Halk arasında fincancı katırlarını ürkütmek deyimi nereden geliyor, bakalım.
Eskiden ülkeler arası ticaret kervanlarla yapılırmış. Motorlu taşıt henüz icat edilmemiş, nakil işleri hayvan sırtında yapılırmış. Çerçilerin hayvan sırtında köy köy dolaşarak mal sattığını eski kuşaklar hatırlar.
Ülkeler arası ticaret de önde katırlar( yakın mesafe de eşeklerle) arkada develerle özellikle uzak doğudan, tabii en çok da Çin'den yapılırmış. Fincanlar Çin'den gelirmiş, hala kullandığımız fincanlar Çin'den geliyor. Çin porselende dünyada önde gidiyor. Bir kaç yıl önce Çin'e yaptığımız gezide porselen atölyelerini görmüştüm. 1mm.den daha ince, hem de 4-5 litre su alacak kadar büyüklü küçüklü kaseler 6’lı takım olarak satılıyor, hem de desen işlemeli, elinize aldığınız zaman sanki kağıttan yapılmış gibi hiç ağırlık hissetmiyorsunuz, o kadar hafif. Tabi aldık ama Türkiye'ye kucağımızda getirdik kırılmasın diye. Bu Çin'in Şian (Xi’an) bölgesinde çok özel toprağı olan bölgede yapılıyor. O bölgenin toprağı saf kaolin porselen, heykel vs için çok uygun. Çin'in meşhur Toprak Askerler Müzesi orada ve görmeye değer bir yer. Yüzlerce 1/1 ölçekte atlar ve hiç birbirine benzemeyen asker heykelleri ,bin yıllar önce yapılmış. Hikaye odur ki Moğol istilalarına karşı gerçek askerlermiş gibi kalabalık bir ordu görüntüsü vermek için yapılmış ve günümüze kadar sapasağlam kalmışlar.
Tabii bunların üzeri geçen sürede toprakla kapanmış, çok uzun süre geçtiği için unutulmuş. 20.ci yüzyılın başında Çinli bir arkeolog tarafından tesadüfen bulunuyor ve üzerindeki topraklar temizlenerek bu gün hala sapa sağlam duruyorlar. Şu anda büyük bir kapalı müze haline getirilmiş, dünyanın her tarafından gelen insanlar hayranlıkla izliyorlar.
Çin demişken anlatmakla bitmez. İpek fabrikasına gidiyorsunuz, dut yapraklarını yiyerek beslenen ipek böceklerinin yaptığı kozalakları, o kozalakların büyük galvanizli saç teknelerde suyun içinde ıslatıldıktan sonra, nasıl iplik haline getirilip, mağaralara sarılarak, dokuma tezgahlarına gidişini,boya vs. den sonra satış mağazasına geçiyorsunuz, ister rengarenk ipek kumaş, ister ipek gömlek, kravat, eşarp olarak alıp çıkıyorsunuz.
Diğer bir inci fabrikasına gidiyorsunuz, keza aynı, girişte şu içindeki kocaman istiridyelerin açıp kapanırken içlerindeki büyüklü küçüklü rengarenk incileri görüyorsunuz, daha ilerde ki mağazada satışa sunulmuştur paketlerde alıyorsunuz.
Bir diğer ,Çin'in meşhur Yeşim Taşı işleme fabrikasına gidiyorsunuz benzer sunumlar. Çin bu işi çok iyi yapıyor. Gerçi bana göre her işi çok iyi yapıyor. Dünyada hiçbir ülke Çin'le yarışamaz.
Hangi bir tarafını anlatayım. Cezayir'de 11 yıl kaldım. İnşaat sektöründe dünyada kimse yarışamaz. Adamlar, Çin'deki mahkumları getirip, hem de 50 dolar maaş vererek çalıştırıyorlar. Hem maliyet, hem de bitirme süresi bakımdan hiçbir ülke yarışamaz.
Bir anektot da Libya'dan anlatayım. Sene 1980 çölde çalışıyoruz. Dediler ki Çinden 2 kişi gelmiş sizinle görüşmek istiyor. Buyursunlar dedim. Biri bana göre yaşlı diğeri benimle yaşıt gibi, ellerinde birer çanta geldiler. Hayırdır çölde, burada ne geziyorsunuz dedim. Biz dedi Libya'da inşaat yapmak istiyoruz, sizden bilgi almaya geldik. Biz dedi bir devlet şirketiyiz, 40 ülkede ofisimiz var, 25 ülkede iş yapıyoruz, 10bin personelimiz, 3bin mühendisimiz var. Sermaye ve banka sorunumuz yok. Ve bunlar bir çok devlet şirketinden birisi. Bakın bu anlattığım bilgi 46 yıl önce idi. Şimdiki durumu varın siz düşünün.
Neyse.. Çin anlatmakla bitirilmez. Nerden nereye geldim. Aslında ben fincancı katırlarını ürkütme konusunu işleyecektim, başka bir yere geldik, kısmet olursa ilerde o konuyu ayrıca işleriz.
