AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

Can Dostları Sorununa Vicdanla Bakabilmek

Bir kentin gelişmişliği yalnızca yüksek binalarıyla ya da ekonomik büyüklüğüyle ölçülmez. Aynı zamanda en güçsüz canlılarına nasıl davrandığı da o kentin uygarlık düzeyini gösterir. Sokaklarda birlikte yaşadığımız kedi ve köpekler, sadece "sokak hayvanı" değil, aynı yaşam alanını paylaştığımız can dostlarımızdır. Ancak bugün birçok şehirde bu dostlarımızın varlığı hem ciddi tartışmalara yol açmakta hem de çözümü ertelenmiş önemli bir toplumsal sorun olarak karşımızda durmaktadır.   Gerçekçi olmak gerekir. Bazı bölgelerde kontrolsüz şekilde artan başıboş köpek nüfusu zaman zaman insanlar için risk oluşturmaktadır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, engelliler ve sabah erken saatlerde işe giden vatandaşlar açısından saldırı vakaları toplumda haklı kaygılar yaratmaktadır. İnsan yaşamını ve güvenliğini korumak, devletin ve yerel yönetimlerin temel sorumluluklarından biridir. Bu gerçeği görmezden gelmek de, yaşanan olayları küçümsemek de doğru değildir.   Ancak sorunun yalnızca bu yönüne odaklanmak büyük bir eksiklik olur. Çünkü sokaklarda yaşam mücadelesi veren milyonlarca kedi ve köpek bu hayatı kendileri seçmemiştir. Plansız üretim, bilinçsiz sahiplenme, tatil dönemlerinde terk edilen evcil hayvanlar, kayıt sistemlerinin yetersizliği ve yıllarca ertelenen kısırlaştırma politikaları bugünkü tablonun temel nedenleri arasındadır. Sorunu oluşturan insan olduğu hâlde, bedelini çoğu zaman hayvanlar ödemektedir.   Kışın soğukta, yazın sıcakta yiyecek ve su bulmaya çalışan bu canlılar hastalıklarla, açlıkla ve trafik kazalarıyla mücadele etmektedir. Zaman zaman vicdan sınırlarını zorlayan görüntülerle karşılaşıyoruz. Zehirlenen, işkence edilen ya da eğlence amacıyla öldürülen hayvan haberleri vicdanları derinden yaralamaktadır. Bir canlıya acı çektirmek, Yaratana karşı işlenmiş bir suçtur.   Aslında sorun insanın karakteriyle yakından ilgilidir. Güçsüz olana nasıl davrandığımız, kim olduğumuzu gösterir. Çocukların küçük yaşlardan itibaren hayvan sevgisiyle yetişmesi, empati duygusunun gelişmesine katkı sağlar. Bir kediye su veren, yaralı bir köpeği veterinere götüren ya da kuşlar için yem bırakan çocuk yaşamın bütününe saygıyı öğrenmektedir. Bu nedenle hayvan sevgisi, aynı zamanda iyi insan yetiştirmenin de önemli parçalarından biridir.   Sorunun çözümü bilimsel ve sürdürülebilir politikalarla mümkündür. Ülke genelinde kapsamlı bir kısırlaştırma ve kayıt sistemi kurulmalıdır. Mikroçip uygulaması etkin biçimde denetlenmeli, hayvanını sokağa terk eden kişilere caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Belediyeler; rehabilitasyon, tedavi ve sahiplendirme merkezleri olarak çalışacak modern bakım merkezleri oluşturmalıdır. Hayvanseverler, veteriner fakülteleri ve sivil toplum kuruluşları da bu sürecin doğal ortakları hâline getirilmelidir.   Mahallelerde besleme noktaları, temiz su istasyonları ve gölgelikli dinlenme alanları oluşturulabilir. Kedi nüfusunun kontrolü için doğal yaşamı gözeten planlamalar yapılmalıdır. Sahiplendirme teşvik edilmeli; okullarda hayvan hakları ve sorumlu hayvan sahipliği konusunda eğitimler verilmelidir. Çünkü çözüm, yalnızca yasal düzenlemelerle değil, toplumsal kültürün değişmesiyle mümkündür.   Medyanın da önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Tekil saldırı olaylarını haberleştirirken bütün hayvanları tehlike olarak gösteren bir dil de, yaşanan güvenlik sorunlarını tamamen yok sayan romantik bir yaklaşım da toplumu kutuplaştırmaktadır. Oysa ihtiyaç duyulan şey, hem insan güvenliğini hem de hayvan refahını birlikte koruyan dengeli bir bakış açısıdır.   Sonuç olarak sorun birlikte yaşama kültürünün bir sınavıdır. İnsan hayatını korumak kadar, savunmasız canlıların yaşam hakkını da gözetmek mümkündür. Akıl ile vicdan birbirinin alternatifi değildir; tam tersine birbirini tamamlar. Güvenli sokaklar ile merhametli kentler aynı anda var olabilir. Bunun için öfkeye değil çözüme, kutuplaşmaya değil iş birliğine, ihmale değil sorumluluğa ihtiyaç vardır. Çünkü bir toplum, en çok da sesi çıkmayanlara gösterdiği şefkat kadar insandır.
Ekleme Tarihi: 28 Haziran 2026 -Pazar

Can Dostları Sorununa Vicdanla Bakabilmek

Bir kentin gelişmişliği yalnızca yüksek binalarıyla ya da ekonomik büyüklüğüyle ölçülmez. Aynı zamanda en güçsüz canlılarına nasıl davrandığı da o kentin uygarlık düzeyini gösterir. Sokaklarda birlikte yaşadığımız kedi ve köpekler, sadece "sokak hayvanı" değil, aynı yaşam alanını paylaştığımız can dostlarımızdır. Ancak bugün birçok şehirde bu dostlarımızın varlığı hem ciddi tartışmalara yol açmakta hem de çözümü ertelenmiş önemli bir toplumsal sorun olarak karşımızda durmaktadır.

