Geçmiş yüzyıllarda yeni mimari arayışların ve bazen de malzemeye bağlı taşıyıcı sistem zorunluluklarının ortaya çıkarmış olduğu mimari üsluplar, gelecekte de üstlerine yenileri eklenerek artacaktır.
Daha yüksek ve daha teknolojik yapıların içinde yaşama arzusu; pandemi, deprem ve yangın gibi afetlerin de etkisi ile azalmaktadır. Açık alan kullanım ihtiyacı ile beraber kentlerden kırsala göç artmakta, internet üzerinden çalışma olanaklarının çoğalması ile iş yerine gitmek zorunluluğu olmadan çalışmak kolaylaşmaktadır. Bu durum, konutların kullanım şemalarında değişiklikler oluşturmakta, kentlilerin konut kullanım alışkanlıklarında farklılaşmalara yol açmaktadır. Dış mekanda bulunma ihtiyacı, her zamankinden daha fazla ön plana çıkmıştır.
Tüm bunların sonucunda zaman içerisinde konutlar yine evrimleşecek ve dönemin yeni ihtiyaçlarına karşılık verecektir. Gelecekteki konut tasarımlarında geçmişten ve geleneksel yöntemlerden daha sık faydalanılacağı ve yeni teknolojilerin eski bilgiler üzerine kurularak ilerletilmesi gerektiği aşikardır. Konutlar, yalnızca belli işlevleri yerine getiren birer mekândan ibaret oldukları sürece kullanıcı için bir eve dönüşmüş sayılmazlar.
Doğal olana dönüş, yaşam alanlarımızın kendisini doğrudan etkileyecek, yeniden şekillendirecek ve bir eve dönüşmeleri konusunda aracı olacaktır. Hem malzeme bazında hem de kullanım açısından geleneksel yapılarda zaman içerisinde tecrübelere dayalı olarak oluşturulmuş tekniklerin incelenmesi ve seri üretim ile başlayan yapıların yerden kopukluk ve kimliksizlik sorunlarına çözüm arayışlarında bulunulması gerekmektedir. Geçmişten öğrenerek bilgiyi geliştiren bu bilinç ile tasarlanacak yeni yapılar, geleceğin mimarisini oluşturacaktır.
