilerim., yanlış yaptım diyerek geçiştirilecek bir mesele değil.  En azından bana göre değil. Bu yüzden devam etmek istemedim. Dediğim gibi;  bir takım insanları kıramadığım için geri döndüm” dedi.

“YAZILARIMI KAFELERDE YAZARIM”

Adanalı gazetecilerle yaklaşık 1.5 saat sohbet eden Gazeteci-Yazar Yılmaz Özdil, yazılarını İstanbul Caddebostan’da kafelerde  ve yılın 5-6 ayını geçirdiği Bodrum’da yazdığını da belirtti. “Türkiye’de en çok okunan yazarın kendisi olduğunu ve kendisinin ise hangi yazarı okuduğu” yolundaki soruyu da Özdil, “Bir kere mesleğimiz gereği  herkesi mecburen okuyoruz. Onu okuma, bunu okuma gibi bir şey yok. Bekir Coşkun ve Necati Doğru’yu okurum. Adanalı hemşeriniz Necati Doğru, varlığı ile onur duyduğumuz örnek bir gazetecidir. Bunları Sözcü’de yazdıkları için değil, aynı gazetede olmadığım zaman da bile takip ettiğim kişilerdir. Namuslu insanlardır. Necati ağabeyin soyadı sanki kod adı gibidir ama gerçekten ona çok yakışan bir şeydir” diye yanıtladı.

“BENİM EKİBİM YOK, TEK BAŞIMA ÇALIŞIYORUM”

Kendisinin ekibinin olmadığını ve tek başına çalıştığını da ifade eden Yılmaz Özdil, “Zaten ekip olsaydı gazeteden gazeteye giderken götürmem lazım. Ben Sabah, Star, Hürriyet’te yazdım şimdi Sözcü’deyim. Gazeteye de pek gitmem.Ayda bir ya giderim ya gitmem. Benim nasıl iyi yazdığımdan çok öbürlerinin nasıl bu kadar kötü yazdığını merak etmesi lazım okurların. Çünkü bugünün teknolojisinde siz oturma odanızdaki bilgisayardan bugün  eğer isterseniz Cambridge’den diploma alabilirsiniz.Artık bilgiye ulaşmak çok kolay. O bilgiye nasıl ulaşacağını biliyorsan buna ulaşmak çok kolay. Peki öbürleri neden bilmiyor  dersek? bence şundan. Hepimiz sanırım burada benzer yollardan geçtim. Ben  üniversiteye başladığım 17 yaşında iken gece muhabiri olarak başladım. Önce saat 16.00’da  gazeteye gelirdim, akşam 8-9’a kadar ofis boy olarak  çalışırdım. Akşam 9’dan sabah 5’e kadar gece muhabirinin yanında çalışırdım.

Bu meslekte sayfa sekreterliğinden teleksçiliğe kadar her şeyi yaptım. 37 yıldır ben aslında gazetenin mutfağında olan birisiyim. 37 yıldır Türkiye’de yaşanan neredeyse bütün olayların 1. sayfasından geçenlerin benim imzam var.  Yaklaşık 29 yıldır gazete ve televizyon yöneticisi olarak çalıştım” dedi. Özdil, daha sonra şöyle devam etti:

“ÇÜNKÜ; ÖBÜRLERİ         GAZETECİ DEĞİL”

“37 yıldır ben yazı yazarak hayatımı geçindiriyorum. Bizim için yazı yazmak, haberi organize etmek çok kolay. Ama adam için değil. Çünkü adam haberci değil, gazeteci değil. Burada herhalde içimizde muhabirlik yapmayan yok. Muhabirlik yapmayan adama haberi anlatabilir misin ? mesela kalkarız biz yarın Türkiye’de nedir haber hepimiz onu hissederiz. Hepimizin sırtında o solungaçlar var diye. Onu hissederiz haberi. Yazarız yada yazmayız ama onun haber olduğunu hissederiz. Haberi buraya koy, yazarların yüzde 90’ı görmez. Çünkü herif gazeteci değil. Temel mesele bu.Bir de şöyle bir kavram var. Hepimiz benzer yollardan geçtik.                                       20-30 yıl önce çoğumuzun mesleğe başladığımız yıllarda gazetenin en önemli insanları muhabirlerdi. Haberi getiren adam gazetenin en önemli adamı. Bugün ise muhabirler neredeyse Akbil ile, belediye otobüsüyle, metrobüsle evine gitmeye çalışan aldığı maaşla geçinemeyen insanlar haline geldi. Gazeteye , habercilğe hiçbir katkısı olmayan tepeden inme yazarlar maaşlar, sekreterler, arabalarla dolaşmaya başladı. Sektör aslında bunun için bu hale geldi. Biz gazetecileri  gazete yapan insanları dışladık, gazeteci olmayan insanları  buraya doldurduk. Şimdi böyle olunca adam diyor ki; bu Yılmaz Özdil’in yazdığı öbürlerine benzemiyor. Evet; çünkü öbürleri gazeteci değil.”

