EMEĞİN VE SUSKUNLUĞUN İZİNDE: “BOŞLUĞUN VARDİYASI”

Kültür 20.10.2026 - 14:30, Güncelleme: 20.10.2026 - 14:30 2056 kez okundu.
 

EMEĞİN VE SUSKUNLUĞUN İZİNDE: “BOŞLUĞUN VARDİYASI”

Yazar Baran Arslan, görünmeyen kadın emeğini Çukurova Press Gazetesi okuyucuları için Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım'a anlattı: “Ben sadece çalışmıyorum, ayakta kalıyorum!”
  REMZİ YILDIRIM (RÖPORTAJ)   Kadınların evde ve iş hayatında omuzladığı görünmez yükleri, yoksulluğu, tükenmişliği ve sessizce biriken itirazları anlatan “Boşluğun Vardiyası”, okuru Nermin’in hayatı üzerinden toplumsal bir yüzleşmeye çağırıyor. Edebiyat Dostu Yazar Baran Arslan, öyküsünün ortaya çıkışını ve vermek istediği mesajları çok net anlattı. Bazı insanlar bütün gün çalışır ama emekleri görünmez. Sabahın ilk ışıklarından gece yarısına kadar evde, fabrikada, atölyede çalışan kadınlar; çocukların sorumluluğunu, evin yükünü, geçim derdini ve çoğu zaman kendi içlerine gömdükleri acıları da taşır.Yazar Baran Arslan’ın “Boşluğun Vardiyası” adlı öyküsü, tam da bu görünmeyen emeğin izini sürüyor. Tekstil atölyesinde çalışan Nermin’in hayatı üzerinden kadın emeğini, ekonomik baskıları, iş güvencesizliğini ve suskunluğun insan ruhunda açtığı yaraları anlatan eser, okuru bir kadının gündelik yaşamından hareketle toplumun vicdanına bakmaya davet ediyor. Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım, Edebiyat Dostu Yazar Baran Arslan ile “Boşluğun Vardiyası”nın satır aralarında saklı kalanları konuştu. REMZİ YILDIRIM: Baran Bey, “Boşluğun Vardiyası” oldukça çarpıcı bir başlık. Bu öyküyü yazmaya sizi yönelten duygu ve düşünce neydi..? BARAN ARSLAN: Beni bu öyküye yönelten temel duygu, emeğin görünmez oluşuydu. Özellikle kadınların hem evde hem de iş hayatında üstlendikleri sorumluluklar çoğu zaman doğal bir görevmiş gibi görülüyor. Oysa bu sorumlulukların arkasında büyük bir yorgunluk, fedakârlık ve çoğu zaman dile getirilemeyen bir yalnızlık var. Nermin, yalnızca bir tekstil işçisi değil. O, gün boyunca farklı görevlerin arasında kendine yer bulamayan kadınların temsilcisi. Sabah evde başlayan vardiyası, atölyede devam ediyor; akşam yeniden evde sürüyor. Ancak onun emeğinin karşılığını yalnızca ücretle ölçmek mümkün değil. “Boşluğun Vardiyası” derken, insanın kendisine ayırması gereken zamanın nasıl ortadan kalktığını anlatmak istedim. REMZİ YILDIRIM: Öykünüzde Nermin’in günü, evdeki işlerle başlıyor ve gece geç saatlere kadar devam ediyor. Kadının ev içindeki emeğini neden bu kadar ön plana çıkardınız..? BARAN ARSLAN: Çünkü ev işleri çoğu zaman iş olarak kabul edilmiyor. Sofra kurmak, çocukları hazırlamak, çamaşır yıkamak, yemek yapmak, ütü yapmak. Bunların her biri zaman, enerji ve emek gerektiriyor. Nermin’in evde yaptığı işler bitmiyor; yalnızca biçim değiştiriyor. Atölyede makinenin başında çalışıyor, evde başka bir makinenin parçasıymış gibi yaşamını sürdürüyor. Öyküdeki “Evin içi, görünmeyen bir fabrikanın ilk vardiyasıydı” cümlesi bu düşüncenin özeti. Ben, evin içindeki emeğin de görülmesini istedim. REMZİ YILDIRIM: Atölyede herkesin birbirine “abla” diye seslenmesi ve sizin “Abla, yaşı değil, susturulmuşluğu gösterirdi” cümleniz çok dikkat çekici. Burada nasıl bir anlam kuruyorsunuz..? BARAN ARSLAN: İnsanların isimlerini kaybetmesi, aslında kimliklerinin de geri plana itilmesi anlamına gelebilir. Nermin’in adı vardır ama atölyede o, yalnızca “abla”dır.Bu hitap biçimi ilk bakışta sıcak ve samimi görünebilir. Ancak öykünün bağlamında, kadının bireyselliğini ve sesini kaybetmesini de düşündürüyor. Benim için suskunluk, yalnızca konuşmamak değildir. İtiraz edememek, hakkını arayamamak, işini kaybetme korkusuyla içine kapanmak da suskunluğun