Sexs hikaye - Cepten porno - Avrupa yakası escort

izmir escort bayanizmir escort bayanizmir escort bayanescort izmirizmir escort bayandenizli escortmersin escort bayanizmit escort bayankayseri escort bayan
Çukurova Press Twitter

BEYAZ ATLI PRENS

Lagos Balık
16 Ekim 2020 248 views 0

>> Süleyman CANBOLAT

 

– Amca uyan… Kalk… Sana ihtiyacım var amca…

Canımdan daha kıymetli, hepimizin sevgilisi, Cennet kapımız yeğenim Şeref bana sesleniyor, “gel amca” diyordu… Başucumdaydı Şeref… Kuğuları andıran bembeyaz giysiler içindeydi… Upuzun boyu, duruşu, bakışı, farklı gülümsemesi, aslan gibi yapısıyla elimi avuçları arasına aldı, “benimle gel amca, seni götürmeye geldim” dedi… “Ciğer parem” bana “seni götürmeye geldim” diyecek, ben O’na “hayır” yanıtı verecektim… Hayatım boyunca bir tek kişiye asla “hayır” demedim… O da yeğenim Şeref idi… “Gel amca” diyordu bana… Şartsız – şurtsuz gidecektim elbette… O’na sadece şu soruyu sorma gereği hissettim…

– Amcacım, sen aramızdan gittin… Seni soluk aldığımız her saniye unutmayacak, unutturtmayacağız… Bunu bil ve asla unutma… Kırk gündür aramızda değilsin… Bu ayrılış bize kırk sene kadar uzun geldi… Şimdi söyle bana… Sana, “Git amcanı al, buraya getir diyen kim?”

Hazırlıklıydı… Cevabı yapıştırıverdi…

– Beni sana gönderen kişi Cemal dedem…

Bastığı yeri titreten, asla yalan söylemeyen, tutuğunu koparan, paylaşmasını bilen, garibanların babası, itibar gören, sözü SENET olan, Karataş’ın saygı duyduğu adam Kıbrıslı Cemal’den DEM vuruyordu yeğenim Şeref…

Emir çok büyük yerden geliyordu… Bu iş nereye varırsa varsın emri yerine getirmek zorundaydım… O görkemli görünümüyle önümde ceylanlar gibi sekiyordu Şeref…

Birlikte koşuşturduk merdivenlerden… Aşağıda bizi iki “melek” ve iki “Anka kuşu” bekliyordu… Şeref önde, ben arkada bizlere yol boyu refakat edecek meleklerle birlikte bilinmeze doğru yol almaya başladık… Dağları, bayırları, dereleri, tepeleri aşıyor, inanılmaz bir hızla uçuyorduk… Bir süre sonra aşağılara doğru PİKE yapmaya başladık… Varacağımız yere yaklaştığımızı hissediyordum… Yere önce Şereflerin Anka’sı, sonra da bizim Anka indi… Hayatım boyunca bu kadar güzel olan bir yer görmemiştim… Nereye gelmiştik? Burası “Cennet” miydi?

Şoktaydım… Sorular beynimde cevaplarını ararken, “aramıza hoş geldin Süleyman” sesiyle irkildim… Bu sesi tanıyordum… Bu ses dedem Kıbrıslı Cemal’in sesiydi… Sese doğru yöneldim… Kollarını açarak, sıkıca kavradı beni Kıbrıslı Cemal… Sonra babam, “babiytey” diyerek kucakladı beni… Sımsıkı sardı, kokladı, kokladı, kokladı… Canım anam da oraydı elbet… Daha sonra ağabeylerim Orhan, Hasan ve Mehmet amcam geldiler… Şeref’imizi aramıza aldık… Öpüştük, koklaştık ağlaştık… Tevfik amcamı sordum babama, “Henüz aramızda değil, kapı altında sorgulanıyor… Yarın deden O’nu alır gelir…” Cevabını verdi…

