AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

SORUNLARIMIZ

Her geçen gün sayıları ve nitelikleri artan sayısız sorunla baş başa kalıyoruz.  Sorunlar çoğalırken siyaset, toplumun gerçek ihtiyaçlarından uzaklaşarak, çoğu kez kendi yarattığı yapay ve yüzeysel sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu durumda, bireylerin dikkati dağılıyor, kamuoyu kolay tartışmalarla meşgul ediliyor ve asıl büyük sorunlar gözden kaçıyor. Sorunlar giderek çoğalıyor ve artış hızlı oluyor. Hiçbir şeyin kalıcı olmadığı, her şeyin sürekli çözülüp yeniden biçim aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir sorun tam anlamıyla dile getirildiği anda, başka bir sorun gündeme geliyor. Çözüm için harekete geçilirken çoğu kez gündemdeki sorun esas alınıyor ve özellikle uzun vadeli çözümler bir kenara atılıyor ve bunlar birikerek çoğalıyor.   Böylece modern insanın varlığı çok boyutlu bir yükle kuşatılıyor. Sorunların çokluğundan bahsettiğimizde aslında şunu fark ediyoruz: İnsan, artık tek bir odak noktasına sahip değildir. Bireyler yalnızca kendi hayatlarının sorunlarını değil, küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin sonuçlarını da doğrudan hisseder hale gelmiştir. Yıllar öncesi sorunlar daha sınırlıydı; açlık, salgın ya da savaş gibi durumlar tüm toplumu tek bir ortak kaderde birleştiriyordu. Oysa bugün, sorunların çeşitliliği önemlerini farklılaştırıyor.  Neye öncelik vermeliyiz? Hangisi gerçekte “sorun”dur, hangisi ise yalnızca dikkat dağıtıcı bir gürültüdür? Günlük yaşamda pek çok küçük sanılan sorun, fark ettirmeksizin, toplumun büyük bölümünü etkiliyor. Aslında bunların her biri çözülmeyen gerçek sorunların parçasıdır. Çözülmeyen temel sorunlar sürekli olarak ilave sorun yaratıyor.  Çoğu kez bir sorunun çözmek için düşünülen palyatif  bir çözüm, başka bir yönüyle yeni bir sorunu oluşturuyor. Çoğalma aynı anda paradoksal bir etki doğuruyor: Birey, çok sayıda sorun karşısında daha duyarlı hale gelmek yerine, kayıtsızlaşıyor. Sorunlar gerçek olmaktan çıkıp yabancılaşıyor.  Sorunların fazlalığı onları görünmez kılıyor. Çoğalan sorunlar aynı zamanda önemsizleşiyor. Teknolojinin hızla gelişmesi insanlığa büyük fırsatlar sunduğu kadar yeni riskler de oluşturuyor. Yapay zekânın kontrolsüz ilerlemesi, otomasyonun işsizliği artırması, dijital bağımlılık, veri sömürüsü ve siber güvenlik tehditleri, toplumların üzerine yeni baskılar ekliyor. Üstelik bu sorunlar birbirini tetikleyerek zincirleme bir etki yaratıyor.  Örneğin, işsizliğin artışı toplumsal huzursuzluğa yol açarken, dijitalleşme bireyleri yalnızlaştırıyor, bu da siyasal manipülasyonlara daha açık kitleler ortaya çıkarıyor. Sorunların çoğalması, aynı zamanda insanlığı yeni çözüm yolları aramaya da zorluyor.   Ancak burada insanın görevi, onların tümünü çözmek değil, gerçek olanla olmayanı ayırt etmek olabilir.   Çoğalan sorunların gölgesinde kaybolmak yerine, kendi varoluşunu gerçekten ilgilendiren soruya kulak vermek doğru olandır. Bu, bir tür sadeleşme cesaretidir. Sorunların çokluğuna rağmen, insan kendisine şu soruyu sormalıdır: “Benim için gerçekten sorun olan nedir?” Bu soruya verilecek yanıt, sorunların çoğalmasının yarattığı kaygıyı bir nebze dönüştürebilir. Sorunların çoğalmasını kader gibi görmek yerine, onları çok boyutlu, eleştirel ve yaratıcı bir bakış açısıyla çözüm arayışına dönüştürmek mümkündür. Bunun için de önce gerçek sorunları tanımak ve sonra bunların her birinin alt sorunlarını bilmekte yarar olacaktır.
Ekleme Tarihi: 12 Ocak 2026 -Pazartesi

SORUNLARIMIZ

Her geçen gün sayıları ve nitelikleri artan sayısız sorunla baş başa kalıyoruz.  Sorunlar çoğalırken siyaset, toplumun gerçek ihtiyaçlarından uzaklaşarak, çoğu kez kendi yarattığı yapay ve yüzeysel sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu durumda, bireylerin dikkati dağılıyor, kamuoyu kolay tartışmalarla meşgul ediliyor ve asıl büyük sorunlar gözden kaçıyor.

