Siyasi partiler, tabelalardan ibaret değildir. Onları ayakta tutan; ortak ilkeler, emek ve aidiyet duygusudur. Ancak günümüzde siyasetin en büyük sınavlarından biri, parti aidiyetinin kişisel hesapların gölgesinde kalmasıdır.
Parti etiği; makamı değil ilkeleri, kişisel çıkarı değil ortak sorumluluğu öncelemektir. Eleştiri elbette demokrasinin gereğidir. Ancak eleştirinin amacı yıkmak değil, partiyi ve temsil ettiği değerleri güçlendirmek olmalıdır. Farklı düşünmek doğal, kişisel hırsları kurumsal kimliğin önüne koymak ise siyasetin ruhuna aykırıdır.
Ne yazık ki zaman zaman görev verildiğinde sadakat gösteren, beklentisi karşılanmadığında ise partisine mesafe koyan anlayışlarla karşılaşıyoruz. Oysa gerçek aidiyet, alkışın olduğu günlerde değil; zor zamanlarda da aynı kararlılıkla yol yürüyebilmektir. Vatandaşın beklentisi siyasetçilerin kendi iç mücadeleleri değil, toplumun sorunlarına çözüm üretmeleridir. Çünkü insanlar kimin hangi koltuğa oturduğunu değil, o koltuğu hangi anlayışla temsil ettiğini önemser. Siyasette makamlar geçici, ilkeler ise kalıcıdır. Geride bırakılacak en büyük miras da kazanılan unvanlar değil; etik duruş, tutarlılık ve partiye duyulan samimi aidiyettir.
