Bazen bir seyahat bavula sığmaz. Tarih taşar, hafıza konuşur, insan kendini yeniden tarif eder.Geçtiğimiz hafta, Adana’nın Cumhuriyet tarihindeki en genç milletvekili adayı, siyaset bilimci, Gazioğlu Yatırım Proje Kurucusu Mehmet Gazioğlu kardeşimle Balkanlar’daydık. Sofya’dan Rila’ya, Bansko’dan Selanik ve Kavala’ya uzanan bu rota, turistik bir gezi olmaktan çok bir kimlik muhasebesine dönüştü.
Sofya’da Balkan Türkleriyle buluştuk. Onlar kendilerini çoğu zaman Bulgaristan Türkü olarak tanımlıyor. Bulgaristan vatandaşı, Türk kültürüne mensup, Müslüman bir topluluk…Rila’da, Rila Manastırı avlusunda sanat tarihi konuştuk. Ortodoks dünyasının en önemli ruhani merkezlerinden biri olan bu yapı, freskleri ve ikonalarıyla bir medeniyet anlatısı sunuyor. Gazioğlu’nun sanat koleksiyonculuğuna bakışı burada daha berraklaştı: “Sanat, medeniyetlerin birbirine yazdığı mektuptur” diyor. Balkan ikonografisi ile Anadolu estetiği arasında zihinsel bir köprü kuruyor. Koleksiyonunda modern Türk resmiyle tarihsel hafıza arasında bilinçli bir bağ oluşturma arzusundan söz ediyor Mehmet Gazioğlu.
Bansko’da ise farklı bir tablo vardı. Kayak pistlerinde Türkçe duyuluyor, restoranlarda Türkiye’den gelen aileler yoğunlukta. Türklerin kış turizmine ilgisi belirgin şekilde artmış. Gazioğlu burada turizm planlaması üzerine konuştu; şehirlerin potansiyelini doğru stratejiyle büyütmenin mümkün olduğunu vurguladı. Adana’nın her mevsim için örnek model olabileceğini söyledi.
Selanik’te ise durduğumuz yer bir müze olmanın çok ötesindeydi: Atatürk Evi Müzesi. Restorasyonu titizlikle yapılmış, mimari dokusu korunmuş, Türk ve Müslüman izleri her köşesinde hissedilen bir ev. Avlusunda yürürken insan yabancı bir şehirde olduğunu unutuyor; adeta memleketimizdeydik. O sade odalarda hem bir aile hikâyesi hem bir devlet fikri saklı.
Gazioğlu’nun cümlesi güçlüydü: “Burası hepimizin hikâyesidir. Sadece Atatürk’ün doğduğu ev değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin de doğduğu yerdir.”
Evde dikkat çeken bir başka unsur ise ziyaretçi profiliydi. Türkiye’den gelenler kadar farklı milletlerden ziyaretçiler de yoğun ilgi gösteriyordu. Cumhuriyet’in kurucu liderine duyulan saygının evrensel bir karşılığı olduğu açıkça görülüyordu. Paylaşılan videomuz kısa sürede yüksek izlenme aldı; çünkü o ev, geçmişle kurulan canlı bir bağ niteliğinde.
Kavala’daki Imaret Hotel ise restorasyonun medeniyet bilinciyle nasıl buluşabileceğinin çarpıcı bir örneği. Taş duvarlar, kemerli avlular, ölçülü bir zarafet. Gazioğlu burada şu yorumu yaptı: “Şehirler hafızasını korursa güçlü olur. Adana’mızın da kent kültürünü ve dokusunu ayağa kaldırmamız lazım. Artık Adanalılar Magarsus’u da, Anavarza’yı da ezberlemeli. Dünya Adana’yı tanımalı.”
Bu seyahat bir Balkan turu olarak planlandı. Fakat ortaya çıkan tablo, kimlik, sanat, Cumhuriyet ve şehir hafızası üzerine derin bir düşünme yolculuğuna dönüştü.Adana’dan çıkan genç bir siyaset bilimcinin Balkan coğrafyasında tuttuğu notlar, yalnızca bir gezi izlenimi sunmuyor. Bir kuşağın dünyaya nasıl baktığını, geçmişle nasıl ilişki kurduğunu ve Cumhuriyet fikrini nasıl taşıdığını da gösteriyor.
