AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

Bir Sınavla Gelecek Kurulur mu?

22 Temmuz'da, yüz binlerce evde aynı heyecan yaşanacak. Bilgisayar ekranları açılacak, telefonlar ellerden düşmeyecek. Kimi genç sevinç gözyaşları dökecek, kimi sessizce odasına çekilecek.  Yarın yalnızca YKS sonuçları değil adeta gençlerin geleceği açıklanacak. İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor. Bir insan, bir toplum geleceğini gerçekten birkaç saat süren bir sınava emanet edebilir mi?   Elbette üniversitelere öğrenci yerleştirmek için bir ölçme sistemi gereklidir. Kimse bundan kaçınamaz. Ancak zaman içinde bu sınava yüklediğimiz anlam, olması gerekenin çok ötesine geçti. Bugün YKS, yalnızca üniversiteye giriş sınavı değildir; başarıyı, itibarı, mesleği, hatta kimi zaman insanın kendi değerini belirleyen bir ölçüye dönüşmüştür. Oysa hayat, test kitapçığından çok daha büyüktür   Çocuklarımızdan on yedi-on sekiz yaşında hayatlarının en büyük kararını vermelerini bekliyoruz. Hangi mesleği seçeceğine, hangi şehirde yaşayacağına, nasıl bir yaşam kuracağına karar vermesini istiyoruz. Üstelik bunu, dünyanın belki de en hızlı değiştiği dönemde yapıyoruz. Yapay zekâ, robotik teknolojiler, biyoteknoloji ve dijital dönüşüm, yalnızca üretim biçimlerini değil, mesleklerin kendisini de değiştiriyor. Bugün rağbet gören birçok meslek on yıl sonra önemini kaybedebilir; bugün henüz adı bile konulmamış meslekler ise geleceğin en çok aranan alanları olabilir.   Böyle bir dünyada gençlerden kesin kararlar vermelerini istemek ne kadar doğrudur? Asıl sorun belki de sınavın kendisi değil, eğitim sistemimizin felsefesidir. Yıllardır çocuklarımızı merak etmeye değil, doğru şıkkı bulmaya; sorgulamaya değil, ezberlemeye; üretmeye değil, yarışmaya hazırlıyoruz. Okulun amacı bilgiyi sevdirmek olmaktan çıkıyor, sınav kazandırmaya dönüşüyor. Çocukluk ve gençlik yılları ise test kitaplarının sayfaları arasında geçiyor.   Oysa hayat başka bir yöne doğru ilerliyor. Geleceğin dünyasında diplomadan çok problem çözme becerisi, yabancı dil, dijital okuryazarlık, ekip çalışması, yaratıcılık, iletişim gücü ve sürekli öğrenebilme yeteneği önem kazanacak. Çünkü artık meslekler değil, beceriler rekabet edecek.   Bir başka gerçeği de görmezden geliyoruz. Her çocuk üniversite okumak zorunda değildir. Toplumun iyi mühendislere ihtiyacı olduğu kadar iyi teknisyenlere, iyi ustalara, iyi yazılımcılara, iyi tasarımcılara, iyi tarım uzmanlarına ve iyi girişimcilere de ihtiyacı vardır. Ne yazık ki yıllardır mesleki eğitim ikinci plana itilmiş, üniversite ise neredeyse tek başarı yolu gibi sunulmuştur. Bunun sonucunda hem gençler mutsuz olmuş hem de ülke ihtiyaç duyduğu nitelikli ara eleman yetiştirmekte zorlanmıştır.   Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Çocuklarımızı sınavlara mı hazırlıyoruz, hayata mı? Gerçek reform tam da burada başlamalıdır. Eğitim sistemi, gençlere yalnızca bilgi yükleyen değil; yeteneklerini keşfeden, farklı ilgi alanlarını geliştiren, onları değişen dünyaya hazırlayan bir yapıya dönüşmelidir. Kariyer seçimi tek bir sınava sıkıştırılmamalı; yaşam boyu eğitim, farklı geçiş yolları ve ikinci fırsatlar doğal hale getirilmelidir.   Ve son olarak bunu özellikle söylemek gerekir. 22 Temmuz'da alınacak puanlar önemlidir ama kader değildir. O ekranda görülecek birkaç rakam, hiçbir gencin değerini ölçemez.  Asıl başarı; merakını kaybetmeyen, öğrenmeye devam eden, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilen insanların başarısıdır. Belki de çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli mesaj şudur: Hayat, hiçbir zaman tek bir sınav kadar dar değildir; gelecek ise hiçbir zaman tek bir puana sığmayacak kadar büyüktür.  
Ekleme Tarihi: 20 Temmuz 2026 -Pazartesi

Bir Sınavla Gelecek Kurulur mu?