biçimleridir. REMZİ YILDIRIM: Nermin’in işini kaybetme korkusu, evin geçim sıkıntısıyla iç içe ilerliyor. Ekonomik baskı, insanın özgürlüğünü ne ölçüde etkiliyor..? BARAN ARSLAN: Geçim sıkıntısı, insanın yalnızca cebini değil, kararlarını da etkiliyor. Kirasını ödemek, çocuğuna mont almak, elektrik faturasını karşılamak zorunda olan bir insan için işini kaybetmek büyük bir korkudur.Nermin, makinenin başında çalışırken bile evdeki faturaları düşünüyor. Bu nedenle onun zihni hiçbir zaman bütünüyle dinlenemiyor.Ekonomik güvencesizlik, insanın itiraz etme cesaretini de zayıflatabiliyor. Nermin’in yaşadığı durum, emeğiyle hayata tutunmaya çalışan pek çok insanın ortak kaygısını yansıtıyor. REMZİ YILDIRIM: Öykünüzde kumaş ilerliyor ama zaman ilerlemiyor. Bu cümleyle okura ne anlatmak istediniz..? BARAN ARSLAN: O cümle, Nermin’in yaşadığı döngüyü anlatıyor. Her gün aynı makine, aynı hareketler, aynı korkular ve aynı sorumluluklar. Üretim sürüyor ama insanın hayatında bir değişiklik olmuyor.Kumaş ilerliyor, elbiseler tamamlanıyor, insanlar o kıyafetleri giyiyor. Fakat o kıyafetlerin arkasındaki emeği, parmak uçlarındaki çatlakları ve işçinin soluduğu tozu kimse görmüyor.Burada emeğin ürünüyle emekçinin yaşamı arasındaki mesafeyi düşündürmek istedim. REMZİ YILDIRIM: Nermin’in yalnızca bedeni değil, sesinin de eğildiğini söylüyorsunuz. Bu, kadınların yaşadığı görünmez baskıların bir ifadesi mi..? BARAN ARSLAN: Evet. İnsan sürekli yorulduğunda, sürekli sorumluluk taşıdığında ve kendisini ifade edecek bir alan bulamadığında iç dünyasında da eğilmeye başlayabiliyor.Nermin’in bedeni gün boyunca iş başında. Akşam eve geldiğinde ise başka sorumluluklar onu bekliyor. Kendisine ayırabileceği zaman neredeyse kalmıyor.Öyküde bu durumun yalnızca fiziksel yorgunluk olmadığını anlatmak istedim. İnsanın sesi de yorulabilir. Bazen konuşacak gücü vardır ama konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğine inanır. İşte o zaman suskunluk derinleşir. REMZİ YILDIRIM: Öykünün en güçlü sahnelerinden biri, Nermin’in gece ütü yaparken “Suskunluk da örüyorum” diye düşünmesi. Bu cümle sizin için ne ifade ediyor..? BARAN ARSLAN: Nermin gün boyunca kumaş dikiyor, gece gömlek ütülüyor. Hayatı boyunca bir şeyleri düzeltmeye çalışıyor. Ancak kendi hayatındaki kırışıklıklar bir türlü düzelmiyor.“Suskunluk da örüyorum” cümlesi, onun yaşadıklarını içine atmasının bir karşılığı. Her gün biraz daha susuyor, biraz daha kendisinden uzaklaşıyor.Ütü masası, onun için yalnızca ev işi yaptığı bir yer değil; aynı zamanda konuşamadığı, itiraz edemediği ve kendisini ifade edemediği bir kürsüye dönüşüyor. REMZİ YILDIRIM: “Kadın bedeni üretmediğinde suçlanır, fazla ürettiğinde görünmez olurdu” diyorsunuz. Bu cümleyle toplumun hangi çelişkisine dikkat çekiyorsunuz..? BARAN ARSLAN: Kadınlardan sürekli üretmeleri, yetiştirmeleri, ilgilenmeleri ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmeleri bekleniyor. Ancak bu emeğin karşılığında onların da yorulabileceği, dinlenmeye ve kendilerine ait bir yaşama ihtiyaç duyabileceği çoğu zaman unutuluyor.Kadın çalıştığında üretimiyle değerlendirilirken, evdeki emeği çoğu zaman görev olarak görülüyor. Bir insanın emeğini görmek için yalnızca ortaya çıkan ürüne bakmak yetmez; o ürünün arkasındaki yaşamı da görmek gerekir. Bu cümleyle kadınların emeğine ilişkin toplumsal çelişkiyi görünür kılmak istedim. REMZİ YILDIRIM: Nermin’in eşiyle ilişkisini de sessiz, yorgun ve ağır bir atmosfer içinde anlatıyorsunuz. Aile içindeki görünmez yüklerin bu öyküdeki yeri nedir..? BARAN ARSLAN: Aile, insanın sığınabileceği bir yer olmalı. Ancak sorumluluklar adil paylaşılmadığında ev, dinlenme alanı olmaktan çıkabilir. Nermin’in yaşadığı