Aristo’nun şu sözü, siyasetin en temel ölçülerinden birini hatırlatır: “Eşit olmayanlara eşit davranmak da adaletsizliktir.” Bu söz, yalnızca hukuk için değil, yerel yönetimler ve siyaset için de yol göstericidir.
Yerel siyasette en çok kullanılan kelimelerden biri “hak”tır. Ancak en az konuşulan kavram ise “hak etmek” tir. Çünkü hak etmek; emek vermeyi, sorumluluk almayı, liyakati ve mücadeleyi gerektirir. Makamlar, görevler ve temsil yetkisi bir lütuf değil, toplumun güveniyle kazanılmış bir sorumluluktur.
Benim tezim şudur: Hak edilmeyen her makam, hak edenlerin önünü keser; hak edilmeyen her görev ise kurumların itibarını zedeler. Bir siyasi partinin gerçek gücü, sadakat ile liyakati birlikte yaşatabilmesidir. Sadece yakınlıkla dağıtılan görevler, kısa vadede bazılarını mutlu etse de uzun vadede kuruma zarar verir.
Yerel yönetimlerde başarı; alkışlarla değil, sokaktaki vatandaşın memnuniyetiyle ölçülür. Belediyecilikte hak etmek, seçim döneminde görünmek değil; seçimden sonra da halkın arasında kalabilmektir. Eleştiriye kulak tıkayan, farklı görüşleri dışlayan ve başarıyı yalnızca makamda oturmak sanan anlayış, zamanla halktan da uzaklaşır.
Siyasette en büyük sınav, bir koltuğa oturmak değil; o koltuğu hak ederek taşıyabilmektir. Çünkü tarih, makam sahibi olanları değil, makamına değer katanları hatırlar.
