Günümüz dünyasında güven krizinin ruh sağlığına etkisi ne denli önemli olduğunu tarih bize gösteriyor. Bugün, küresel anlamda demokrasiye ve devlet sistemlerine olan güven giderek azalmaktadır. Sosyal medya çağında, bilgi kirliliği ve otoriteye olan inançsızlık, bireylerde sürekli bir “belirsizlik hissi” yaratmaktadır. Türkiye özelinde bakıldığında, hukuksuzluk algısının toplum ruh sağlığını etkilediği açıkça görülmektedir. Bu etkilerden en belirgin olanları, belirsizlik hissidir. Özellikle gençlerde gözlemlenen bu belirsizlik hissi bireylerin gelecekle ilgili olumlu bir beklentiler içine girememesine neden olmaktadır. Bu tablonun klinikteki yansımaları, psikoterapi gündemlerimizin sıklıkla geleceğe dair kaygılar olması noktasında kendini göstermektedir. Psikopatoloji çerçevesinde yaygın kaygı bozukluğu tanısından yola çıkarak, gözlemim bir Toplumsal Kaygı Bozukluğu geliştiği yönündedir. Politik ve ekonomik dalgalanmalar, toplumda kronik strese neden olmaktadır. Bu kronik stres ortamında ise bireyler güvensiz bağlanma tutumu geliştirmekte, yine özellikle genç nesil, devlete ve kurumsal yapılarına bağlanmakta zorlanmaktadır.
Toplumda güven duygusunun yitirilmesi, sadece politik değil, psikolojik bir krizdir. Tarihte gördüğümüz gibi, güvenin sarsılması, bireyleri çaresizliğe, toplumları ise otoriterleşmeye sürükleyebilir. Ancak, bu kırılgan dönemde bireyler ve toplumlar birlikte hareket ederse, psikolojik dayanıklılık geliştirerek adaleti, umudu ve dayanışmayı yeniden inşa edebilirler. Unutmayalım: Güven kaybedildiğinde, önce ruh sağlığımızı, sonra özgürlüğümüzü yitiririz. Bu yüzden, bireysel ve toplumsal olarak mücadele etmek, bilinçlenmek ve dayanışmayı sürdürmek hepimizin sorumluluğudur.