 

Gerçekçi olmak gerekir. Bazı bölgelerde kontrolsüz şekilde artan başıboş köpek nüfusu zaman zaman insanlar için risk oluşturmaktadır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, engelliler ve sabah erken saatlerde işe giden vatandaşlar açısından saldırı vakaları toplumda haklı kaygılar yaratmaktadır. İnsan yaşamını ve güvenliğini korumak, devletin ve yerel yönetimlerin temel sorumluluklarından biridir. Bu gerçeği görmezden gelmek de, yaşanan olayları küçümsemek de doğru değildir.

 

Ancak sorunun yalnızca bu yönüne odaklanmak büyük bir eksiklik olur. Çünkü sokaklarda yaşam mücadelesi veren milyonlarca kedi ve köpek bu hayatı kendileri seçmemiştir. Plansız üretim, bilinçsiz sahiplenme, tatil dönemlerinde terk edilen evcil hayvanlar, kayıt sistemlerinin yetersizliği ve yıllarca ertelenen kısırlaştırma politikaları bugünkü tablonun temel nedenleri arasındadır. Sorunu oluşturan insan olduğu hâlde, bedelini çoğu zaman hayvanlar ödemektedir.

 

Kışın soğukta, yazın sıcakta yiyecek ve su bulmaya çalışan bu canlılar hastalıklarla, açlıkla ve trafik kazalarıyla mücadele etmektedir. Zaman zaman vicdan sınırlarını zorlayan görüntülerle karşılaşıyoruz. Zehirlenen, işkence edilen ya da eğlence amacıyla öldürülen hayvan haberleri vicdanları derinden yaralamaktadır. Bir canlıya acı çektirmek, Yaratana karşı işlenmiş bir suçtur.

 

Aslında sorun insanın karakteriyle yakından ilgilidir. Güçsüz olana nasıl davrandığımız, kim olduğumuzu gösterir. Çocukların küçük yaşlardan itibaren hayvan sevgisiyle yetişmesi, empati duygusunun gelişmesine katkı sağlar. Bir kediye su veren, yaralı bir köpeği veterinere götüren ya da kuşlar için yem bırakan çocuk yaşamın bütününe saygıyı öğrenmektedir. Bu nedenle hayvan sevgisi, aynı zamanda iyi insan yetiştirmenin de önemli parçalarından biridir.

 

Sorunun çözümü bilimsel ve sürdürülebilir politikalarla mümkündür. Ülke genelinde kapsamlı bir kısırlaştırma ve kayıt sistemi kurulmalıdır. Mikroçip uygulaması etkin biçimde denetlenmeli, hayvanını sokağa terk eden kişilere caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Belediyeler; rehabilitasyon, tedavi ve sahiplendirme merkezleri olarak çalışacak modern bakım merkezleri oluşturmalıdır. Hayvanseverler, veteriner fakülteleri ve sivil toplum kuruluşları da bu sürecin doğal ortakları hâline getirilmelidir.

 

Mahallelerde besleme noktaları, temiz su istasyonları ve gölgelikli dinlenme alanları oluşturulabilir. Kedi nüfusunun kontrolü için doğal yaşamı gözeten planlamalar yapılmalıdır. Sahiplendirme teşvik edilmeli; okullarda hayvan hakları ve sorumlu hayvan sahipliği konusunda eğitimler verilmelidir. Çünkü çözüm, yalnızca yasal düzenlemelerle değil, toplumsal kültürün değişmesiyle mümkündür.

 

Medyanın da önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Tekil saldırı olaylarını haberleştirirken bütün hayvanları tehlike olarak gösteren bir dil de, yaşanan güvenlik sorunlarını tamamen yok sayan romantik bir yaklaşım da toplumu kutuplaştırmaktadır. Oysa ihtiyaç duyulan şey, hem insan güvenliğini hem de hayvan refahını birlikte koruyan dengeli bir bakış açısıdır.

 

Sonuç olarak sorun birlikte yaşama kültürünün bir sınavıdır. İnsan hayatını korumak kadar, savunmasız canlıların yaşam hakkını da gözetmek mümkündür. Akıl ile vicdan birbirinin alternatifi değildir; tam tersine birbirini tamamlar. Güvenli sokaklar ile merhametli kentler aynı anda var olabilir. Bunun için öfkeye değil çözüme, kutuplaşmaya değil iş birliğine, ihmale değil sorumluluğa ihtiyaç vardır. Çünkü bir toplum, en çok da sesi çıkmayanlara gösterdiği şefkat kadar insandır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.