Son ayda peş peşe gelen haberler, toplum olarak görmezden gelemeyeceğimiz bir soruyu önümüze koyuyor.
Son haftalarda haberleri açıyoruz; bir balkondan düşen çocuk, başka bir evin balkonundan düşerek hayatını kaybeden bir kadın, ağır yaralanan insanlar… Her olayın ardından birkaç cümlelik haber, birkaç günlük tartışma ve sonra unutuluş.
Ama insanın aklına takılan bir soru var: Bu kadar olay neden peş peşe karşımıza çıkıyor? Gerçekten bir artış mı var, yoksa yaşananları artık daha sık mı duyuyoruz?
Bu sorunun cevabını yalnızca haber başlıklarından çıkaramayız. Türkiye genelinde son bir aya ait karşılaştırmalı, resmî veriler açıklanmadan “balkondan düşme vakaları arttı” demek bilimsel olmaz. Fakat bu olayların sıklığına ilişkin toplumsal kaygıyı görmezden gelmek de doğru değildir. Yetkililerin yapması gereken, bu şüpheyi verilerle açıklığa kavuşturmaktır.
Çünkü her düşüş aynı hikâyeyi anlatmaz. Bir çocuk için yetersiz güvenlik önlemleri, bir yetişkin için dikkatsizlik, bir başka insan için ruhsal kriz ya da şiddet ihtimali söz konusu olabilir. Bazı olaylarda ise düşmenin nasıl gerçekleştiği ancak adli soruşturmayla ortaya çıkarılabilir.
Peki, bütün bunların arkasında ne var?
Mesele yalnızca balkon değil, insanın yaşadığı hayat
Günümüz insanı sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyor. Geçim derdi, işsizlik, borçlar, aile içi çatışmalar, yalnızlık ve geleceğe ilişkin kaygılar… İnsanlar kalabalıkların içinde yaşarken bile kendilerini yalnız hissedebiliyor.
Elbette ekonomik sıkıntı yaşayan herkes ruhsal kriz geçirmez; her aile sorunu da bir trajediyle sonuçlanmaz. Ancak uzun süreli stres, umutsuzluk, sosyal destek eksikliği ve ruh sağlık hizmetlerine erişememe, bazı insanları daha kırılgan hâle getirebilir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, bir insanın kendisine zarar verme riski taşıdığı durumlarda sessizce verdiği işaretleri fark etmek önemlidir. Ani davranış değişiklikleri, yoğun umutsuzluk, içe kapanma ve yardım çağrıları küçümsenmemelidir. Bu belirtiler tek başına kesin bir sonuç göstermez; fakat dikkat ve destek gerektirir.
Bir de evlerin içindeki görünmeyen hayatlar var. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir evin içinde şiddet, baskı, korku ya da çaresizlik yaşanıyor olabilir. Özellikle kadınların balkondan düşerek yaralandığı veya hayatını kaybettiği olaylarda, olayın koşulları açıklığa kavuşmadan bunu kaza ya da intihar diye nitelendirmek büyük bir yanılgıdır. Her olay bağımsız ve titiz biçimde soruşturulmalıdır.
Çocuklar neden balkonlardan düşüyor?
Çocuklar açısından konu daha da somut: Güvenlik.
Açık bırakılan balkon kapıları, tırmanmaya elverişli sandalyeler, uygun olmayan korkuluklar ve yeterli yetişkin gözetiminin bulunmaması ölümcül sonuçlar doğurabilir. Çocukların tehlikeyi yetişkinler gibi değerlendirememesi bir kusur değil, gelişimlerinin doğal bir parçasıdır. Bu nedenle güvenli ortamı sağlamak yetişkinlerin sorumluluğudur.
Bir çocuğun hayatını kaybetmesinden sonra yalnızca ailesini suçlamakla yetinemeyiz. Ev güvenliği konusunda bilinçlendirme, bina standartlarının denetlenmesi ve çocukların bulunduğu alanlarda önleyici tedbirlerin yaygınlaştırılması gerekir.
Devletin ve toplumun cevaplaması gereken sorular var
Balkondan düşme olayları gerçekten arttıysa bunun nedenlerini bilmiyoruz. Artmadıysa bile neden bu olaylar peş peşe yaşanıyormuş izlenimi oluşturuyor, bunu anlamamız gerekiyor.
Bunun için;
Son bir ayın vakaları, önceki yılların aynı dönemleriyle karşılaştırılmalı.
Olaylar çocuk, kadın, erkek ve yaş gruplarına göre incelenmeli.
Kaza, intihar şüphesi, şiddet şüphesi ve nedeni belirsiz olaylar birbirinden ayrılmalı.
Adli soruşturmalar, sağlık kayıtları ve ölüm istatistikleri mümkün olduğunca ortak bir değerlendirmede buluşturulmalı.
Çocuk güvenliği, aile içi şiddetin önlenmesi ve ruh sağlığı hizmetlerine erişim konusunda somut önlemler geliştirilmelidir.
Çünkü yalnızca olay yaşandıktan sonra müdahale etmek yetmez. Asıl önemli olan, önlenebilir olayların önüne geçebilmektir.
Bir insanın düşüşünü yalnızca düştüğü yerden ibaret sayamayız
Balkon, bir evin sıradan bir parçasıdır. Ama bazen bir hayatın sona erdiği, bazen bir çocuğun güvenliğinin ihmal edildiği, bazen de ardında cevapsız sorular bırakan bir olayın yaşandığı yere dönüşür.
Her olayın arkasında aynı neden yoktur. Bütün düşüşleri ekonomik sıkıntıya, ruhsal sorunlara ya da toplumsal çürümeye bağlamak kolaycılık olur. Fakat insan hayatını etkileyen koşulları araştırmadan her vakayı birbirinden kopuk bir haber gibi görmek de eksik kalır.
Bir toplumun güvenliği yalnızca sokaklarında değil, evlerinin içinde de başlar.
Bugün sormamız gereken soru sadece “Kaç kişi balkondan düştü?” değil; “Bu olaylar neden yaşandı, hangileri önlenebilirdi ve bir daha yaşanmaması için ne yapıyoruz?” sorusudur.
Çünkü her düşüşten sonra yalnızca yere düşen bedene bakarsak, bizi asıl ilgilendirmesi gereken nedenleri gözden kaçırabiliriz.
İnsanlar düşerken, bizim görevimiz yalnızca haberi izlemek değil; gerçeği araştırmak ve hayatı koruyacak önlemleri istemektir.
Son Söz: Aslında bütün şiddet ve buna benzer olaylar devletin meselesi olmalıdır. Son yıllarda artan şiddet haberleri bize şunu gösteriyor ki devletimizin artık bir şeyler yapma zamanı gelmiştir. Eğer ruh sağlığı tedavisi erişilir durumda olmuş olsa ,biliyorum ki hepimizin mutlaka ruh doktoruna ya da psikoloğuna gitme ihtiyacı var. Eğer devlet hastanesine giderseniz ki randevu alma şansınız olursa, doktorun ya da psikoloğun dakika gibi kısıtlı zamanında size ne gibi faydası olabilir? Zaten özel muayenehaneye gitme düşüncesi ütopya…
Bunu kabul edelim “mış” gibi yaparak hiçbir şeyin önüne geçemeyiz ve toplum olarak gerçekten ruh halimizin hiç tadı yok. Böyle de devam ederse daha çok balkondan düşmeleri, şiddet haberlerini almaya devam edeceğiz. Dedim ya artık bu olaylar devlet meselesi olmalı…
Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!