Dedeme döndüm, “Beni istemişsin, emret…” Dedim…

Bir solukta şunları anlattı Kıbrıslı Cemal; Buraya gelişinin sebebini yaşayarak anlayacaksın… Gördüklerini dönüşte herkesle paylaş istedim Süleyman… Annen, baban, Orhan ve Hasan ağabeylerin Hilmi dayın, Cemile yengen, Canbolat, Ünal ve Elbadi Aileleri burada Şeref için toplandık… Şeref’i güller, karanfillerle karşıladık… O’nun emaneti artık bizde… O’na Cennet’in sularından içirdik, gezdirdik… Tanımadığı bütün akrabalarıyla tanıştırdık… Ninesi Sabiha, büyük dedesi Karadimo torunları Şeref’in boynuna sarılarak O’nu dakikalarca öpüp, kokladılar… Sülalemizden buraya kimler gelmişse firesiz şekilde Şeref için toplandık… Bizlere emanet edilen dünya güzeli çocuk için elimizden gelenin fazlasını yapacağımızı herkese anlatmanı istiyoruz… O’ bizlerin Beyaz Atlı Prensi… Görüyorsun, bir o yana, bir bu yana çok özgür şekilde koşuşturuyor… O’nu buraya yolcu eden tüm sevenleri Şeref için rahat olsunlar… Çünkü bizler buradayız… Şeref’in ardından karalar bağlayanlara şunu söyle: “Allah, Şeref’i sizlerden çok daha fazla seviyor ki, O’nu yanına aldı…

– Dede, burası bayağı kalabalık… Asayişi nasıl sağlıyorsun…

– Asayiş berkemal diyebilirim… Zebaniler de işin önemli bölümünde var… Hasan abin beni biraz yoruyor… O’na ne zaman ihtiyaç duysam yok… Ne zaman “bulun bana Hasan’ı” desem, Hurilerin yanında çıkıyor… Elinde sazı Hurilere müzik ziyafeti çekiyor, oynatıyor… Cisril Hadidi, Eminem, bir mumdur iki mumdur türkülerini öğretmiş onlara… Bazen de uzun havalar söyleyip, onları salya sümük ağlatıyor… Bilirsin abini… Barak ve bozlakları mükemmel okur… Kereta çok yakışıklı… Kesin olarak biliyorum ki, O’nda şeytan tüyü var… Tez canlı… Tam bir delifişek… Hurilerle buluştuğunda Zebaniler durumu çakmasın diye de gözcü görevini Süleyman Çapar’a yaptırıyor… “Seni evlendirelim Hasan” dedim, karşı çıktı…“Bu iş ancak Zeynebim ile olur” dedi… Hak verdim ve sustum… O gün, bu gündür O’na karışmıyorum…

– Dede, gördüğüm kadarıyla burada geniş yetkilerle donatılmışsın… Herkes sözüne riayet ediyor, dediklerine de harfiyen uyuyor… Başkan gibisin… Bunu nasıl başardın?

– Çok kolay oldu aslında… Her şeyin başı samimiyet ve dürüstlük… Yaşamını samimiyet ve dürüstlük üzerine inşa etmişsen, arkası kendiliğinden geliyor… “Başkan gibisin” soruna “zaten başkanım” diye yanıt verebilirim…

– Başkanlık nasıl oldu dede?

– Aslında başkan olmayı hiç düşünmüyordum… Mehmet Karataş başkan idi… “Artık başkanlık yapmayacağım, yoruldum” diyince, bizde Naci Balıkçı’yı başkan seçtik… Naci ağa, yapısı itibariyle ne etliye – ne sütlüye karışmayınca İŞ çığırından çıktı… Gidişat iyi değildi… Olaya EL koyma gereği hissetim ve yeğenim Cumali Ünal’a, “sen başkan ol” dedim… Cumali; “Amca, burada Kıbrıslı Cemal dururken asla başkan olmam… Ben senin gölgende yürüdüm, kabadayılık merdivenlerini ikişer ikişer çıkarak CUĞO oldum… Bunu inkâr etmem, edemem…” dedi… Mecbur kaldım, bu yarışta VARIM dedim ve rakibim karşısında ezici bir üstünlük sağlayarak, başkanlığa seçildim… O gün, bu gündür de başkanlık yapıyor, herkese eşit davranıyorum… İşleri rayına koydum… Şükürler olsun her şey güzel gidiyor… Memnun olanlar, olmayanlardan çok daha fazla…

– Rakibin kimdi dede?

– Rakibim Ekrem Kaymaz idi…

– Şeref’in burada sizlerin himayesinde olduğunu gördüm, bunun için de çok mutluyum… Şeref için ne düşüyorsun dede?

