“Kaht-ı rical”, sözcük anlamıyla adam kıtlığı, daha doğru bir tanımla devlet ve toplum yaşamını taşıyabilecek nitelikli insan eksikliğidir. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri kriz zamanlarında tekrarlanan bu söz, aslında garip bir çelişkiyi anlatır: Milyonlarca insan vardır ama sorumluluk üstlenecek, karar verecek, geleceği görebilecek, bilgisi kadar karakteriyle de güven verecek insan bulunamaz. Peki, gerçekten insan mı kalmamıştır? Belki de sorun insanların tükenmesi değil, nitelikli insanların yetişmesini ve yükselmesini sağlayan düzenin bozulmasıdır.
Bir toplumun yönetici kadroları bir günde ortaya çıkmaz. İyi devlet insanı; iyi eğitim, meslek deneyimi, kurum kültürü, liyakat, eleştirel düşünce ve ahlaki sorumluluk içinde yetişir. Üniversiteler bilim insanını, bürokrasi devlet insanını, siyasi partiler siyasetçiyi, sivil toplum toplumsal önderleri yetiştirir. Bu kurumların niteliği gerilediğinde birkaç kuşak sonra ortaya çıkan sonuç “kaht-ı rical”dir.
Çöküşün ilk halkası eğitimin nitelik kaybıdır. Ezberleyen fakat düşünmeyen, diploma alan fakat uzmanlaşamayan kuşaklar yetiştiğinde insan sermayesi zayıflar. İkinci halka liyakatin yerini sadakatin almasıdır. Göreve en iyi olanın değil, en yakın olanın getirildiği düzende yetenekli insan önce geri çekilir, sonra sistemin dışına çıkar.
Üçüncü halka ise kurumların kişilere bağımlı duruma gelmesidir. Güçlü kurumlar yöneticinin yanlışını sınırlar; zayıf kurumlar yöneticinin niteliğine mahkûm olur. Kuralların yerini ilişkiler, ehliyetin yerini kayırmacılık, eleştirinin yerini itaat aldığında sıradanlık giderek normalleşir.
Böylece tehlikeli bir döngü oluşur: Liyakatsiz yönetici kendisinden daha nitelikli insan istemez. Çünkü nitelikli insan soru sorar, itiraz eder, yanlışları gösterir. Bu nedenle vasatlık kendisine benzeyen vasatlığı çoğaltır. Bir süre sonra sorun yalnızca birkaç kötü yöneticinin varlığı olmaktan çıkar; sistem kendi insan kalitesini aşağıya çeken bir mekanizmaya dönüşür.
Siyasette de benzer bir durum yaşanır. Partiler düşünce ve kadro yetiştiren kurumlar olmaktan çıkarak lider ve yakın çevresine bağlı yapılara dönüştüğünde siyasetçi yetişmez; siyasetçi seçilir ve atanır. Uzun yıllar mahalleden ilçeye, belediyeden parlamentoya uzanan deneyim zinciri kırılır. Uzmanlık, toplumsal birikim ve düşünsel derinlik yerine görünürlük, bağlılık ve kısa vadeli başarı önem kazanır. Kaht-ı ricalin asıl tehlikesi burada başlar. Çünkü nitelikli insan eksikliği yalnız bugünün yönetimini değil, yarının yönetici havuzunu da kurutur.
Çözüm ise ilk aşamada nitelikli kişiler bulmaktan başlasa da asıl olan “kurtarıcılara” ihtiyaç bırakmayacak bir düzen kurmaktır. Eğitim yeniden düşünmeyi ve sorgulamayı öğretmeli; üniversiteler özgürleşmeli; kamu yönetiminde açık ve ölçülebilir liyakat sistemi kurulmalı; siyasi partiler kendi içlerinde demokrasi, eğitim ve kadro yetiştirme mekanizmaları oluşturmalıdır. Gençlerin önüne yalnızca diploma değil, sorumluluk ve deneyim yolları açılmalıdır. Devlet kurumlarında hafıza ve uzmanlık yeniden değer kazanmalıdır.
Ve belki en önemlisi, toplum başarı ölçüsünü değiştirmelidir. Makama gelmek değil, makamı hak etmek değerli sayılmalıdır. Çünkü kaht-ı rical kader değildir. İnsan kıtlığından çok, insanı yetiştiremeyen, yetişeni değerlendiremeyen ve nitelikli olanı sistemin dışına iten düzenin sonucudur.
Bir ülkenin en büyük zenginliği petrolü, toprağı ya da sermayesi değildir. En büyük zenginliği, gerektiğinde sorumluluk alabilecek nitelikli insanlarıdır. Yapılması gereken de iyi insan bulmak değil, iyi insanların yetişebileceği ve yükselebileceği bir düzen kurmaktır.