yalnızlık, yalnızca iş yerindeki koşullardan kaynaklanmıyor. Evdeki sorumlulukların ve duygusal yüklerin de onun üzerinde biriktiğini görüyoruz.Burada bütün aileleri ya da bütün erkekleri aynı şekilde değerlendirmek istemiyorum. Anlatmak istediğim, ev içindeki emeğin paylaşılması ve insanın en yakınları tarafından da görülmesi gerektiği. REMZİ YILDIRIM: Öykünün sonlarına doğru Nermin pencereyi açıyor ve ilk kez ertesi günü düşünmüyor. Makineyi, kocasını ve borçlarını bir anlığına geride bırakıyor. Bu, bir başkaldırı mı, yoksa tükenmişliğin son noktası mı..? BARAN ARSLAN: Ben bu anı, Nermin’in kendisine ait bir anı geri alması olarak görüyorum. O güne kadar hep başkalarının ihtiyaçlarını düşünmüş. İlk kez hiçbir şeyi yetiştirmeye çalışmıyor.Bu, büyük ve dışarıdan görülebilen bir başkaldırı değil. Ama insanın kendisini fark etmesi açısından önemli bir eşik. Nermin o gece bütün sorunlarını çözmüyor. Borçları ortadan kalkmıyor, çalışma koşulları değişmiyor. Yalnızca nefes alıyor. Bazen insanın kendisini yeniden duyabilmesi için önce durması gerekir. REMZİ YILDIRIM: Öyküde mahalledeki ışıkların birer birer sönmesi ve her evde küçük bir yorgunluğun uyanık kalması, güçlü bir toplumsal tablo oluşturuyor. Bu sahneyle neyi anlatmak istediniz..? BARAN ARSLAN: Nermin’in yalnız olmadığını, ancak yalnızlığının ortak bir deneyim olduğunu anlatmak istedim. Mahallede ışıklar sönüyor, insanlar uykuya hazırlanıyor. Fakat herkesin hayatında ertesi güne taşınacak bir sorumluluk, bir kaygı, bir yorgunluk bulunuyor.Belki yan evdeki kadın da bütün gün çalıştı. Belki başka bir evde bir baba geçim derdini düşünüyor. Herkesin hikâyesi farklı olabilir ama görünmeyen yorgunluklar birbirine benziyor.Bu sahnede okurun kendi mahallesini, komşusunu ve belki de kendi yaşamını düşünmesini istedim. REMZİ YILDIRIM: Son olarak, “Boşluğun Vardiyası”nı okuyanlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz..? BARAN ARSLAN: İnsanları birbirlerinin emeğini görmeye davet ediyorum. Bir kadının gün içinde kaç iş yaptığını değil, o işleri yaparken neler hissettiğini de düşünelim.Evdeki emeği küçümsemeyelim. Çalışan insanın yorgunluğunu yalnızca mesai saatleriyle ölçmeyelim. İş güvencesini, insanca çalışma koşullarını ve dinlenme hakkını konuşalım.Çünkü insan yalnızca çalışmak için yaşamamalı. Kendisine ait bir zamanı, bir sesi ve bir hayatı da olmalı.Nermin’in öyküsü, sessizliğin içinde kaybolan insanlara küçük bir hatırlatma: Herkesin emeği görülmeye, her insanın sesi duyulmaya değer. BİR KADININ SUSKUNLUĞU, TOPLUMUN AYNASI Baran Arslan’ın “Boşluğun Vardiyası” adlı öyküsü, okuru büyük olayların değil, her gün tekrarlanan küçük ayrıntıların içine götürüyor. Bir dikiş makinesinin sesi, ütü masasından yükselen buhar, ödenmesi gereken faturalar ve gecenin sessizliği.Bütün bu ayrıntılar, Nermin’in yaşamında biriken yükleri görünür kılıyor.Öykünün sonunda Nermin’in yaptığı tek şey nefes almak. Ancak bu sade eylem, anlatının en güçlü anına dönüşüyor. Çünkü yıllardır başkalarının hayatını yetiştirmeye çalışan bir kadın, ilk kez kendisi için duruyor. “Boşluğun Vardiyası”, yalnızca bir tekstil işçisinin hikâyesi değil; emeği görülmeyen, yorgunluğu sorulmayan ve suskunluğu alışkanlığa dönüşen insanların da hikâyesi. Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım’ın sorularını yanıtlayan Baran Arslan, öyküsüyle okuru şu gerçekle yüzleştiriyor: Bir insanın ne kadar çalıştığını görmek kolaydır; o çalışmanın içinde kendisinden neler kaybettiğini görmek ise vicdan ister.
Yazar Baran Arslan, görünmeyen kadın emeğini Çukurova Press Gazetesi okuyucuları için Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım'a anlattı: “Ben sadece çalışmıyorum, ayakta kalıyorum!”

