ÇİZGİLİ DEFTER…
ÇİZGİLİ DEFTER…
Bir çocuğun kalemle değişen yazgısı: İsmail’in pamuk tarlasından okula uzanan mücadelesi...Yazar Sadık Çil, Emek Öykü kitabında yayımlanan “Çizgili Defter” adlı öyküsünü, Çukurova Press Gazetesi okurları için Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım’a anlattı.
>> REMZİ YILDIRIM
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: Sayın Sadık Çil, “Çizgili Defter” öykünüzde okuru pamuk tarlalarında çalışan çocukların yaşamına, göçün getirdiği zorluklara ve eğitim mücadelesine götürüyorsunuz. Öncelikle öykünüzün kahramanı İsmail’i ve onun yaşadığı dünyayı bize anlatır mısınız..?
Yazar Sadık Çil: Öyküm, İsmail’in ayağına güneşin değmesiyle çadırdan dışarı fırlamasıyla başlıyor. Çünkü o gün affara günüydü. Yani pamuk toplamanın son günüydü. İsmail için bu günün ayrı bir anlamı vardı. Topladığı pamuğun bütün geliri kendisinin olacaktı. Her gün olduğu gibi o gün de zorla uyandırılan çocuklar, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte tarlaya koşmuşlardı. Zoraki çalışma, amansız bir yarışa dönüşmüştü. İsmail’in işi kolay değildi. Çünkü karşısındaki rakipler, pamuk toplama konusunda oldukça deneyimli çocuklardı.İsmail’in ailesi, köyleri baraj sularının altında kaldığı için Adıyaman’dan Şanlıurfa’ya göç etmişti. Ailesiyle birlikte yeni bir yaşam kurmaya çalışıyordu. Ancak göç etmek, yalnızca bir yerden başka bir yere taşınmak değildi. İnsan alıştığı toprağından, anılarından ve yaşamından koparken beraberinde yoksulluğu ve hayata tutunma mücadelesini de götürüyordu.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: İsmail’in ailesinin yaşadığı çevre de oldukça çarpıcı. Okurlarımız için bu yaşam koşullarını biraz daha açar mısınız..?
Yazar Sadık Çil: İsmail ve ailesi, boklu bir derenin kenarında, kendileri gibi göçmen ailelerin oluşturduğu bir mahallede yaşıyordu. Evleri tek gözlü bölümlerden oluşuyordu. Bir gözünde inekler, diğer gözünde ise aile bireyleri kalıyordu.Pamuk mevsimi geldiğinde İsmail, babası ve ağabeyleriyle birlikte Harran’a gidiyor, günlerini çadırlarda geçiriyordu. Pamuk tarlaları, onlar için geçim kapısıydı. Ancak burada da bir eşitsizlik vardı. Urfalı çocuklar pamuk tarlalarının içinde büyüdükleri için affaranın şampiyonu oluyorlardı. İsmail ve onun gibi göçmen çocukların ise bu yarışta şansı pek yoktu. Yine de gün batımında toplayabildikleri pamuğu tarttırıp paralarını aldıklarında kimin ne kadar kazandığı önemini kaybediyordu. Çünkü İsmail’in asıl derdi yalnızca para kazanmak değildi. Elindeki para kalem ve defter almaya yetiyordu. Onun için gerisi o kadar da önemli değildi.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: Burada dikkatimizi çeken önemli bir ayrıntı var. Okullar açılmış, ancak İsmail hâlâ pamuk tarlalarında çalışıyor. Eğitimle geçim mücadelesi arasındaki bu çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz..?
Yazar Sadık Çil: Aslında okul açılalı üç hafta olmuştu. Fakat köy okullarında ve boklu derenin kenarına kurulan mahalle okulunda, pamuk mevsimi bitmeden öğrenci bulmak zordu. Çünkü çocukların bir bölümü aileleriyle birlikte tarlalarda çalışıyordu. Okulun açılması, onların hemen ders başı yapabildiği anlamına gelmiyordu. Önce pamuk toplanacak, aileler ellerinden geldiğince para kazanacak, sonra çocuklar okula dönebilecekti.İsmail’in hikâyesinde de bu gerçek var. Bir tarafta ailenin geçim sıkıntısı, diğer tarafta çocuğun eğitim hakkı bulunuyor. İsmail, bütün zorluklara rağmen okuluna kavuşmak istiyordu.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: İsmail’in ailesini, özellikle annesi Hacer’i anlatır mısınız? Onun yaşam mücadelesindeki yerini nasıl görüyorsunuz..?