22 Temmuz'da, yüz binlerce evde aynı heyecan yaşanacak. Bilgisayar ekranları açılacak, telefonlar ellerden düşmeyecek. Kimi genç sevinç gözyaşları dökecek, kimi sessizce odasına çekilecek.  Yarın yalnızca YKS sonuçları değil adeta gençlerin geleceği açıklanacak. İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor. Bir insan, bir toplum geleceğini gerçekten birkaç saat süren bir sınava emanet edebilir mi?

 

Elbette üniversitelere öğrenci yerleştirmek için bir ölçme sistemi gereklidir. Kimse bundan kaçınamaz. Ancak zaman içinde bu sınava yüklediğimiz anlam, olması gerekenin çok ötesine geçti. Bugün YKS, yalnızca üniversiteye giriş sınavı değildir; başarıyı, itibarı, mesleği, hatta kimi zaman insanın kendi değerini belirleyen bir ölçüye dönüşmüştür. Oysa hayat, test kitapçığından çok daha büyüktür

 

Çocuklarımızdan on yedi-on sekiz yaşında hayatlarının en büyük kararını vermelerini bekliyoruz. Hangi mesleği seçeceğine, hangi şehirde yaşayacağına, nasıl bir yaşam kuracağına karar vermesini istiyoruz. Üstelik bunu, dünyanın belki de en hızlı değiştiği dönemde yapıyoruz. Yapay zekâ, robotik teknolojiler, biyoteknoloji ve dijital dönüşüm, yalnızca üretim biçimlerini değil, mesleklerin kendisini de değiştiriyor. Bugün rağbet gören birçok meslek on yıl sonra önemini kaybedebilir; bugün henüz adı bile konulmamış meslekler ise geleceğin en çok aranan alanları olabilir.

 

Böyle bir dünyada gençlerden kesin kararlar vermelerini istemek ne kadar doğrudur? Asıl sorun belki de sınavın kendisi değil, eğitim sistemimizin felsefesidir. Yıllardır çocuklarımızı merak etmeye değil, doğru şıkkı bulmaya; sorgulamaya değil, ezberlemeye; üretmeye değil, yarışmaya hazırlıyoruz. Okulun amacı bilgiyi sevdirmek olmaktan çıkıyor, sınav kazandırmaya dönüşüyor. Çocukluk ve gençlik yılları ise test kitaplarının sayfaları arasında geçiyor.

 

Oysa hayat başka bir yöne doğru ilerliyor. Geleceğin dünyasında diplomadan çok problem çözme becerisi, yabancı dil, dijital okuryazarlık, ekip çalışması, yaratıcılık, iletişim gücü ve sürekli öğrenebilme yeteneği önem kazanacak. Çünkü artık meslekler değil, beceriler rekabet edecek.

 

Bir başka gerçeği de görmezden geliyoruz. Her çocuk üniversite okumak zorunda değildir.

Toplumun iyi mühendislere ihtiyacı olduğu kadar iyi teknisyenlere, iyi ustalara, iyi yazılımcılara, iyi tasarımcılara, iyi tarım uzmanlarına ve iyi girişimcilere de ihtiyacı vardır. Ne yazık ki yıllardır mesleki eğitim ikinci plana itilmiş, üniversite ise neredeyse tek başarı yolu gibi sunulmuştur. Bunun sonucunda hem gençler mutsuz olmuş hem de ülke ihtiyaç duyduğu nitelikli ara eleman yetiştirmekte zorlanmıştır.

 

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Çocuklarımızı sınavlara mı hazırlıyoruz, hayata mı?

Gerçek reform tam da burada başlamalıdır. Eğitim sistemi, gençlere yalnızca bilgi yükleyen değil; yeteneklerini keşfeden, farklı ilgi alanlarını geliştiren, onları değişen dünyaya hazırlayan bir yapıya dönüşmelidir. Kariyer seçimi tek bir sınava sıkıştırılmamalı; yaşam boyu eğitim, farklı geçiş yolları ve ikinci fırsatlar doğal hale getirilmelidir.

 

Ve son olarak bunu özellikle söylemek gerekir. 22 Temmuz'da alınacak puanlar önemlidir ama kader değildir. O ekranda görülecek birkaç rakam, hiçbir gencin değerini ölçemez.  Asıl başarı; merakını kaybetmeyen, öğrenmeye devam eden, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilen insanların başarısıdır.

Belki de çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli mesaj şudur: Hayat, hiçbir zaman tek bir sınav kadar dar değildir; gelecek ise hiçbir zaman tek bir puana sığmayacak kadar büyüktür.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.