SERAY SAYAR LEVENT
Köşe Yazarı
SERAY SAYAR LEVENT
 

Biz Neyin Peşindeyiz?

Bugün sabah yuvaya giderken (yuva, halk dilinde kreş J) yarın ki yazımı ve günlük rutin yapacaklarımı düşüne düşüne ve hatta sallana sallana yolumun üzerindeki kebapçının önünden geçerken, bir aile heyecanlı bir şekilde arabalarına doğru ilerliyordu. Genel de yerden para bulacakmışım gibi boynum eğik yürürüm.Evim ile kreşin arası iki sokak, hayatım böyle geçer hep…Neyse, kafa yerde olunca iki minik çıplak ayağın koştuğunu, daha doğrusu kolunun yarısı annesi tarafından tutulduğu için kanadı kırık kuş gibi uçtuğunu fark ettim ve o yüzden başımı kaldırdım.Yoksa o aileyi belki de hiç fark etmezdim, belli ki uzak bir yerlerden gelmişler, o saatte büyük olasılıkla ciğer yemişlerdir.Yedilerse de afiyet,şeker bal olsun… Çocuğa takılan gözüm, iki küçük çocuğa yöresel kıyafetini giymiş anneye,elinde sigara içerek önden önden arabaya koşturan adamları fark etti.Sanki ne o kadın, nede üç küçük çocuk var yanlarında. Kadıncağız çıplak ayaklı çocuğu uçurur gibi sürüklüyor, diğeri kucağında, eteğine yapışanda abla olmak zorunda kalan bir kız çocuğu.Dayanamıyorum çocukların bu haline,gittiğim her yerde çocuklara yapılanları görünce istemsiz bir şekilde karışıyor. “çocuğa vermeyin telefon,…yanında içmeyim şu sigarayı” gibi gibi karışmalar bunlar, bir gün iyi bir dayak yiyeceğim ama ne zaman bekliyorum… İşte ben aileyi incelerken arabalarının önünden geçtiğim esnada pat diye bir teneke içecek kutusu önüme düşü verdi.Gerçi bunu nedense bu aralar pek yaşar oldum.Dün akşam toplantıya giderken park yerinde duran arabadan ıslak mendil önüme düşmedi değil, sadece tepkim “keşke atmayaydınız iyiydi”.Gerçi bunu kime söylüyorum ki, insanlar arsızlığı öyle ellerine almışlar ki pişkin pişkin gülmekten çekinmiyorlar.Sabahta buna benzer bir olaydı yaşadığım, aldım teneke kutuyu çöpe attım ve arabanın içinde sigara içmeye devam eden,çocuklarını arka koltuğa yerleştirmeye çalışan anneye, yine “atmayaydınız iyiydi” dedim ve bu sefer gülümsemediler bile…İşte buna çok bozuldum.En azından pişkin pişkin güldüklerinde “belki de utandılar” diye yorum yapabiliyorum.Bunlar da duvar gibi bir surat,“ne diyor bu” edası, hiç olmadı… Neyse arabanın plakasından Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden geldiklerini anladığım bir aile… Sonra şunu düşündüm, kadının adı da çocukların varlığı da yoktu bu ailede ve benim gördüğüm çok küçük bir örnekti.Şimdi “niye şaşırıyor ve düşünüyorsun” diyebilirsiniz, ancak insan hep aynı çevrede kendi gibilerle yaşamaya başlayınca herkesin aynı olduğunu düşünüyor. Yıllardır yazar çizer anlatır,elim yetiştiği kadar sosyal projelerde yer almaya çalışır.Derdim daha iyi bir toplum,aydınlanabilen anneler ve onların yetiştirdiği evlatlarla yaşanabilecek bir ülke… İyi de onlar bizleri okumuyor ki…Bir kez daha Prof.Dr.Türkan Saylan’ı saygıyla andım. Ve Güneydoğu ve Doğu Anadolu kadın nüfusunu merak ettim şöyle bir araştırdım.Bu bölgelerde ortalama kaçak göçeklerde vardır mutlaka, 8 milyon kadın varmış.İç Anadolu’ya ya da diğer kırsal kesim bölgelerine bakmadım bile… Sonra kendime şu soruyu sordum “biz neyin peşindeyiz” Bu kadınlar sizce kendilerini yönetenlerin tercihlerini kendileri mi yapıyor? Kendi, hayatlarının tercihini bile yapamayan, yokmuş gibi davranılan, sadece soyu devam etsin diye habire erkek çocuğu doğurmaya çalışan bu kadınlarımız, ülkenin kaderini değiştirecek seçmen kitlesi değil mi? Ve bu insanların erkekleri “o saatte çıkmasaydı sokağa” diyecek kadar, ölmüşü suçlayacak zihniyete sahip olanlar değil mi?   Peki, ülkenin kaderini değiştirecek idareciler ve biz çokbilmişler ne yapıyoruz? Kendimiz çalıp, kendimiz oynamıyor muyuz? Ancak kadınlarımızın bunlardan haberi var mı? Bu ülkenin vatandaşı, herhangi bir rahatsızlığında fikir beyan etmekten çekinmeye başlamışken, mizahtan bile  korkar hale gelmişken,toplumun göz önünde olanlarını sindirme politikasına girmişken, 86 milyon nüfusluk ülkemde sadece Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi kadın nüfusu ortadayken, devletle hükümetkavramları birbirine hepten karışmışken, Biz neyin peşindeyiz? Ben peşinde olduğumun farkındayım… Bu vatan benim, namusum, evim, tek gerçeğim… Hiçbir olay sonsuz değildir ve bu günlerinde iyi ya da kötü bir sonu gelecek, ancak kırsalda yaşayan kadınlarımızın uyanmaması için ellerinden gelenleri yapanlar için de biz çokbilmişler, artık söz de değil, özde bir şeyler yapmak zorundayız, çünkü vatan bizim ve içinde yaşayan her birey görünürlüğü hak ediyor. Kadın karanlıktan, esaretten kurtulmaya başladığı zaman, vatan çiçek bahçesine dönecek ki karanlıkta yaşamaya çalışmaları kadınlarımızın suçu asla değil. Seçtiklerimiz, aydınlık yüzden değil, karanlıkta onlara gösterilen doğru bildikleri, yanlışlardan korksunlar… Çünkü bir gün gelecek, karanlığın içinde büyütülen bu çocuklar vatan için asıl tehlike durumuna gelecek… Bizi yönetenler, şöyle bir hayal kurun; vatandaş, refah içinde, herkes belirli eğitimleri geçmiş ve suç oranı düşmüş, hapishaneler bir bir kapanmaya başlamış, terör denen illet bitmiş,  halk mutlu, kargaşa yok, isteyen istediği gibi eleştiriyor ve yaşıyor… Allah’ınızı severseniz böyle bir ülkeyi yönetmek istemez misiniz? Öyleyse, biz neyin peşindeyiz? Ben gayet iyi biliyorum ya siz? Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!      
Ekleme Tarihi: 03 Temmuz 2026 -Cuma

