Sabah güneşi Adana'nın sokaklarına usulca doğdu. Bir emekli, eski ceketini omzuna alıp balkonuna çıktı. Seyhan'ın üzerinden geçen rüzgâr yüzünü okşarken, cebindeki paraları bir kez daha saydı. Sayması uzun sürmedi. Çünkü sayılacak pek bir şey kalmamıştı.
Mutfakta bekleyen tencere sessizdi. O sessizlik, yılların alın terinden daha ağırdı. Pazara gitmek istiyordu ama etiketler ona uzaktan gülümsüyor, raflar adeta "Bana dokunamazsın." diyordu.
Bir zamanlar çocuklarını büyüten, bu ülkenin yollarını yapan, fabrikalarında çalışan, tarlalarında alın teri döken o eller, bugün kendi sofrasına ekmek koymanın hesabını yapıyordu.
Temmuz zammı geldi. Rakamlar kâğıt üzerinde büyüdü ama pazarda küçüldü. Elektrik faturasına yetmedi, doğalgazı ısıtmadı, mutfağın ateşini harlamadı. Açlık sınırının gölgesinde kalan maaş, emeklinin ömrünü değil yalnızca günlerini sayar oldu.
Kredi kartları borcun yükünü taşıyamıyor. Krediler icra kapılarında bekliyor. Her gün yeni bir hesap, her gece yeni bir endişe. En ağır yük ise sessizce taşınan geçim derdi. İşte bu yüzden Adana'dan yükselen çağrı yalnızca bir şehrin değil, milyonlarca emeklinin ortak sesidir:
"Emekliye ara zam"
Bu bir lütuf talebi değil; yılların emeğine duyulan saygının karşılığıdır. Çünkü alın teri, enflasyon karşısında erimemelidir. Çünkü bir ülkenin vicdanı, emeklisinin sofrasındaki ekmek kadar büyüktür.
Koalisyon hükümetine uzanan bu çağrı, bir serzenişten çok umut mektubudur.
Çünkü emekli gülerse çarşı güler.
Emekli nefes alırsa esnaf nefes alır.
Tencere kaynarsa evlerde huzur kaynar.
Ve unutulmamalıdır ki; yıllarca bu ülkeyi omuzlarında taşıyan insanlar, ömürlerinin sonbaharında yalnız bırakılmamalıdır.
Emekliye ara zam olmazsa, olmuyor.
Hayat eksiliyor.
Sofralar küçülüyor.
Umut susuyor.
Oysa devlet, umutları çoğaltmak için emeklisinin yanındadır. Emeklinin imdadına geçinme zammı harkulade istikrarı sağlam kılacaktır.
