AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

BİREYSEL VE TOPLUMSAL SORUNLAR

Yaşamın çok hızlı sürdüğü bir dönemi yaşıyoruz: Haberler hızlı, hayat hızlı, insanlar hızlı… Bir tuşa basıyoruz, dünyanın öbür ucundaki gelişme telefonumuza düşüyor. Alışveriş birkaç dakikada kapımıza geliyor. Birine ulaşmak için mektup beklemiyoruz; görüntülü arıyoruz.   Bu kadar bağlantı varken, insanlar hiç olmadığı kadar yalnız ve yaşam oldukça yorucu. Geleceğe bakınca içimiz daralıyor. Sorunları anlatmak için tek bir kelime seçsek, galiba “sıkışmışlık” derdik. İnsan kendini sıkışmış hissediyor; toplum da öyle.   Sokağa çıkıyorsunuz, herkes bir acele içinde. Bir yere yetişiyor, bir şeye yetişiyor, bir hayata yetişiyor. Fakat yetişilen şeyin ne olduğu çoğu kez belli değil. Bir yandan geçim derdi, bir yandan sağlık endişesi, bir yandan çocukların geleceği… Bir de üstüne memleketin hali.   İnsanlar artık rahat uyuyamıyor. “Yarın ne olacak?” sorusu, birçok kişinin içinde dönüp duruyor. Gençler “gelecek var mı?” diye soruyor. Orta yaş “bugünü nasıl çıkarırım?” diyor. İleri yaş “sağlık nereye kadar?” diye düşünüyor. Kaygı dediğimiz şey, artık bir istisna değil.   Sabah kalkıyoruz; önümüzde telefon ekranı. Gün boyu bildirimler, mesajlar, haberler. Akşama kadar nefes aldığımız bir an yok. Herkes kendini sürekli yeterli göstermeye çalışıyor. Tek hedef daha başarılı olmak, daha iyi görünmek, daha güçlü durmak.   Teknoloji büyük kazanım. Hayatı kolaylaştırıyor. Ama aynı zamanda yeni bir yük getiriyor. Sosyal medya dediğimiz şey, fark etmeden insanın içini kemiriyor. Medyada herkesin hayatı güzel: Tatiller, başarılar, mutlu aile fotoğrafları. İnsan bir süre sonra “Ben niye böyle değilim?” demeye başlıyor. Kendi gerçeği ile başkasının vitrini arasında sıkışıp kalıyor.   Bir de dikkat sorunu var. Eskiden bir kitabı oturup uzun uzun okurduk. İki sayfa okuyunca elimiz telefona gidiyor. Azalan sabır sadece bireyi değil, toplumu da etkiliyor. Derin düşünme azalınca, sorunlar da derinliğini kaybetti. Her şey slogan tarzı kalıplarla konuşulur hale geldi.   Toplumsal tarafta en büyük dert yoksulluk. Eşitsizlik arttıkça toplumun huzuru da azalıyor. Çünkü bazıları çok rahat yaşarken, bazıları ay sonunu getiremiyor. Bu fark büyüdükçe, insanların içindeki adalet duygusu zedeleniyor. Adalet duygusu zedelenince de umut azalıyor,     Güven yitimi başka bir sorun. İnsanlar birbirine güvenmiyor. Kurumlara, sisteme hatta en yakınlara güven azalıyor. Güven olmayınca dayanışma da azalıyor. Dayanışma azalınca herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor. Bu da toplumu daha sert, daha gergin, daha kırılgan hale getiriyor.   Bir de kutuplaşma var. İnsanlar birbirini dinlemek yerine etiketliyor. “Sen şucusun, ben buyum” diye ayrışıyor. Halbuki aynı dünyada yaşıyor, aynı oksijeni soluyoruz. Birbirimize düşman gibi bakarak bir yere varmak mümkün mü?   Bu dünyada hız çok, gürültü çok, telaş çok… Ama insanın ihtiyacı bazen sadece şudur: Biraz huzur, biraz güven, biraz da anlam. Çünkü iyi bir hayat, ancak iyi bir toplumun içinde mümkün.
Ekleme Tarihi: 26 Ocak 2026 -Pazartesi

BİREYSEL VE TOPLUMSAL SORUNLAR

Yaşamın çok hızlı sürdüğü bir dönemi yaşıyoruz: Haberler hızlı, hayat hızlı, insanlar hızlı… Bir tuşa basıyoruz, dünyanın öbür ucundaki gelişme telefonumuza düşüyor. Alışveriş birkaç dakikada kapımıza geliyor. Birine ulaşmak için mektup beklemiyoruz; görüntülü arıyoruz.