Sorunlar giderek çoğalıyor ve artış hızlı oluyor. Hiçbir şeyin kalıcı olmadığı, her şeyin sürekli çözülüp yeniden biçim aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir sorun tam anlamıyla dile getirildiği anda, başka bir sorun gündeme geliyor. Çözüm için harekete geçilirken çoğu kez gündemdeki sorun esas alınıyor ve özellikle uzun vadeli çözümler bir kenara atılıyor ve bunlar birikerek çoğalıyor.   Böylece modern insanın varlığı çok boyutlu bir yükle kuşatılıyor.

Sorunların çokluğundan bahsettiğimizde aslında şunu fark ediyoruz: İnsan, artık tek bir odak noktasına sahip değildir. Bireyler yalnızca kendi hayatlarının sorunlarını değil, küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin sonuçlarını da doğrudan hisseder hale gelmiştir. Yıllar öncesi sorunlar daha sınırlıydı; açlık, salgın ya da savaş gibi durumlar tüm toplumu tek bir ortak kaderde birleştiriyordu. Oysa bugün, sorunların çeşitliliği önemlerini farklılaştırıyor.  Neye öncelik vermeliyiz? Hangisi gerçekte “sorun”dur, hangisi ise yalnızca dikkat dağıtıcı bir gürültüdür?

Günlük yaşamda pek çok küçük sanılan sorun, fark ettirmeksizin, toplumun büyük bölümünü etkiliyor. Aslında bunların her biri çözülmeyen gerçek sorunların parçasıdır. Çözülmeyen temel sorunlar sürekli olarak ilave sorun yaratıyor.  Çoğu kez bir sorunun çözmek için düşünülen palyatif  bir çözüm, başka bir yönüyle yeni bir sorunu oluşturuyor.

Çoğalma aynı anda paradoksal bir etki doğuruyor: Birey, çok sayıda sorun karşısında daha duyarlı hale gelmek yerine, kayıtsızlaşıyor. Sorunlar gerçek olmaktan çıkıp yabancılaşıyor.  Sorunların fazlalığı onları görünmez kılıyor. Çoğalan sorunlar aynı zamanda önemsizleşiyor.

Teknolojinin hızla gelişmesi insanlığa büyük fırsatlar sunduğu kadar yeni riskler de oluşturuyor. Yapay zekânın kontrolsüz ilerlemesi, otomasyonun işsizliği artırması, dijital bağımlılık, veri sömürüsü ve siber güvenlik tehditleri, toplumların üzerine yeni baskılar ekliyor. Üstelik bu sorunlar birbirini tetikleyerek zincirleme bir etki yaratıyor.  Örneğin, işsizliğin artışı toplumsal huzursuzluğa yol açarken, dijitalleşme bireyleri yalnızlaştırıyor, bu da siyasal manipülasyonlara daha açık kitleler ortaya çıkarıyor.

Sorunların çoğalması, aynı zamanda insanlığı yeni çözüm yolları aramaya da zorluyor.   Ancak burada insanın görevi, onların tümünü çözmek değil, gerçek olanla olmayanı ayırt etmek olabilir.   Çoğalan sorunların gölgesinde kaybolmak yerine, kendi varoluşunu gerçekten ilgilendiren soruya kulak vermek doğru olandır. Bu, bir tür sadeleşme cesaretidir. Sorunların çokluğuna rağmen, insan kendisine şu soruyu sormalıdır: “Benim için gerçekten sorun olan nedir?” Bu soruya verilecek yanıt, sorunların çoğalmasının yarattığı kaygıyı bir nebze dönüştürebilir.

Sorunların çoğalmasını kader gibi görmek yerine, onları çok boyutlu, eleştirel ve yaratıcı bir bakış açısıyla çözüm arayışına dönüştürmek mümkündür. Bunun için de önce gerçek sorunları tanımak ve sonra bunların her birinin alt sorunlarını bilmekte yarar olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.