AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

GÜVEN KAYBOLUNCA...

Bir toplumun en büyük zenginliği nedir? Doğal kaynakları mı, sanayisi mi, ordusu mu, teknolojisi mi? Bunların hepsi önemlidir. Ama hepsinden önce gelen, görünmeyen bir sermaye vardır: güven.   Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de en çok aşınan değerlerden biri budur. Yapılan araştırmalar, devlet kurumlarına, siyasete, yargıya, medyaya, iş dünyasına ve hatta sivil toplum kuruluşlarına duyulan güvenin yıllardır gerilediğini gösteriyor. Daha düşündürücü olan ise insanların güveni artık ortak kurumlarda değil, yalnızca kendi yakın çevrelerinde aramalarıdır.   Artık herkesin kendine ait bir doğrusu, kendine ait bir medyası, kendine ait bir kahramanı var. Bir kişi için güven kaynağı olan isim, bir başkası için güvensizliğin simgesi olabiliyor. Aynı olay, aynı karar, aynı haber, farklı toplumsal kesimlerde tamamen zıt anlamlar taşıyor. Ortak bir hakikatten söz etmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.   Oysa modern toplumlar, insanların birbirlerine değil, kurumlara güvenmesi üzerine inşa edilmiştir. Çünkü insanlar hata yapabilir, değişebilir, hatta güç karşısında savrulabilir. Kurumlar ise kurallarla, denetimle ve hesap verebilirlikle ayakta kalırlar. Bir ülkede adalet, tek tek hâkimlerin iyi niyetine; ekonomi yalnızca birkaç iş insanının dürüstlüğüne; demokrasi de yalnızca bazı siyasetçilerin vicdanına bırakılamaz. Güçlü toplumlar, güçlü kişiler sayesinde değil, güçlü kurumlar sayesinde ayakta kalırlar.   Güvenin azalmasının bedeli ise sanıldığından çok daha ağırdır. İnsanlar birbirinden şüphe duymaya başladığında yatırım azalır, ortak projeler zayıflar, uzlaşma kültürü kaybolur. Siyaset çözüm üretme alanı olmaktan çıkar, kimliklerin çatışmasına dönüşür. Sosyal medya bilgi paylaşımından çok öfke üretir. En sonunda herkes kendi mahallesine çekilir ve toplum görünmez duvarlarla bölünür.   Peki bu gidiş tersine çevrilebilir mi? Elbette kolay değildir ama mümkündür. Bunun yolu önce güven istemekten değil, güven vermekten geçer. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat yalnızca yönetim ilkeleri değildir; aynı zamanda güven üretme mekanizmalarıdır. İnsanlar alınan kararların nasıl verildiğini bilir, yanlış yapanın hesap verdiğini görür ve görevlerin ehil insanlara emanet edildiğine inanırsa, güven zamanla yeniden filizlenmeye başlar.   Bunun yanında, toplumun farklı kesimlerinin yeniden konuşabilmesi gerekir. Aynı masaya oturamayan, birbirini yalnızca sosyal medyanın öfkeli diliyle tanıyan insanlar ortak gelecek kuramaz. Demokrasi sadece seçim kazanmak değil, birlikte yaşayabilme kültürünü de koruyabilmektir.   Belki de en büyük sorunumuz, kurumları kişilerle özdeşleştirmeye başlamamızdır. Oysa kişiler gelir geçer; kurumlar ise nesiller boyunca yaşamak zorundadır. Eğer bir kurumun değeri onu yöneten kişinin kim olduğuna göre değişiyorsa, orada kurumsallaşma henüz tamamlanmamış demektir.   Toplumların geleceğini kahramanlar değil, güvenilir kurumlar belirler. Çünkü kahramanlar bir dönemin ihtiyacıdır; kurumlar ise medeniyetin temelidir. Bugün yeniden inşa etmemiz gereken şey de tam olarak budur: Birbirimize benzediğimiz için değil, aynı hukuk düzenine, aynı adalet anlayışına ve aynı ortak geleceğe inandığımız için güvenebildiğimiz bir ülke.   Çünkü güven, kaybedildiğinde yalnızca kurumlar değil; umut da zayıflar. Ve hiçbir toplum, umudunu kaybederek güçlü kalamaz.  
Ekleme Tarihi: 27 Temmuz 2026 -Pazartesi

GÜVEN KAYBOLUNCA...