 

Bu kadar bağlantı varken, insanlar hiç olmadığı kadar yalnız ve yaşam oldukça yorucu. Geleceğe bakınca içimiz daralıyor. Sorunları anlatmak için tek bir kelime seçsek, galiba “sıkışmışlık” derdik. İnsan kendini sıkışmış hissediyor; toplum da öyle.

 

Sokağa çıkıyorsunuz, herkes bir acele içinde. Bir yere yetişiyor, bir şeye yetişiyor, bir hayata yetişiyor. Fakat yetişilen şeyin ne olduğu çoğu kez belli değil. Bir yandan geçim derdi, bir yandan sağlık endişesi, bir yandan çocukların geleceği… Bir de üstüne memleketin hali.

 

İnsanlar artık rahat uyuyamıyor. “Yarın ne olacak?” sorusu, birçok kişinin içinde dönüp duruyor. Gençler “gelecek var mı?” diye soruyor. Orta yaş “bugünü nasıl çıkarırım?” diyor. İleri yaş “sağlık nereye kadar?” diye düşünüyor. Kaygı dediğimiz şey, artık bir istisna değil.

 

Sabah kalkıyoruz; önümüzde telefon ekranı. Gün boyu bildirimler, mesajlar, haberler. Akşama kadar nefes aldığımız bir an yok. Herkes kendini sürekli yeterli göstermeye çalışıyor. Tek hedef daha başarılı olmak, daha iyi görünmek, daha güçlü durmak.

 

Teknoloji büyük kazanım. Hayatı kolaylaştırıyor. Ama aynı zamanda yeni bir yük getiriyor. Sosyal medya dediğimiz şey, fark etmeden insanın içini kemiriyor. Medyada herkesin hayatı güzel: Tatiller, başarılar, mutlu aile fotoğrafları. İnsan bir süre sonra “Ben niye böyle değilim?” demeye başlıyor. Kendi gerçeği ile başkasının vitrini arasında sıkışıp kalıyor.

 

Bir de dikkat sorunu var. Eskiden bir kitabı oturup uzun uzun okurduk. İki sayfa okuyunca elimiz telefona gidiyor. Azalan sabır sadece bireyi değil, toplumu da etkiliyor. Derin düşünme azalınca, sorunlar da derinliğini kaybetti. Her şey slogan tarzı kalıplarla konuşulur hale geldi.

 

Toplumsal tarafta en büyük dert yoksulluk. Eşitsizlik arttıkça toplumun huzuru da azalıyor. Çünkü bazıları çok rahat yaşarken, bazıları ay sonunu getiremiyor. Bu fark büyüdükçe, insanların içindeki adalet duygusu zedeleniyor. Adalet duygusu zedelenince de umut azalıyor,  

 

Güven yitimi başka bir sorun. İnsanlar birbirine güvenmiyor. Kurumlara, sisteme hatta en yakınlara güven azalıyor. Güven olmayınca dayanışma da azalıyor. Dayanışma azalınca herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor. Bu da toplumu daha sert, daha gergin, daha kırılgan hale getiriyor.

 

Bir de kutuplaşma var. İnsanlar birbirini dinlemek yerine etiketliyor. “Sen şucusun, ben buyum” diye ayrışıyor. Halbuki aynı dünyada yaşıyor, aynı oksijeni soluyoruz. Birbirimize düşman gibi bakarak bir yere varmak mümkün mü?

 

Bu dünyada hız çok, gürültü çok, telaş çok… Ama insanın ihtiyacı bazen sadece şudur: Biraz huzur, biraz güven, biraz da anlam. Çünkü iyi bir hayat, ancak iyi bir toplumun içinde mümkün.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.