 

REMZİ YILDIRIM (RÖPORTAJ)

 

Kadınların evde ve iş hayatında omuzladığı görünmez yükleri, yoksulluğu, tükenmişliği ve sessizce biriken itirazları anlatan “Boşluğun Vardiyası”, okuru Nermin’in hayatı üzerinden toplumsal bir yüzleşmeye çağırıyor. Edebiyat Dostu Yazar Baran Arslan, öyküsünün ortaya çıkışını ve vermek istediği mesajları çok net anlattı.

Bazı insanlar bütün gün çalışır ama emekleri görünmez. Sabahın ilk ışıklarından gece yarısına kadar evde, fabrikada, atölyede çalışan kadınlar; çocukların sorumluluğunu, evin yükünü, geçim derdini ve çoğu zaman kendi içlerine gömdükleri acıları da taşır.Yazar Baran Arslan’ın “Boşluğun Vardiyası” adlı öyküsü, tam da bu görünmeyen emeğin izini sürüyor. Tekstil atölyesinde çalışan Nermin’in hayatı üzerinden kadın emeğini, ekonomik baskıları, iş güvencesizliğini ve suskunluğun insan ruhunda açtığı yaraları anlatan eser, okuru bir kadının gündelik yaşamından hareketle toplumun vicdanına bakmaya davet ediyor.

Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım, Edebiyat Dostu Yazar Baran Arslan ile “Boşluğun Vardiyası”nın satır aralarında saklı kalanları konuştu.

REMZİ YILDIRIM: Baran Bey, “Boşluğun Vardiyası” oldukça çarpıcı bir başlık. Bu öyküyü yazmaya sizi yönelten duygu ve düşünce neydi..?

