Aziz Nesin’in yıllar önce kaleme aldığı Zübük, yalnızca bir roman ya da dizi değildir; siyasetin değişmeyen zaaflarını anlatan güçlü bir toplumsal eleştiridir. İsimler değişir, dönemler değişir, hatta siyasi aktörler bile değişebilir. Ancak makamı millet için değil, kişisel hesaplar için kullanan anlayış varlığını sürdürdüğü sürece Zübük hep yaşamaya devam edecektir.
Siyasetin gerçek ölçüsü; kürsülerde söylenen sözler değil, milletin hayatına yansıyan icraatlardır. Ekonomiden eğitime, adaletten dış politikaya kadar her alanda vatandaş; hamaset yerine çözüm, kutuplaşma yerine uzlaşı, vaat yerine sonuç görmek ister. Güçlü demokrasiler, güçlü kurumlarla ayakta kalır.
Demokrasinin temelinde ise denetim vardır. İktidarın hesap verebilmesi, muhalefetin yapıcı eleştiriler sunabilmesi ve kurumların bağımsız şekilde görevlerini yerine getirebilmesi, sağlıklı bir siyasi düzenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Eleştiriyi düşmanlık olarak görmek de, eleştiriyi yıkıcılığa dönüştürmek de demokrasiye zarar verir.
Belki de bugün hepimizin kendine sorması gereken soru şudur: Zübük gerçekten geçmişte kalan bir karakter mi, yoksa sadece çağın şartlarına uyum sağlayıp farklı yüzlerle karşımıza çıkmaya devam mı ediyor?
Siyaset, günü kurtarma sanatı değil; bir ülkenin geleceğini inşa etme sorumluluğudur. Makamlar geçicidir, geriye ise yalnızca ilkeler, eserler ve milletin hafızasında bırakılan izler kalır. Aziz Nesin’in Zübük’ü bize hâlâ aynı gerçeği hatırlatıyor: Demokrasi ancak liyakatin, şeffaflığın, hukukun üstünlüğünün ve hesap verebilirliğin hâkim olduğu toplumlarda güçlenir. Aksi hâlde Zübük, sadece bir roman kahramanı olmaktan çıkar; her dönemin en tanıdık siyasi figürüne dönüşür.