Yazar Sadık Çil: Hacer, ailesinin yükünü omuzlarında taşıyan bir anneydi. Sabahın erken saatlerinde kalkıp ineklerin yemini veriyor, ardından yan odaya geçerek çocuklarını uyandırıyordu.İsmail, beş kardeşin en küçüğüydü. O sabah da zar zor uyandı. Annesi, ıslattığı ekmeği yere serdiği sofra bezinin üzerine koydu. Yanına da sana yağını bıraktı. Hacer’in kendi hayatı da kolay değildi. Doğumu yaklaşmıştı ve hamileydi. Buna rağmen evin işlerini yapıyor, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu.İsmail’in babası ise inşaatta çalışırken ayağına düşen kalaslar nedeniyle sakatlanmıştı. Aksayarak yürüyordu. O sabah çaydanlığı alıp sofraya geldi ve ailece kahvaltıya oturdular. Hacer, ekmeğe yağ sürerek sırasıyla çocuklarına verdi. Birer bardak çayın ardından kahvaltı sona erdi.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: İsmail’in okula gidişini anlatırken ailedeki yoksulluğu, annenin fedakârlığını ve babanın sakatlığını aynı sofrada buluşturuyorsunuz. İsmail’in o sabahki hazırlığı nasıldı..?
Yazar Sadık Çil: İsmail, ağabeyinden kalan mavi önlüğünü giydi. Çantasını sırtına aldı. Annesinin eline tutuşturduğu yağlı ekmeği de alarak kapıdan çıktı.
Hacer, oğlunun arkasından seslendi:
“Kimseyle kavga etme. Kalemine, defterine sahip çık. Allah zihin açıklığı versin.”
Bu sözler, bir annenin çocuğuna verdiği öğütten çok daha fazlasını anlatıyor. Hacer, oğlunun eğitim almasını ve kendi yazgısını değiştirmesini istiyordu. Elindeki imkânlar sınırlıydı ama umudu büyüktü.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: Hacer’in İsmail’i okula göndermesi, öykünün en önemli dönüm noktalarından biri gibi görünüyor. Sizce bir annenin çocuğunun geleceğine duyduğu inanç, onun hayatını değiştirebilir mi..?
Yazar Sadık Çil: Hacer, İsmail’in yazgısını değiştirebilmek umuduyla onu boklu derenin karşısındaki mahallenin okuluna yazdırmıştı. Gecikmeli de olsa İsmail artık okuluna kavuşmuştu.Bazen bir çocuğun hayatındaki en büyük değişim, bir okul kapısından içeri girmesiyle başlar. İsmail’in annesi de bunu istiyordu. Oğlunun kendileri gibi yoksulluk içinde yaşamasını istemiyor, eğitim sayesinde başka bir hayatın kapısını aralayabileceğine inanıyordu.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: İsmail’in okul bahçesine girdiği andan itibaren yaşadığı duygular nelerdi? Yeni bir çevreye alışması kolay oldu mu..?
Yazar Sadık Çil: İsmail okul bahçesine girdiğinde kendisine seslenen komşu oğlunun yanına gitti. İkisi de aynı sınıftaydı.Törenin ardından sınıfa çekinerek girdi. Çünkü İsmail için bu ortam yeniydi. Pamuk tarlalarının, çadırların ve geçim mücadelesinin içinden gelmişti. Şimdi ise önünde başka bir dünya vardı: okul, öğretmen ve öğrenme umudu.
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım: Sayın Sadık Çil, “Çizgili Defter” ile okurlarımıza bir çocuğun emeğini, ailesinin fedakârlığını ve eğitim özlemini anlatıyorsunuz. İsmail’in elindeki kalem ve defter, onun geleceğe dair umudunun simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu öyküde anlatılanların, çocukların eğitim hakkı ve çalışma koşulları üzerine düşünmemize vesile olmasını diliyoruz. Değerli anlatımınız ve bu önemli öykünüz için teşekkür ederiz.
Yazar Sadık Çil: Ben teşekkür ederim. Öyküler aracılığıyla insanların hayatlarına, özellikle de sesi duyulmayan çocukların dünyasına dikkat çekebilmek benim için çok kıymetli.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