BARAN ARSLAN: Beni bu öyküye yönelten temel duygu, emeğin görünmez oluşuydu. Özellikle kadınların hem evde hem de iş hayatında üstlendikleri sorumluluklar çoğu zaman doğal bir görevmiş gibi görülüyor. Oysa bu sorumlulukların arkasında büyük bir yorgunluk, fedakârlık ve çoğu zaman dile getirilemeyen bir yalnızlık var. Nermin, yalnızca bir tekstil işçisi değil. O, gün boyunca farklı görevlerin arasında kendine yer bulamayan kadınların temsilcisi. Sabah evde başlayan vardiyası, atölyede devam ediyor; akşam yeniden evde sürüyor. Ancak onun emeğinin karşılığını yalnızca ücretle ölçmek mümkün değil. “Boşluğun Vardiyası” derken, insanın kendisine ayırması gereken zamanın nasıl ortadan kalktığını anlatmak istedim.

REMZİ YILDIRIM: Öykünüzde Nermin’in günü, evdeki işlerle başlıyor ve gece geç saatlere kadar devam ediyor. Kadının ev içindeki emeğini neden bu kadar ön plana çıkardınız..?

BARAN ARSLAN: Çünkü ev işleri çoğu zaman iş olarak kabul edilmiyor. Sofra kurmak, çocukları hazırlamak, çamaşır yıkamak, yemek yapmak, ütü yapmak. Bunların her biri zaman, enerji ve emek gerektiriyor. Nermin’in evde yaptığı işler bitmiyor; yalnızca biçim değiştiriyor. Atölyede makinenin başında çalışıyor, evde başka bir makinenin parçasıymış gibi yaşamını sürdürüyor. Öyküdeki “Evin içi, görünmeyen bir fabrikanın ilk vardiyasıydı” cümlesi bu düşüncenin özeti. Ben, evin içindeki emeğin de görülmesini istedim.

REMZİ YILDIRIM: Atölyede herkesin birbirine “abla” diye seslenmesi ve sizin “Abla, yaşı değil, susturulmuşluğu gösterirdi” cümleniz çok dikkat çekici. Burada nasıl bir anlam kuruyorsunuz..?

BARAN ARSLAN: İnsanların isimlerini kaybetmesi, aslında kimliklerinin de geri plana itilmesi anlamına gelebilir. Nermin’in adı vardır ama atölyede o, yalnızca “abla”dır.Bu hitap biçimi ilk bakışta sıcak ve samimi görünebilir. Ancak öykünün bağlamında, kadının bireyselliğini ve sesini kaybetmesini de düşündürüyor. Benim için suskunluk, yalnızca konuşmamak değildir. İtiraz edememek, hakkını arayamamak, işini kaybetme korkusuyla içine kapanmak da suskunluğun biçimleridir.

REMZİ YILDIRIM: Nermin’in işini kaybetme korkusu, evin geçim sıkıntısıyla iç içe ilerliyor. Ekonomik baskı, insanın özgürlüğünü ne ölçüde etkiliyor..?

BARAN ARSLAN: Geçim sıkıntısı, insanın yalnızca cebini değil, kararlarını da etkiliyor. Kirasını ödemek, çocuğuna mont almak, elektrik faturasını karşılamak zorunda olan bir insan için işini kaybetmek büyük bir korkudur.Nermin, makinenin başında çalışırken bile evdeki faturaları düşünüyor. Bu nedenle onun zihni hiçbir zaman bütünüyle dinlenemiyor.Ekonomik güvencesizlik, insanın itiraz etme cesaretini de zayıflatabiliyor. Nermin’in yaşadığı durum, emeğiyle hayata tutunmaya çalışan pek çok insanın ortak kaygısını yansıtıyor.

REMZİ YILDIRIM: Öykünüzde kumaş ilerliyor ama zaman ilerlemiyor. Bu cümleyle okura ne anlatmak istediniz..?