“GENELDE DAVALARI KAZANIYORUM”

Bugüne kadar 700’ün üstünde yazdığı yazılardan dolayı mahkemesi olduğunu da vurgulayan Yılmaz Özdil, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun en az 40 tanesi Cumhurbaşkanı ile ilgili. Bu davaları genelde kazanıyorum.  Bu bizim için övünülecek bir şey değil. Gazetecilerin yazdığı haberler yüzünden mahkeme verilmesi ilkel bir davranış. Ben hayatımda kırmızı ışıkta bile geçmedim, benim 14 tane avukatım var. Bunların 5 tanesi gazetenin avukatı, iki tanesi kitaplarımın yayınevinin avukatı, diğerleri benim şahsı avukatlarım. Bazı davalarda ben gazetenin ya da yayınevinin avukatını kullanmam.

Mesela televizyon programına çıkarım, herifin biri oradan mahkemeye verir. Ben o mahkeme için gazetenin avukatını kullanmam. Kendi ödediğim avukatla savunurum. 14 tane avukatım var. İzmir, İstanbul, Ankara gibi barolar var. Bir avukat ordusu ile mücadele ediyoruz.Bugüne kadar 700’ün üstünde mahkeme dava açıldı, sanıyorum 120 tane savcılık ve mahkeme aşamasında dava var. Boğuşuyoruz.

Yaklaşık herhalde 30 milyon lira civarında bir tazminat yükü var üstümde mahkemesi görülen. Kimisi 50 bin lira istiyor, kimisi 300 bin lira istiyorum. Ben zengin değilim, emekliyim. Kitap gelirlerimin de neredeyse tamamını eğitime bırakırım. Biz bu işi para için yapmıyoruz. Ben para kazanma niyetim olsaydı İzmir’de ailemle ailemin işini yapardım. Üniversitelerde gazetecilik okuyan arkadaşlara da bunu söylüyorum; para kazanmaya merakınız var ise gidin başka iş yapın, borsacı olun. İlla gazeteci olup para kazanacağım diye uğraşmayın. Bu mesleği zenginleşme amacı ile yapmıyorum. Benim babam İzmir Yeni Asır gazetesinin sahibi Dinç Bilgin’in babası Şevket Bilgin’in şoförüydü. Zaten bu şekilde gazeteci oldum.”

“25 YILDIR İSTANBUL’DAYIM, BANA YEREL BASINDAN 1 KİŞİ GELMEDİ”

Ben de yerel  basından çıkmış bir gazeteciyim. Ben İzmir’den Yeni Asır Gazetesi’nden  İstanbul’a geldim. Yeni  Asır Türkiye’nin en büyük bölge gazetesidir ama neticede yerel gazetedir. O gazetenin hem ofis boyluğunu yaptım hem de Genel Yayın yönetmenliğini yaptım yıllar içerisinde. İstanbul’a gitmeden önce biz İzmirliler şanslıyız. İstanbul’da olup İzmir’de olmayan hiçbir şey yok. Sadece ölçekler farklı. Dolayısıyla biz İstanbul’a gittiğimizde bir gurbet travması yaşamıyoruz. Ama Anadolu’nun çeşitli kentlerinden İstanbul’a gelen arkadaşlar şok yaşıyorlar.

Uyum sorunuyla karşılaşıyorlar. Sadece onlar İstanbul’da olduğu için popüler. Siz sadece Adana’da olduğunuz için geride kalmışsınız. Arada aslında gazetecilik olarak hiçbir farkı yok. Hatta asıl gazetecilik yerelde yapılır.

Dolayısıyla ben İstanbul’a giderken bu duygularla gittim ve dedim ki, bir gün elime fırsat geçerse işte gazete yaparsam, televizyon yönetirsem yerel basın için elimden geleni yapacağım. Çünkü hem  yerelde belediyelerin, siyasetçilerin nasıl hışmına uğradığınızı, nasıl baskılar altında kaldığınızı, maddi imkansızlıklarınızı en iyi bilenlerden biriyim. Ben dedim ki, elimden geleni yapacağım. Ben  25 yıldır İstanbul’dayım. Bana bugüne kadar yerel basından 1 kişi gelmedi.”

Lagos Balık
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter
escort konyaescort mersin escort mersin