DERYA BİCİK
Köşe Yazarı
DERYA BİCİK
 

EMANETİN HESABI

10 Kasım, Saat dokuzu beş geçe... Yine duracağız. Sokakta yürüyenler duracak, direksiyon başındakiler araçlarından inecek, sirenler çalacak. Evler, iş yerleri, okullar bir dakikalığına aynı sessizliğe bürünecek. Yine milyonlarAnıtkabir’e koşacak.Her yıl olduğu gibi Atamıza saygı duruşunda bulunacağız.Özlemle,minnetle, çokça da mahcubiyetle... Dokuzu altı geçe başımızı kaldıracak, kendi hayatımızla, sokaklarımızla, memleketimizle yüzleşeceğiz ve soracağız kendimize: Acaba bugün yaşasaydı ne derdi? “Bizbu vatanı bize bağışlanmış bir ülke olarak değil, bedeli ödenerek kazanılmış bir emanet olarak aldık. Siz üstüne ne koydunuz?”diye sorardı herhalde Evet, bedeli çok ağır ödendi bu toprakların. Cumhuriyet'in nasıl doğduğunu düşündükçe insanın içi burkuluyor. Yıllarca savaşmış, evlatlarını cephelerde bırakmış,erkek nüfusu azalmış,yok sayılan Anadolu… Çocuklarıokuyamayan, fabrikası, çiftçisi, yolu, okulu olmayan bir memleket. Bir yanda işgal altındaki topraklar, diğer yanda elinde ne varsa vatanı için vermeye hazırinsanlar… Kadınlar kağnılarla cepheye cephane taşımış, erkekler cephede savaşmış, analar evlatlarını uğurlarken bir daha göremeyeceklerinibiliyorlarmış. Anadolu istila edilmiş,yokmuş,yoksulmuş.Ama o yoksulluğun içinde vakarını, yokluğun içinde cesaretini muhafaza edenMustafa Kemal,silah arkadaşları ve memleketin yeniden ayağa kalkacağına inanan insanlar varmış. O insanlar; tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kurmuş ve bizlere emanet etmişler... Ardından okullar açılmış, fabrikalar kurulmuş, toprak ekilmiş, demiryolları döşenmiş. Kadınların yıllarca mahrum bırakıldığı haklar için adımlar atılmış. Bütün bunlar bugünbakınca klişe, ezberletilmişcümleler gibi geliyor insana. Oysa bir zamanlar bu ülkede sıradan bir okulun, bir fabrikanın, bir demiryolununne büyük anlamı varmış. Bugün gençlerimizin birçoğu geleceğini başka ülkelerde arıyorlar. İnsanlar artık günü kurtarmak için çalışıyor,yarını için kaygılanıyorlar. Kadınların güven içinde yaşamasını hâlâ konuşuyoruz. Birbirimize karşı sabrımız, sevgimiz, tahammülümüz azalıyor. Herkes biraz yorgun, biraz öfkeli, biraz da umutsuz. Bütün bunları konuşurken kendimizi sorgulamalıyız. Biz de bazen susuyoruz. Bazen haksızlığı görüp geçiyoruz. Bazen birbirimizi anlamak yerine kolayca kırıyoruz. Memleketin meselelerini konuşuyor ama sıra kendi payımıza düşen sorumluluğa gelince geri çekiliyoruz. Bir zamanlar bu ülkede bir şehit haberi geldiğinde, bir kadın öldürüldüğünde, bir ağaç kesildiğinde, bir evde tencere kaynamadığında sesini yükselten, acısını da itirazını da birlikte yaşayan bir millet değil miydik biz?" Biz ne ara bu kadar birbirimizden uzaklaştık? Birlikte kurulan, birlikte savunulan bu ülkenin ortak sevincini, ortak derdini ne zaman kaybetmeye başladık? Bunca fedakârlıkla kurulmuş bir Cumhuriyet'in içinde yaşarken hâlâ çocuklarımızın geleceği için kaygılanıyor, hâlâ adaleti, eğitimi, kadınların güvenliğini ve geçim derdini konuşuyorsak, bu bizim değiştirmekle yükümlü olduğumuz bir tablonun göstergesi değil midir? Atatürk'ü anmak, saygımızı göstermek, o gün başımızı eğmek… Bunların hepsi çok kıymetli. Ama keşke bize bıraktığı ülkeye bakarken de aynı sevgiyi, aynı kıymeti gösterebilseydik.Başımızı eğdiğimizde, tutamadığımız gözyaşlarımız endişe ve mahcubiyet yerine minnet,mutluluk ve taşıdığımız gururdan olsaydı. Bilmiyorum, bugün karşımızda olsaydı ona ne anlatırdık. Hangi güzel şeyleri gururla söyler, hangi eksiklerimiz karşısında susardık? Belki de en çok, onun- onların büyük emeklerle kurduğu ülkenin geldiği noktayı anlatırken zorlanırdık. 10 Kasım, yalnızca bir kaybın tarihi değildir. Bir emaneti ne ölçüde taşıyabildiğimizi hatırlama günüdür.Çünkü Cumhuriyet bize bırakılmış bir geçmiş değil, taşımak zorunda olduğumuz bir gelecektir. Bugün yine saat dokuzu beş geçe başımızı eğeceğiz. Saygıyla, özlemle ve çokça mahcubiyetle…    
Ekleme Tarihi: 08 Kasım 2026 -Pazar

EMANETİN HESABI

10 Kasım, Saat dokuzu beş geçe...

Yine duracağız. Sokakta yürüyenler duracak, direksiyon başındakiler araçlarından inecek, sirenler çalacak. Evler, iş yerleri, okullar bir dakikalığına aynı sessizliğe bürünecek. Yine milyonlarAnıtkabir’e koşacak.Her yıl olduğu gibi Atamıza saygı duruşunda bulunacağız.Özlemle,minnetle, çokça da mahcubiyetle...

