(Uzman Öğretici/ Yazar)
AİLE AKADEMİSİ
Çocuklara olumlu davranış kazandırmak, çoğu zaman sandığımız gibi uzun nasihatlerle ya da katı kurallarla değil; günlük hayatın içinde kurulan küçük ama tutarlı bağlarla mümkündür. Bir çocuğun davranışı, yalnızca o anki tepkisinin değil, aynı zamanda gördüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadığı deneyimlerin bir yansımasıdır. Bu yüzden “nasıl anlatıyoruz?” sorusundan önce “nasıl yaşıyoruz?” sorusunu kendimize sormak gerekir.
Çocuklar, söyleneni değil yapılanı öğrenir. Bir yetişkinin sakin kalmaya çalıştığı bir an, çocuğun öfkeyle baş etmeyi öğrenmesinde sayfalar dolusu öğütten daha etkilidir. Evde kullanılan dil, kurulan ilişkiler, sabır gösterilen anlar… Hepsi çocuğun iç dünyasında sessizce yer eder. Bu nedenle olumlu davranış kazandırmanın ilk adımı, yetişkinin kendi davranışlarının farkında olmasıdır.
Olumlu davranışın gelişebilmesi için çocuğun kendini güvende hissetmesi gerekir. Güven, sadece fiziksel ihtiyaçların karşılanmasıyla değil; duyguların anlaşılmasıyla da oluşur. Ağlayan bir çocuğa “abartma” demek yerine, onun duygusunu anlamaya çalışmak; kızan bir çocuğa “sus” demek yerine, öfkesini ifade edebileceği alan açmak… İşte bu küçük dokunuşlar, çocuğun duygularını tanımasına ve yönetmesine zemin hazırlar.
Bir diğer önemli nokta, sınırların varlığıdır. Sınırlar, çocuğu kısıtlamak için değil, ona güvenli bir alan sunmak için vardır. Net, anlaşılır ve tutarlı sınırlar; çocuğun neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmesini kolaylaştırır. Ancak burada önemli olan, sınır koyarken kullanılan dildir. Emir veren, yargılayan bir dil yerine açıklayan ve yönlendiren bir yaklaşım, çocuğun içsel denetim geliştirmesine katkı sağlar.
Olumlu davranışın pekişmesi için fark edilmesi gerekir. Çocuk çoğu zaman yaptığı hatalarla değil, doğru davranışlarıyla görülmek ister. “Aferin” demekten öte, davranışı tanımlayan geri bildirimler vermek; çocuğun neyi doğru yaptığını anlamasını sağlar. “Oyuncağını arkadaşınla paylaştığını fark ettim, bu çok düşünceli bir davranıştı” gibi ifadeler, çocuğun davranışını içselleştirmesine yardımcı olur.
Unutulmaması gereken bir diğer gerçek ise, her davranışın bir ihtiyacın sesi olduğudur. Hırçınlaşan bir çocuk belki ilgiye, içine kapanan bir çocuk ise anlaşılmaya ihtiyaç duyuyor olabilir. Davranışın görünen yüzüne odaklanmak yerine, altında yatan ihtiyacı anlamaya çalışmak; kalıcı değişimin anahtarıdır.
Sonuç olarak, olumlu davranış kazandırmak bir “düzeltme” süreci değil, bir “yol arkadaşlığıdır.” Çocuğu şekillendirmeye çalışmak yerine ona rehberlik etmek; onu kontrol etmek yerine anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü her çocuk, doğru ortam ve doğru yaklaşımla zaten olumluya yönelme potansiyeline sahiptir. Biz yetişkinlere düşen ise, bu potansiyelin ortaya çıkabileceği güvenli, anlayışlı ve tutarlı bir dünya kurabilmektir.