– Onun için ne düşüneceğimi sana sormak en doğru karar olur Süleyman… Sen gazetecisin… Çok şey gördün, yaşadın… Bu konudaki fikrini söyle, o fikri yerine getireceğim…

– Şeref’i belediyede yazı işleri müdürü yap… Müthiş zekâya sahip… YOK’u VAR ediyor… Bilgisayarı muhteşem kullanıyor… Bilmediği şey yok… Zebaniler ve Hurilerle yazışmalardaki tüm sıkıntılarınızı ortadan kaldırır… İkna yeteneği alkışlanacak düzeydedir… Mesela, buranın Baş Zebanisi eğer Fenerbahçeli ise, onunla yarım saat konuşsun O’nu Galatasaraylı yapar, O’na CİMBOM Marşını ezbere okutur…

– Öyle mi… O zaman belediyemizin baş danışmanı, yazı işleri ve bilgisayarlarından sorumlu müdürü bundan böyle Şeref Canbolat” olacak…

– Süleyman…

– Söyle dedem…

– Şeref’i yanımıza alıp, yaşadığımız yeri birlikte gezelim mi?

– Gezelim dedem…

Mis gibi kokuları soluyarak, yaşantım boyu görmediğim güzellikler ışığında gezintiye çıktık… Düz bir vadiden geçerken, tepelik bir noktada kargılardan yapılmış, eve benzer bir yerde dört kişi gözüme çarptı… Üçünü tanımış, dördüncü kişiyi çıkaramamıştım… Bu üç kişi Lütfü Ünal, Kemal Ünal ve Kör Bediğ idi… Dördüncüsünü dedem söyledi, “Tanıyamadığın o kişi benim garaj dönemimde değnekçilik yapan Zehir Kısmet… Yani Kısmet Atalay…”

– Orada ne işleri var?

– Onlar, kaçak içki çıkarıp, içtikleri için oradalar Süleyman… Cezalarını tamamlayınca çıkacaklar… Bunu yapmazsam İŞ çığırından çıkar… Otoritem sarsılır… Aslında dördü de mükemmel insanlar… “Ağızlarındaki lokma kendilerinin değil” denir ya hani… O hesap işte… Lütfü Ünal’ın kıdemi var… O’nu yanıma aldım… Belediye’de getir- götür işi yapıyor… Kemal Ünal zabıtada çalışıyor… Kör Bediğ, boyacılığı burada da sürdürüyor… Türkü söyleyerek ayakkabı boyuyor…

– Dede…

– Söyle dedem…

– Yedim, içtim, gezdim, gördüm… Zebaniyle konuş, geri dönüş belgemi versin, döneyim artık…

– Tamam, dönüş belgeni getirteceğim… Rahat ol… Ben buradayken kimse sana bir şey yapamaz… Şeref, seni buraya getirirken baş Zebani’ye; “Geri dönüş garantisini görmeden amcamı asla getirmem” dedi… Geri dönüş belgesini görünce de seni almaya gitti… Senden son bir talebim olacak Süleyman…

– Emret Dedem…

– Zebaniler burada futbol takımı kurdu… Önlerine kim çıkarsa çıksın farklı kazanıyorlar…

Baş zebaninin havasından geçilmiyor… Şeref ‘i yanına al, oturup düşünün… İsim listesi çıkarın, kimlerle futbol takımı kuracağımıza karar verin… Bu zebanilerin fiyakasını bozmamız lazım… Takımın sağ açığı sen olacaksın… Onun için buradasın… Bu işi bitirin, sonucu da bana bildirin…

– Burada kimlerin olduğunu çok iyi biliyorum… Hasan abim, Zeynel Karataş, Muzaffer Çiçek, Levent Karataş, Mehmet Küver, Kamuran Karataş, Ahmet Topuz, Oğuz Karataş, Ahraz Yaşar… Bir kaç iyi takviye ile bu işin üstesinden geliriz Dedem… Daha önce haberim olsaydı, Mehmet Esendemir’i, Mehmet Ali Tunç’u, Cengiz Küver’i, Bahri Gayır’ı, Mahir Balıkçı’yı, Birol İmren’i, Aydın Şaş’ı, Alican Karataş’ı, Doğu Kaymaz’ı, yeğenim Mehmet Canbolat’ı, Ahmet Atalay’ı, Salih Şeker’i, gerekirse Hasan Şaş’ı “geçici statüyle” buraya getirir, Zebani takımını madara ederdik… Böyle bir şansımız olabilir mi dedi?

