Bir film şeridi denize battı, insanlığın vicdanı su yüzüne çıktı.
Dostlar; Bazen bir afiş yalnızca bir afiş değildir.
Bir kentin kültürünü, sanatını, hatta insanlığın geleceğine ilişkin kaygılarını tek bir görüntünün içine sığdırabilir.
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin afişine baktığımda ben tam da bunu görüyorum. Denizin mavi sularına doğru uzanan bir film şeridi.
Suyun altında plastik şişeler, poşetler, atıklar.
Bir tarafta sinema; diğer tarafta insanlığın ürettiği ve doğaya bıraktığı plastik atıkların sessiz çığlığı. Bu nedenle bana göre bu afiş, festivalin görsel kimliğinin ötesinde, çevre bilinci üzerine kurulmuş güçlü bir toplumsal mesajdır.
Emeği geçenleri kutlamak gerekir.
Çünkü sanatın en önemli görevlerinden biri de insanın görmediğini göstermek, alıştığı görüntüyü yeniden düşündürmek ve bazen de vicdanına dokunmaktır.
DENİZE ATILAN PLASTİK, DENİZDE KALMIYOR
Bilim insanlarının yıllardır dikkat çektiği temel gerçek şu: Plastik doğaya bırakıldığında ortadan kaybolmuyor.
Güneş ışığı, dalga, sıcaklık ve fiziksel aşınmayla daha küçük parçalara ayrılabiliyor. Bu parçaların bir bölümü mikroplastiklere, yani 5 milimetreden küçük plastik parçacıklara dönüşüyor. İşte mesele tam burada başlıyor.
Çünkü gözümüzün gördüğü plastik poşet veya pet şişe, zaman içinde gözümüzün göremediği bir çevre problemine dönüşebiliyor.
Mikroplastikler denizlerde olduğu kadar tatlı su sistemlerinde de bulunabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, mikroplastiklerin deniz suyu, atık su, tatlı su, gıda, hava ve içme suyunda tespit edildiğini belirtiyor.
Yani mesele yalnızca “Denizimiz kirleniyor” meselesi değil.
Mesele; ırmak, göl, baraj, sulak alan, tarım toprağı, kıyı ve nihayetinde insan yaşamı arasındaki büyük ekolojik zincirdir.
PLASTİK ŞİŞE DENİZE DEĞİL, GELECEĞE ATILIYOR
Bir plastik şişeyi Seyhan Nehri'ne atan insan belki o anda yalnızca elindeki çöpü uzaklaştırdığını düşünüyor olabilir.
Ama doğa açısından o çöp hiçbir yere gitmiyor.
Sadece bizden uzaklaşıyor. Nehir onu taşıyor. Yağmur başka bir yere sürüklüyor. Rüzgâr başka bir yere savuruyor.
Akıntı denize ulaştırıyor.
Zaman ise büyük parçayı küçük parçalara ayırıyor.
Bilimsel olarak denizlerdeki plastik atıkların canlılara dolaşma, yutulma ve habitatlara zarar verme gibi etkileri belgelenmiş durumda. NOAA, plastik atıkların çok sayıda deniz canlısı tarafından yutulabildiğini; bazı canlıların plastikleri besin zannedebildiğini ve atıkların habitatları fiziksel olarak da zarar verebildiğini belirtiyor.
Demek ki çöpü suya atmak, çöpü ortadan kaldırmak değildir. Sadece sorumluluğu suyun akıntısına teslim etmektir.
İNSAN HAYATINDAN PLASTİĞİ BİR ANDA ÇIKARAMAYIZ AMA
Burada bilimsel gerçekçilik de gerekiyor.
Plastik bugün tıptan gıdaya, ulaşımdan teknolojiye kadar hayatımızın çok önemli bir bölümünde kullanılıyor.
Dolayısıyla mesele,
“Plastiği bir gecede hayatımızdan tamamen çıkaralım.” demekten çok daha kapsamlıdır.
Asıl mesele; gereksiz plastik kullanımını azaltmak, yeniden kullanım ve geri dönüşümü artırmak, atıkların doğaya kaçmasını önlemek ve üretimden tüketime kadar bütün sistemi değiştirmektir.
Çünkü plastik atıkla mücadele yalnızca vatandaşın omzuna bırakılabilecek kadar küçük bir mesele değildir.
Üretici, Yerel yönetim,
Kamu, İşletmeler,
Tüketici, Eğitim kurumları,
Hepsi bu zincirin bir parçasıdır.
BİR AFİŞ BAZEN BİR DERS KİTABINDAN DAHA ÇOK ŞEY ANLATIR
Altın Koza'nın afişindeki film şeridinin denize doğru uzanması bana göre çok anlamlı. Çünkü film, insanlığın hafızasıdır.
Kamera görür. Kayıt altına alır. Unutulmasını engeller.
Bu afiş de adeta şöyle söylüyor:
“Denizin altına attıklarımızı da artık gör.”
Belki yıllardır sahillerde plastikleri görüyoruz ama görmeye alıştığımız için fark etmiyoruz. İşte sanat burada devreye giriyor.
Sanat, alışkanlıklarımızı sarsıyor. Sinema ise bunu milyonlarca insana ulaştırabilecek güçlü bir anlatım dili. Bu nedenle Altın Koza'nın çevre duyarlılığını afiş üzerinden görünür kılması, festivalin kültürel kimliği içerisinde ayrıca okunması gereken bir mesajdır.
DENİZLERİMİZ, GÖLLERİMİZ VE IRMAKLARIMIZ ÇÖP KUTUSU DEĞİLDİR
Adana açısından bakarsak mesele daha da anlamlı. Seyhan Nehri,
Seyhan Baraj Gölü.
Çatalan, Karataş, Yumurtalık, Akdeniz.
Bu coğrafya bize yalnızca su vermiyor. Tarım veriyor, balıkçılık veriyor, yaşam veriyor, iklimi düzenleyen ekosistemler sunuyor, kuşlara ve diğer canlılara yaşam alanı sağlıyor.
Dolayısıyla suya attığımız her atık, aslında yaşamın içine bıraktığımız bir izdir.
Kötü izi geleceğe bırakmayalım.
