Okul Öncesi Öğretmeni – Uzman Öğretici
Bir çocuğun gelişimini yalnızca “zihinsel gelişim” üzerinden değerlendirmek, gelişimin önemli bir parçasını gözden kaçırmamıza neden olur.
Çünkü çocuk bedeniyle keşfeder, hareket ederek öğrenir, duyularıyla anlamlandırır ve yaşantıları üzerinden düşünmeyi geliştirir.
Bugün erken çocukluk döneminde üzerinde daha fazla durmamız gereken konulardan biri de tam olarak burada karşımıza çıkıyor: beden-zihin bağlantısı.
Çocuğun zihni ve bedeni birbirinden bağımsız iki sistem değildir. Çocuk koşarken, tırmanırken, dokunurkejn, zıplarken, dengede durmaya çalışırken yalnızca fiziksel becerilerini geliştirmez; aynı zamanda dikkatini, planlama becerisini, problem çözmesini, beden farkındalığını ve öz düzenleme kapasitesini de destekler.
Çocuk hareket ederken aslında ne öğreniyor?
Bir çocuğun bir engelin üzerinden atladığını düşünelim.
Dışarıdan baktığımızda yalnızca “atladı” deriz.
Oysa çocuk o birkaç saniye içerisinde birçok zihinsel süreç yürütür:
* Engelin ne kadar yüksek olduğunu değerlendirir.
* Kendi bedeninin kapasitesini fark eder.
* Mesafeyi hesaplar.
* Hareketini planlar.
* Dengesini korur.
* Başarısız olursa yeniden dener.
* Başardığında kendi becerisiyle ilgili yeni bir bilgi edinir.
Yani hareket, çocuğun zihninin geliştiği bir öğrenme alanına dönüşür.
Bu nedenle erken çocuklukta “Hadi biraz otur, ders yapalım.” yaklaşımından önce bazen şu soruyu sormamız gerekir:
“Çocuğun öğrenebilmesi için bedeninin neye ihtiyacı var?”
Bedenini tanımayan çocuk duygusunu da anlamakta zorlanabilir
Beden-zihin bağlantısının önemli bir boyutu da duygulardır.
Çocuk heyecanlandığında kalbinin hızlı attığını, korktuğunda midesinde bir hareketlenme olduğunu, öfkelendiğinde kaslarının gerildiğini zamanla fark etmeye başlar.
Bu farkındalık, çocuğun kendi iç dünyasını anlamasının ilk adımlarından biridir.
“Çok kızdım.”
“Kalbim hızlı atıyor.”
“Bedenim çok hareketli.”
“Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var.”
Bu cümleler yalnızca duygu ifadeleri değildir. Çocuğun bedensel sinyallerini fark etmeye ve onları anlamlandırmaya başladığını gösterir.
Bu nedenle çocuklara yalnızca “Ne hissediyorsun?” diye sormak yerine zaman zaman:
“Bedeninde bunu nerede hissediyorsun?”
diye sormak da oldukça değerlidir.
Hareket sadece enerji boşaltmak değildir
Çocuk hareket ettiğinde çoğu yetişkinin aklına ilk olarak “enerjisini atsın” düşüncesi gelir.
Oysa hareketin işlevi bundan çok daha geniştir.
Denge oyunları, ritim çalışmaları, tırmanma, yakalama-atma oyunları, dans, beden taklidi, engel parkurları ve açık hava oyunları; çocuğun motor becerilerinin yanında dikkat, koordinasyon, planlama ve mekânsal farkındalık gibi birçok beceriyi destekleyen deneyimler sunabilir.
Bu yüzden hareketi yalnızca teneffüsün ya da oyunun bir parçası olarak görmek yerine öğrenmenin doğal araçlarından biri olarak değerlendirmek gerekir.
Ekran karşısında büyüyen çocuk için beden daha da önemli
Günümüzde çocukların yaşamında ekranların kapladığı alan giderek artıyor.
Ekran başında çocuk birçok görsel ve işitsel uyarana maruz kalırken bedensel deneyim alanı sınırlanabiliyor.
Oysa erken çocukluk döneminde çocuk için gerçek dünya hâlâ çok güçlü bir öğrenme laboratuvarıdır.
Toprağa dokunmak…
Merdiven çıkmak…
Bir ağaca tırmanmaya çalışmak…
Yağmurun sesini dinlemek…
Kumla oynamak…
Bir topu arkadaşına atmak…
Müzik eşliğinde ritim tutmak…
Bunların her biri çocuğun dünyayı yalnızca görerek değil, bedeniyle deneyimleyerek öğrenmesini sağlar.
Peki ebeveynler ne yapabilir?
Bunun için her gün saatlerce özel etkinlikler hazırlamaya gerek yok.
Çocuğun günlük yaşamını hareketli ve duyusal deneyimlerle zenginleştirmek çoğu zaman yeterlidir.
Birlikte yürüyebilir, merdivenleri sayabilir, evde yastıklardan küçük bir parkur oluşturabilir, müzik açıp ritim tutabilir, birlikte dans edebilir veya doğada yürürken “Ayağının altında ne hissediyorsun?” gibi sorular sorabilirsiniz.
Bazen de çocuğun düşmesine, denemesine ve yeniden yapmasına izin vermek gerekir.
Çünkü çocuk yalnızca bizim anlattıklarımızla değil, kendi bedeninin verdiği geri bildirimlerle de öğrenir.
Son söz
Erken çocukluk döneminde beden ve zihin arasında bir seçim yapmak zorunda değiliz.
Çünkü çocuk için ikisi zaten birbirinden ayrılmaz.
Hareket eden beden, keşfeden zihni besler.
Bu nedenle çocuklarımızın daha fazla oturmasını değil; daha fazla keşfetmesini, denemesini, hareket etmesini ve bedenini tanımasını desteklemeliyiz.
Belki de erken çocukluk eğitimine dair kendimize soracağımız en önemli sorulardan biri şudur:
“Çocuğun zihnini geliştirmek için bugün bedenine hangi deneyimi yaşatacağız?”
Çünkü bazen bir çocuğun öğrenmeye başlaması için ona yeni bir şey anlatmak değil, hareket edebileceği bir alan açmak gerekir.
Nurdan Kıyar/ Adana
