Kişilik yapısı değerlendirilirken, enerjinin yöneliminin kaynağı önemli bir değişkendir. Geçmişten günümüze bakıldığında; Carl Jung’un içe dönük diğer adıyla introvert ,dışa dönük diğer adıyla extravert kavramları vardır. Carl Jung’a göre hiç kimse tamamen içe dönük veya tamamen dışa dönük değildir. Aslında her bireyde bu iki eğilimde mevcuttur ama biri genellikle daha baskındır. Carl Jung’un attığı bu temel, zamanla Conklin’in her iki dünyadan da beslenen ambivert tanımıyla esnedi. Ambivert ise her iki tarafında özelliklerini duruma göre sergileyebildiğini ifade etmektedir. Ancak 2025 yılından bu yana literatürde, henüz resmileşmemiş olsa da adını sıkça duyduğumuz yepyeni bir kavram var: ’Otrovert’.
İspanyolca’da "diğer/başka" anlamına gelen ‘otro’ ve yönelimi ifade eden ‘-vert’ ekinin birleşimiyle doğan bu kavram, aslında bize bir yön değil, bir duruşu tarif ediyor. Otrovertler ne içe ne de dışa dönüyor; onlar aslında başka bir yöne bakıyorlar. Bu kişilik yapısını daha iyi anlamak için tarihin ve sanatın önemli isimlerine bakmak yeterli olacaktır: FridaKahlo, Albert Einstein, Franz Kafka, Virginia Woolf ve George Orwell.Bu isimlerin ortak noktası, toplulukların bir parçası olmaktan ziyade, bireysel ilişkilerin derinliğine ve özgür düşüncenin sınırlarına odaklanmalarıdır.
Otrovert kişilik özelliklerinde şu şekilde bahsedebiliriz: Bu kişiler yaratıcılık, özgünlük ve özgürlük temelli düşünce üzerinde konumlanmaktadırlar. Toplulukların bir parçası olmak yerine bireysel ilişkilere yönelirler. Sosyal olmalarına rağmen gruplara karşı bağlılık veya aidiyet hissi yaşamazlar. Grup normlarını rehber edinmez, kendi düşüncelerinden kaynak alırlar. Kolektif kimlik veya ortak geleneklerle bağ kurmazlar. Duygusal bağ kurularak oluşan grup kimliklerine katılma eğilimine sahip değillerdir. Grupların araçtan çok kimlik haline geldiğinde tehdit altında hissederler. Gruplar içindeki personalara karşı oldukları söylenebilir. Yoğun ikili ilişkilere ve küçük çevrelere değer verirler. Reddedilme kaygısı taşımazlar. Bu durum neticesinde hem bağlarını hem de özerkliklerini koruyabilir.
Henüz ‘otrovert’ kavramın gelişimsel kökenleri sistematik olarak araştırılmamıştır. Ancak eskiden marjinal ya da grup dışı olarak yaftalanan ve sosyal tecritle karşı karşıya kalan bu mizaç yapısı kendini törpülemesi gerektiği ve ya kendini değiştirme hissiyatıyla baş başa bırakılırdı. Burada ise ilginç bir paradoks karşımıza çıkıyor: Hiçbir gruba ait olmak istemeyen birinin, "Ben Otrovertim" diyerek yeni bir etiketi kabul etmesi.Bu dilemma; grup aidiyeti olmayan birinin bir etiketi kabul ediyor olmasıdır. Bugün konuşuluyor olmasının nedeni modern çağın sorunu mu yoksa tarih boyunca var olmuş ancak günümüzde tanımlanabilmiş bir kişilik yapısı mı sorusunu akıllara getiriyor. Yine de ortaya çıkmasının bir tesadüf olmadığı düşünmek daha doğru olacaktır. Henüz literatüre resmi olarak geçmemiş bu tanımlamayı yakında daha sık duyuyor olacağımızı düşünüyorum.
İletişim :tonyadamla@gmail.com