– Olmaaaaaz… Yapamayız Süleyman… Bunun imkânı yok… Zebaniler buna asla müsaade etmez… Seni getirebilmek için göbeğim çatladı… Eldeki mevcut isimlere takviye olarak mecburen futboldan iyi anlayan birkaç kişi bulacağız… Başka çaremiz yok…

 

***

Maç zamanı gelip çatmıştı… Hakemliğimizi Şeref yaptı… “Can parçam” Şeref’in sahada ceylanlar gibi sektiğini gördüm… Beyaz Atına binmiş, dörtnala giden PRENS gibiydi… Asla taraf tutmadı, maçı aslan gibi yönetti… Her iki takımın futbolcuları, maç sonunda hakkaniyetli yönetiminden dolayı Şeref’i omuzlarımıza aldık, sahada TUR attık… Karşılaşma 4- 4 beraberlikle sonuçlandı… Gollerimizi Hasan abim, Ahmet Topuz, Levent Karataş ve ben attık… Kalecimiz iyi olsa kesin kazanan taraf olurduk… En azından yenilmedik, Kıbrıslı Cemal’in başını yere eğdirmedik… Ödülümüz Balık ziyafeti oldu… Balıklarımız, oranın dalyanını işleten Mahmut Suudi Karataş ve oğlu Muzaffer Karataş’tan bedelsiz olarak gönderilmişti… Balıklarımızı Kemal Özcan ile Salim Kaymaz pişirirken, salatamızı da “salatanın piri” Faik Ünal yaptı… Karınlarımızı doyurduktan sonra “vur patlasın çal oynasın” faslı başladı… Davulda Çorçil, zurnada Baba Çavuş vardı… Mükemmel bir ziyafet sundular bize… Hasan abim, yanına “evladım” dediği Şeref’i alarak halay başına geçti… Defneyaprağını mendil diye kullanan Hasan Canbolat halay başı olunca Huriler O’nu izlemek için tepelere doluşmuşlardı… Ciğer parem Şeref, özgür biçimde koşuşturmaya, atlamaya, zıplamaya, top oynamaya, insanların arasına karışarak onlarla konuşmaya, dertleşmeye hasretti… Kedileri, köpekleri, kuşları, kaplumbağaları, börtü böcekleri elleriyle beslemeye hasretti… Şeref’i özlemini gideriyor görmek, amcası ve sevenlerinin arasında halay çektiğini izlemek Allah’ımdan isteyebileceğim tek şeydi… Şükürler olsun onu da gördüm… Gördüklerim karşısında duygulandım… Canımızın tamamı olan Şeref’imiz adına ağladım, ağladım, ağladım…

 

***

 

Sazı ile coşan, sayısız türkülere – şarkılara imzasını atan, notalarla konuşan kardeşim Ali… Sana şu gerçeği hatırlamak isterim… Küslük nedir bilmeyen, yaşantısını gönüller kazanma üzerine inşa eden, karıncayı incitmeyen, lokmasını dostlarıyla paylaşmaktan mutlu olan evladın Şeref emin ellerde… Şeref’in kimlerin himayesinde olduğunu yaşayarak gördüm… Sakın ola gözün arkada kalmasın… Canının tamamını tabi ki unutman mümkün değil… Bundan eminim… Cansel Yengem, acılarını ne kadar depreştirir bilemem ancak, “yaşamının adı” olan, ciğer paren oğlun bulunduğu yerde mutlu ve huzurlu… Tuğrul ve Teyfik, gözünüzün nuru olan kardeşiniz Kıbrıslı Cemal tarafından Hurilere emanet edilmiş… Orada çok seviliyor, Beyaz Atlı Prens muamelesi görüyor…

 

SÖZÜN ÖZÜ; Şeref’i seven herkes şunu çok iyi bilsin ki, Şeref Canbolat hak ettiği biçimde CENNETİN CENNETİNDE ışıklar içinde yaşıyor ve yaşatılıyor.

Lagos Balık
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

MAGAZİN
Çukurova Press Twitter