BARAN ARSLAN: O cümle, Nermin’in yaşadığı döngüyü anlatıyor. Her gün aynı makine, aynı hareketler, aynı korkular ve aynı sorumluluklar. Üretim sürüyor ama insanın hayatında bir değişiklik olmuyor.Kumaş ilerliyor, elbiseler tamamlanıyor, insanlar o kıyafetleri giyiyor. Fakat o kıyafetlerin arkasındaki emeği, parmak uçlarındaki çatlakları ve işçinin soluduğu tozu kimse görmüyor.Burada emeğin ürünüyle emekçinin yaşamı arasındaki mesafeyi düşündürmek istedim.

REMZİ YILDIRIM: Nermin’in yalnızca bedeni değil, sesinin de eğildiğini söylüyorsunuz. Bu, kadınların yaşadığı görünmez baskıların bir ifadesi mi..?

BARAN ARSLAN: Evet. İnsan sürekli yorulduğunda, sürekli sorumluluk taşıdığında ve kendisini ifade edecek bir alan bulamadığında iç dünyasında da eğilmeye başlayabiliyor.Nermin’in bedeni gün boyunca iş başında. Akşam eve geldiğinde ise başka sorumluluklar onu bekliyor. Kendisine ayırabileceği zaman neredeyse kalmıyor.Öyküde bu durumun yalnızca fiziksel yorgunluk olmadığını anlatmak istedim. İnsanın sesi de yorulabilir. Bazen konuşacak gücü vardır ama konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğine inanır. İşte o zaman suskunluk derinleşir.

REMZİ YILDIRIM: Öykünün en güçlü sahnelerinden biri, Nermin’in gece ütü yaparken “Suskunluk da örüyorum” diye düşünmesi. Bu cümle sizin için ne ifade ediyor..?

BARAN ARSLAN: Nermin gün boyunca kumaş dikiyor, gece gömlek ütülüyor. Hayatı boyunca bir şeyleri düzeltmeye çalışıyor. Ancak kendi hayatındaki kırışıklıklar bir türlü düzelmiyor.“Suskunluk da örüyorum” cümlesi, onun yaşadıklarını içine atmasının bir karşılığı. Her gün biraz daha susuyor, biraz daha kendisinden uzaklaşıyor.Ütü masası, onun için yalnızca ev işi yaptığı bir yer değil; aynı zamanda konuşamadığı, itiraz edemediği ve kendisini ifade edemediği bir kürsüye dönüşüyor.

REMZİ YILDIRIM: “Kadın bedeni üretmediğinde suçlanır, fazla ürettiğinde görünmez olurdu” diyorsunuz. Bu cümleyle toplumun hangi çelişkisine dikkat çekiyorsunuz..?

BARAN ARSLAN: Kadınlardan sürekli üretmeleri, yetiştirmeleri, ilgilenmeleri ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmeleri bekleniyor. Ancak bu emeğin karşılığında onların da yorulabileceği, dinlenmeye ve kendilerine ait bir yaşama ihtiyaç duyabileceği çoğu zaman unutuluyor.Kadın çalıştığında üretimiyle değerlendirilirken, evdeki emeği çoğu zaman görev olarak görülüyor. Bir insanın emeğini görmek için yalnızca ortaya çıkan ürüne bakmak yetmez; o ürünün arkasındaki yaşamı da görmek gerekir. Bu cümleyle kadınların emeğine ilişkin toplumsal çelişkiyi görünür kılmak istedim.

REMZİ YILDIRIM: Nermin’in eşiyle ilişkisini de sessiz, yorgun ve ağır bir atmosfer içinde anlatıyorsunuz. Aile içindeki görünmez yüklerin bu öyküdeki yeri nedir..?

BARAN ARSLAN: Aile, insanın sığınabileceği bir yer olmalı. Ancak sorumluluklar adil paylaşılmadığında ev, dinlenme alanı olmaktan çıkabilir. Nermin’in yaşadığı yalnızlık, yalnızca iş yerindeki koşullardan kaynaklanmıyor. Evdeki sorumlulukların ve duygusal yüklerin de onun üzerinde biriktiğini görüyoruz.Burada bütün aileleri ya da bütün erkekleri aynı şekilde değerlendirmek istemiyorum. Anlatmak istediğim, ev içindeki emeğin paylaşılması ve insanın en yakınları tarafından da görülmesi gerektiği.