Dokuzu altı geçe başımızı kaldıracak, kendi hayatımızla, sokaklarımızla, memleketimizle yüzleşeceğiz ve soracağız kendimize: Acaba bugün yaşasaydı ne derdi?

“Bizbu vatanı bize bağışlanmış bir ülke olarak değil, bedeli ödenerek kazanılmış bir emanet olarak aldık.

Siz üstüne ne koydunuz?”diye sorardı herhalde

Evet, bedeli çok ağır ödendi bu toprakların. Cumhuriyet'in nasıl doğduğunu düşündükçe insanın içi burkuluyor. Yıllarca savaşmış, evlatlarını cephelerde bırakmış,erkek nüfusu azalmış,yok sayılan Anadolu… Çocuklarıokuyamayan, fabrikası, çiftçisi, yolu, okulu olmayan bir memleket. Bir yanda işgal altındaki topraklar, diğer yanda elinde ne varsa vatanı için vermeye hazırinsanlar…

Kadınlar kağnılarla cepheye cephane taşımış, erkekler cephede savaşmış, analar evlatlarını uğurlarken bir daha göremeyeceklerinibiliyorlarmış. Anadolu istila edilmiş,yokmuş,yoksulmuş.Ama o yoksulluğun içinde vakarını, yokluğun içinde cesaretini muhafaza edenMustafa Kemal,silah arkadaşları ve memleketin yeniden ayağa kalkacağına inanan insanlar varmış.

O insanlar; tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kurmuş ve bizlere emanet etmişler...

Ardından okullar açılmış, fabrikalar kurulmuş, toprak ekilmiş, demiryolları döşenmiş. Kadınların yıllarca mahrum bırakıldığı haklar için adımlar atılmış.

Bütün bunlar bugünbakınca klişe, ezberletilmişcümleler gibi geliyor insana. Oysa bir zamanlar bu ülkede sıradan bir okulun, bir fabrikanın, bir demiryolununne büyük anlamı varmış.

Bugün gençlerimizin birçoğu geleceğini başka ülkelerde arıyorlar. İnsanlar artık günü kurtarmak için çalışıyor,yarını için kaygılanıyorlar. Kadınların güven içinde yaşamasını hâlâ konuşuyoruz. Birbirimize karşı sabrımız, sevgimiz, tahammülümüz azalıyor. Herkes biraz yorgun, biraz öfkeli, biraz da umutsuz.

Bütün bunları konuşurken kendimizi sorgulamalıyız. Biz de bazen susuyoruz. Bazen haksızlığı görüp geçiyoruz. Bazen birbirimizi anlamak yerine kolayca kırıyoruz. Memleketin meselelerini konuşuyor ama sıra kendi payımıza düşen sorumluluğa gelince geri çekiliyoruz.

Bir zamanlar bu ülkede bir şehit haberi geldiğinde, bir kadın öldürüldüğünde, bir ağaç kesildiğinde, bir evde tencere kaynamadığında sesini yükselten, acısını da itirazını da birlikte yaşayan bir millet değil miydik biz?"

Biz ne ara bu kadar birbirimizden uzaklaştık? Birlikte kurulan, birlikte savunulan bu ülkenin ortak sevincini, ortak derdini ne zaman kaybetmeye başladık?

Bunca fedakârlıkla kurulmuş bir Cumhuriyet'in içinde yaşarken hâlâ çocuklarımızın geleceği için kaygılanıyor, hâlâ adaleti, eğitimi, kadınların güvenliğini ve geçim derdini konuşuyorsak, bu bizim değiştirmekle yükümlü olduğumuz bir tablonun göstergesi değil midir?

Atatürk'ü anmak, saygımızı göstermek, o gün başımızı eğmek… Bunların hepsi çok kıymetli. Ama keşke bize bıraktığı ülkeye bakarken de aynı sevgiyi, aynı kıymeti gösterebilseydik.Başımızı eğdiğimizde, tutamadığımız gözyaşlarımız endişe ve mahcubiyet yerine minnet,mutluluk ve taşıdığımız gururdan olsaydı.

Bilmiyorum, bugün karşımızda olsaydı ona ne anlatırdık. Hangi güzel şeyleri gururla söyler, hangi eksiklerimiz karşısında susardık? Belki de en çok, onun- onların büyük emeklerle kurduğu ülkenin geldiği noktayı anlatırken zorlanırdık.

10 Kasım, yalnızca bir kaybın tarihi değildir. Bir emaneti ne ölçüde taşıyabildiğimizi hatırlama günüdür.Çünkü Cumhuriyet bize bırakılmış bir geçmiş değil, taşımak zorunda olduğumuz bir gelecektir.

Bugün yine saat dokuzu beş geçe başımızı eğeceğiz.

Saygıyla, özlemle ve çokça mahcubiyetle…

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.