Biz Neyin Peşindeyiz?

Bugün sabah yuvaya giderken (yuva, halk dilinde kreş J) yarın ki yazımı ve günlük rutin yapacaklarımı düşüne düşüne ve hatta sallana sallana yolumun üzerindeki kebapçının önünden geçerken, bir aile heyecanlı bir şekilde arabalarına doğru ilerliyordu. Genel de yerden para bulacakmışım gibi boynum eğik yürürüm.Evim ile kreşin arası iki sokak, hayatım böyle geçer hep…Neyse, kafa yerde olunca iki minik çıplak ayağın koştuğunu, daha doğrusu kolunun yarısı annesi tarafından tutulduğu için kanadı kırık kuş gibi uçtuğunu fark ettim ve o yüzden başımı kaldırdım.Yoksa o aileyi belki de hiç fark etmezdim, belli ki uzak bir yerlerden gelmişler, o saatte büyük olasılıkla ciğer yemişlerdir.Yedilerse de afiyet,şeker bal olsun…

Çocuğa takılan gözüm, iki küçük çocuğa yöresel kıyafetini giymiş anneye,elinde sigara içerek önden önden arabaya koşturan adamları fark etti.Sanki ne o kadın, nede üç küçük çocuk var yanlarında. Kadıncağız çıplak ayaklı çocuğu uçurur gibi sürüklüyor, diğeri kucağında, eteğine yapışanda abla olmak zorunda kalan bir kız çocuğu.Dayanamıyorum çocukların bu haline,gittiğim her yerde çocuklara yapılanları görünce istemsiz bir şekilde karışıyor. “çocuğa vermeyin telefon,…yanında içmeyim şu sigarayı” gibi gibi karışmalar bunlar, bir gün iyi bir dayak yiyeceğim ama ne zaman bekliyorum…