REMZİ YILDIRIM: Öykünün sonlarına doğru Nermin pencereyi açıyor ve ilk kez ertesi günü düşünmüyor. Makineyi, kocasını ve borçlarını bir anlığına geride bırakıyor. Bu, bir başkaldırı mı, yoksa tükenmişliğin son noktası mı..?

BARAN ARSLAN: Ben bu anı, Nermin’in kendisine ait bir anı geri alması olarak görüyorum. O güne kadar hep başkalarının ihtiyaçlarını düşünmüş. İlk kez hiçbir şeyi yetiştirmeye çalışmıyor.Bu, büyük ve dışarıdan görülebilen bir başkaldırı değil. Ama insanın kendisini fark etmesi açısından önemli bir eşik. Nermin o gece bütün sorunlarını çözmüyor. Borçları ortadan kalkmıyor, çalışma koşulları değişmiyor. Yalnızca nefes alıyor. Bazen insanın kendisini yeniden duyabilmesi için önce durması gerekir.

REMZİ YILDIRIM: Öyküde mahalledeki ışıkların birer birer sönmesi ve her evde küçük bir yorgunluğun uyanık kalması, güçlü bir toplumsal tablo oluşturuyor. Bu sahneyle neyi anlatmak istediniz..?

BARAN ARSLAN: Nermin’in yalnız olmadığını, ancak yalnızlığının ortak bir deneyim olduğunu anlatmak istedim. Mahallede ışıklar sönüyor, insanlar uykuya hazırlanıyor. Fakat herkesin hayatında ertesi güne taşınacak bir sorumluluk, bir kaygı, bir yorgunluk bulunuyor.Belki yan evdeki kadın da bütün gün çalıştı. Belki başka bir evde bir baba geçim derdini düşünüyor. Herkesin hikâyesi farklı olabilir ama görünmeyen yorgunluklar birbirine benziyor.Bu sahnede okurun kendi mahallesini, komşusunu ve belki de kendi yaşamını düşünmesini istedim.

REMZİ YILDIRIM: Son olarak, “Boşluğun Vardiyası”nı okuyanlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz..?

BARAN ARSLAN: İnsanları birbirlerinin emeğini görmeye davet ediyorum. Bir kadının gün içinde kaç iş yaptığını değil, o işleri yaparken neler hissettiğini de düşünelim.Evdeki emeği küçümsemeyelim. Çalışan insanın yorgunluğunu yalnızca mesai saatleriyle ölçmeyelim. İş güvencesini, insanca çalışma koşullarını ve dinlenme hakkını konuşalım.Çünkü insan yalnızca çalışmak için yaşamamalı. Kendisine ait bir zamanı, bir sesi ve bir hayatı da olmalı.Nermin’in öyküsü, sessizliğin içinde kaybolan insanlara küçük bir hatırlatma: Herkesin emeği görülmeye, her insanın sesi duyulmaya değer.

BİR KADININ SUSKUNLUĞU, TOPLUMUN AYNASI

Baran Arslan’ın “Boşluğun Vardiyası” adlı öyküsü, okuru büyük olayların değil, her gün tekrarlanan küçük ayrıntıların içine götürüyor. Bir dikiş makinesinin sesi, ütü masasından yükselen buhar, ödenmesi gereken faturalar ve gecenin sessizliği.Bütün bu ayrıntılar, Nermin’in yaşamında biriken yükleri görünür kılıyor.Öykünün sonunda Nermin’in yaptığı tek şey nefes almak. Ancak bu sade eylem, anlatının en güçlü anına dönüşüyor. Çünkü yıllardır başkalarının hayatını yetiştirmeye çalışan bir kadın, ilk kez kendisi için duruyor.

“Boşluğun Vardiyası”, yalnızca bir tekstil işçisinin hikâyesi değil; emeği görülmeyen, yorgunluğu sorulmayan ve suskunluğu alışkanlığa dönüşen insanların da hikâyesi.

Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım’ın sorularını yanıtlayan Baran Arslan, öyküsüyle okuru şu gerçekle yüzleştiriyor: Bir insanın ne kadar çalıştığını görmek kolaydır; o çalışmanın içinde kendisinden neler kaybettiğini görmek ise vicdan ister.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.