Bir toplumun en büyük zenginliği nedir? Doğal kaynakları mı, sanayisi mi, ordusu mu, teknolojisi mi? Bunların hepsi önemlidir. Ama hepsinden önce gelen, görünmeyen bir sermaye vardır: güven.

 

Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de en çok aşınan değerlerden biri budur. Yapılan araştırmalar, devlet kurumlarına, siyasete, yargıya, medyaya, iş dünyasına ve hatta sivil toplum kuruluşlarına duyulan güvenin yıllardır gerilediğini gösteriyor. Daha düşündürücü olan ise insanların güveni artık ortak kurumlarda değil, yalnızca kendi yakın çevrelerinde aramalarıdır.

 

Artık herkesin kendine ait bir doğrusu, kendine ait bir medyası, kendine ait bir kahramanı var. Bir kişi için güven kaynağı olan isim, bir başkası için güvensizliğin simgesi olabiliyor. Aynı olay, aynı karar, aynı haber, farklı toplumsal kesimlerde tamamen zıt anlamlar taşıyor. Ortak bir hakikatten söz etmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.

 

Oysa modern toplumlar, insanların birbirlerine değil, kurumlara güvenmesi üzerine inşa edilmiştir. Çünkü insanlar hata yapabilir, değişebilir, hatta güç karşısında savrulabilir. Kurumlar ise kurallarla, denetimle ve hesap verebilirlikle ayakta kalırlar. Bir ülkede adalet, tek tek hâkimlerin iyi niyetine; ekonomi yalnızca birkaç iş insanının dürüstlüğüne; demokrasi de yalnızca bazı siyasetçilerin vicdanına bırakılamaz. Güçlü toplumlar, güçlü kişiler sayesinde değil, güçlü kurumlar sayesinde ayakta kalırlar.

 

Güvenin azalmasının bedeli ise sanıldığından çok daha ağırdır. İnsanlar birbirinden şüphe duymaya başladığında yatırım azalır, ortak projeler zayıflar, uzlaşma kültürü kaybolur. Siyaset çözüm üretme alanı olmaktan çıkar, kimliklerin çatışmasına dönüşür. Sosyal medya bilgi paylaşımından çok öfke üretir. En sonunda herkes kendi mahallesine çekilir ve toplum görünmez duvarlarla bölünür.

 

Peki bu gidiş tersine çevrilebilir mi? Elbette kolay değildir ama mümkündür. Bunun yolu önce güven istemekten değil, güven vermekten geçer. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat yalnızca yönetim ilkeleri değildir; aynı zamanda güven üretme mekanizmalarıdır. İnsanlar alınan kararların nasıl verildiğini bilir, yanlış yapanın hesap verdiğini görür ve görevlerin ehil insanlara emanet edildiğine inanırsa, güven zamanla yeniden filizlenmeye başlar.

 

Bunun yanında, toplumun farklı kesimlerinin yeniden konuşabilmesi gerekir. Aynı masaya oturamayan, birbirini yalnızca sosyal medyanın öfkeli diliyle tanıyan insanlar ortak gelecek kuramaz. Demokrasi sadece seçim kazanmak değil, birlikte yaşayabilme kültürünü de koruyabilmektir.

 

Belki de en büyük sorunumuz, kurumları kişilerle özdeşleştirmeye başlamamızdır. Oysa kişiler gelir geçer; kurumlar ise nesiller boyunca yaşamak zorundadır. Eğer bir kurumun değeri onu yöneten kişinin kim olduğuna göre değişiyorsa, orada kurumsallaşma henüz tamamlanmamış demektir.

 

Toplumların geleceğini kahramanlar değil, güvenilir kurumlar belirler. Çünkü kahramanlar bir dönemin ihtiyacıdır; kurumlar ise medeniyetin temelidir. Bugün yeniden inşa etmemiz gereken şey de tam olarak budur: Birbirimize benzediğimiz için değil, aynı hukuk düzenine, aynı adalet anlayışına ve aynı ortak geleceğe inandığımız için güvenebildiğimiz bir ülke.

 

Çünkü güven, kaybedildiğinde yalnızca kurumlar değil; umut da zayıflar. Ve hiçbir toplum, umudunu kaybederek güçlü kalamaz.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.