1.Dünya savaşından sonra Mondros Ateşkes Antlaşması yapılmıştır. Halk perişandır; Ordu dağıtılmış, silahlar teslim edilmiştir. Oldukça esnek maddelerle dolu Sevr Antlaşması gerekçesiyle ülke işgale uğramıştır. Tüm stratejik noktalar yabancıların elindedir. İzmir ve İstanbul'a düşman askeri çıkmıştır. Yöresel direnişler zor koşullara karşın başlamıştır. Ancak Mustafa Kemal bunları yeterli görmemekte örgütlü bir ulusal direnişin gerekli olduğunu düşünmektedir.
“Gerekli olan Türk Milletinin onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlık ile sağlanabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlar karşısında uşak olmaktan kurtulamaz. Halbuki Türkün onur, izzetinefis ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun, daha iyidir. O halde ya bağımsızlık, ya ölüm!" sözleriyle savaşa karar vermesi haklılık felsefesini yeterince ortaya koymaktadır.
"Savaş, yaşamsal ve gerekli olmadıkça bir cinayettir" düşüncesine sahip Önder, yıllar sonra bu durumu şöyle ifade etmiştir;i "Bu durum karşısında bir tek karar vardı: O da Ulusal Egemenliğe dayalı kayıtsız-şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak. İşte daha İstanbul'dan çıkmadan düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur."
Yapılan savaş salt yurdun emperyalist ülke ve onların uzantılarından kurtarılması savaşı değildir; tam bağımsız bir devlet kurulması esas amaç olmuştur. Hatta bu savaş, pek çok mazlum ülkeye, emperyalizme karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı olma özelliğiyle, örnek olmuştur.
Mustafa Kemal savaş stratejisini iki ana düşüncede toplamıştır: Öncellikle Ulusun bütünlüğünü, manevi birliğini sağlamış, sonrasında var olan tüm güçleri bir noktada yoğunlaştırarak, yani gücü en üst ölçüde kullanarak, sonuca ulaşmıştır.
Zaferle birlikte bir devlet kurulmuştur. İşte Mustafa Kemal yine askerlikten edindiği yaşam felsefesiyle, adım adım, ama hep gerekeni gerektiği anda uygulamaya sokarak, bu zoru da kolay kılmıştır.
"Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için en belli başlı araçtır." diyen Mustafa Kemal hep daha ileri adımları hedeflediğini, kendisinin özü olan devrimciliğini, yaşamı boyunca hep sürdürmüştür.
Ulusal Kurtuluş savaşını başarıyla tamamlayan Mustafa Kemal yeni devletin oluşumundan sonra hep barıştan yana oldu. Uygar olmanın gereği olarak tüm dünya ile dostluk içinde yaşadı. Savaşını sadece cehalete karşı, karanlığa karşı sürdürdü.
20. yüzyıl başlarında Dünyanın yeniden şekillenmesi sırasında yaşadığımız trajedi, Önderiyle birlikte bir Ulusun çabasıyla önlendi. 100 yıl sonra bugün Dünya yeniden şekilleniyor. Şimdi bizlere düşen görev; birlik, bütünlük içinde Yeni Dünyada barış, kardeşlik ve tüm insanlıkla dayanışma içinde olan bir Ulus olarak yer almaktır. Hedefimiz artık bağımlılıktan kurtulmanın ötesinde “Çağdaş Uygarlığı” aşan ve mutlaka ona yön veren bir başat güç, lider ülke olmaktır.