İşte ben aileyi incelerken arabalarının önünden geçtiğim esnada pat diye bir teneke içecek kutusu önüme düşü verdi.Gerçi bunu nedense bu aralar pek yaşar oldum.Dün akşam toplantıya giderken park yerinde duran arabadan ıslak mendil önüme düşmedi değil, sadece tepkim “keşke atmayaydınız iyiydi”.Gerçi bunu kime söylüyorum ki, insanlar arsızlığı öyle ellerine almışlar ki pişkin pişkin gülmekten çekinmiyorlar.Sabahta buna benzer bir olaydı yaşadığım, aldım teneke kutuyu çöpe attım ve arabanın içinde sigara içmeye devam eden,çocuklarını arka koltuğa yerleştirmeye çalışan anneye, yine “atmayaydınız iyiydi” dedim ve bu sefer gülümsemediler bile…İşte buna çok bozuldum.En azından pişkin pişkin güldüklerinde “belki de utandılar” diye yorum yapabiliyorum.Bunlar da duvar gibi bir surat,“ne diyor bu” edası, hiç olmadı…

Neyse arabanın plakasından Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden geldiklerini anladığım bir aile…

Sonra şunu düşündüm, kadının adı da çocukların varlığı da yoktu bu ailede ve benim gördüğüm çok küçük bir örnekti.Şimdi “niye şaşırıyor ve düşünüyorsun” diyebilirsiniz, ancak insan hep aynı çevrede kendi gibilerle yaşamaya başlayınca herkesin aynı olduğunu düşünüyor.

Yıllardır yazar çizer anlatır,elim yetiştiği kadar sosyal projelerde yer almaya çalışır.Derdim daha iyi bir toplum,aydınlanabilen anneler ve onların yetiştirdiği evlatlarla yaşanabilecek bir ülke… İyi de onlar bizleri okumuyor ki…Bir kez daha Prof.Dr.Türkan Saylan’ı saygıyla andım.

Ve Güneydoğu ve Doğu Anadolu kadın nüfusunu merak ettim şöyle bir araştırdım.Bu bölgelerde ortalama kaçak göçeklerde vardır mutlaka, 8 milyon kadın varmış.İç Anadolu’ya ya da diğer kırsal kesim bölgelerine bakmadım bile…

Sonra kendime şu soruyu sordum “biz neyin peşindeyiz”

Bu kadınlar sizce kendilerini yönetenlerin tercihlerini kendileri mi yapıyor? Kendi, hayatlarının tercihini bile yapamayan, yokmuş gibi davranılan, sadece soyu devam etsin diye habire erkek çocuğu doğurmaya çalışan bu kadınlarımız, ülkenin kaderini değiştirecek seçmen kitlesi değil mi? Ve bu insanların erkekleri “o saatte çıkmasaydı sokağa” diyecek kadar, ölmüşü suçlayacak zihniyete sahip olanlar değil mi?

 

Peki, ülkenin kaderini değiştirecek idareciler ve biz çokbilmişler ne yapıyoruz?

Kendimiz çalıp, kendimiz oynamıyor muyuz? Ancak kadınlarımızın bunlardan haberi var mı?

Bu ülkenin vatandaşı, herhangi bir rahatsızlığında fikir beyan etmekten çekinmeye başlamışken, mizahtan bile  korkar hale gelmişken,toplumun göz önünde olanlarını sindirme politikasına girmişken, 86 milyon nüfusluk ülkemde sadece Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi kadın nüfusu ortadayken, devletle hükümetkavramları birbirine hepten karışmışken,

Biz neyin peşindeyiz?

Ben peşinde olduğumun farkındayım… Bu vatan benim, namusum, evim, tek gerçeğim…

Hiçbir olay sonsuz değildir ve bu günlerinde iyi ya da kötü bir sonu gelecek, ancak kırsalda yaşayan kadınlarımızın uyanmaması için ellerinden gelenleri yapanlar için de biz çokbilmişler, artık söz de değil, özde bir şeyler yapmak zorundayız, çünkü vatan bizim ve içinde yaşayan her birey görünürlüğü hak ediyor. Kadın karanlıktan, esaretten kurtulmaya başladığı zaman, vatan çiçek bahçesine dönecek ki karanlıkta yaşamaya çalışmaları kadınlarımızın suçu asla değil. Seçtiklerimiz, aydınlık yüzden değil, karanlıkta onlara gösterilen doğru bildikleri, yanlışlardan korksunlar… Çünkü bir gün gelecek, karanlığın içinde büyütülen bu çocuklar vatan için asıl tehlike durumuna gelecek…

Bizi yönetenler, şöyle bir hayal kurun; vatandaş, refah içinde, herkes belirli eğitimleri geçmiş ve suç oranı düşmüş, hapishaneler bir bir kapanmaya başlamış, terör denen illet bitmiş,  halk mutlu, kargaşa yok, isteyen istediği gibi eleştiriyor ve yaşıyor… Allah’ınızı severseniz böyle bir ülkeyi yönetmek istemez misiniz?

Öyleyse, biz neyin peşindeyiz? Ben gayet iyi biliyorum ya siz?

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.