REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

ÇATALAN YOLUNDA BİR ADANA DELİKANLISI: TURAÇ..!

Bazen insanın hayatında öyle anlar vardır ki, saatlerce sürmez, dakikalarca bile devam etmez. Birkaç saniyenin içine sığar koskoca bir hikâye. İşte benim Çatalan yolunda yaşadığım Turaç karşılaşması da böyle bir andı. O gün yine Çatalan taraflarına doğru yol alıyorduk. Çukurova’nın kendine has sıcaklığı, yolun iki yanına serilmiş toprak kokusu, uzaklarda uzanan sazlıklar ve gökyüzünün o kendine özgü maviliği eşlik ediyordu bize. Adana’nın şehir kalabalığından biraz uzaklaşıp Çatalan’a doğru ilerlerken, insanın ruhu da sanki asfaltın üzerinde değil, Çukurova’nın uçsuz bucaksız topraklarında yolculuk yapıyordu. Tam da o sırada.Asfaltın üzerinde bir canlı belirdi. Önce uzaktan ne olduğunu tam anlayamadım. Aracımız ilerledikçe silueti belirginleşti. Bir kuştu ama sıradan bir kuş değildi. Dimdik duruşu, endamı, başını kaldırışı ve etrafını süzüşüyle adeta bulunduğu yolun sahibi gibiydi.Yaklaştıkça tanıdım. Turaç! Çukurova’nın yerli delikanlısı. Sanki doğa, bütün güzelliğini onun üzerinde toplamış; sonra da “Haydi bakalım, bugün sen sahneye çık” diyerek onu asfaltın ortasına göndermişti.O an içimden gülümsedim.Ne güzel bir görüntüydü. Turaç, asfaltın üzerinde öylece duruyor; başını bir sağa, bir sola çevirerek etrafını inceliyordu. Gelen geçen araçlara biraz şaşkın, biraz meraklı bakıyordu. Sanki kendi dünyasından çıkıp insanların dünyasına kısa süreliğine misafir olmuştu. Ben de onu seyrederken, yıllardır tanıdığım bir Adana delikanlısıyla karşılaşmışım gibi hissettim. Yağız, Dik, Kendinden emin, Bir o kadar da zarif. Hani bizim Çukurova delikanlıları vardır ya; yürürken omuzları dik, başları yukarıda, bakışları çevresini kolaçan eder. İşte Turaç da öyle duruyordu. “Ben buradayım” der gibiydi. Ne bir telaşı vardı ne de bir korkusu. Sanki asfalt onun için hazırlanmış bir sahneydi. Doğanın Çukurova bölümünde perde açılmış, başrol oyuncusu da Turaç olmuştu.Biz ise arabamızın içinden bu güzel gösteriyi seyreden seyircilerdik. Aracımız Turaç’ın yanından geçerken ister istemez gözlerimi ondan ayıramadım. Bir an için “Acaba birazdan ne yapacak?” diye düşündüm.Çünkü onun asıl dünyasının asfalt olmadığını biliyordum. Onun dünyası sazlıklar, sulak alanlar, otlar, toprak ve Çukurova’nın bereketli doğasıydı. Belki biraz sonra kanatlarını açacak, havalanacak, Çatalan’ın sulak alanlarına doğru süzülecek ve sazlıkların arasında kendisine güzel bir sofra kuracaktı.Belki de günün yorgunluğunu orada atacak, doğanın sunduğu nimetlerden karnını doyuracaktı. Kim bilir..? Hayatın güzelliği de biraz burada değil mi zaten..? Her karşılaşmanın sonunu bilmiyoruz. Kiminle nerede karşılaşacağımızı, kimin hayatımıza birkaç saniyeliğine girip bir hatıra bırakacağını bilmiyoruz. O gün de Turaç benim hayatıma yalnızca birkaç dakikalığına girdi. Ama geride uzun uzun anlatılacak bir hikâye bıraktı. Araç ilerledi. Ben ise dönüp arkasından baktım. İşte o an çok daha güzel bir şey oldu.Turaç da arkasından bakıyordu. Sanki bizimle vedalaşıyordu. Dikiz aynasına yansıyan görüntüsünde öyle bir hâl vardı ki, insanın gönlüne dokunuyordu.Bana mı öyle geldi, bilmiyorum… Ama sanki yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Sanki: “Eyvallah Remzi abi , Yolunuz açık olsun.” der gibiydi. Ama içimde bir başka düşünce daha vardı. Sevgili Turaç, Sen bu toprakların evladısın. Sen Çukurova’nın sesisin. Sen sazlıkların, sulak alanların, tarlaların, kırların ve Toroslar’dan süzülüp gelen rüzgârın misafirisin. Ne olur seni eli av tüfeği taşıyan bir avcı görmesin. Ne olur senin o güzel endamına göz diken olmasın. Ne olur insan, kendi eliyle yarattığı güzelliği yine kendi eliyle yok etmesin. Çünkü bu dünya yalnızca bizim değil. Gökyüzünde uçan kuşun da hakkı var. Sazlıkta saklanan canlının da. Tarlada yürüyen böceğin de.Ağaçta yuva kuran kuşun da.Çukurova’nın bereketli toprağında yaşayan her canlının da.Biz insanoğlu bazen kendimizi dünyanın sahibi sanıyoruz. Oysa değiliz..! Biz sadece bu büyük hayatın misafirleriyiz. Tıpkı Turaç gibi. Bizimki de böyle bir mutluluktu. Kısacık, Sessiz, Ama çok gerçek. Eyvallah Turaç, Yine görüşmek dileğiyle, sevgili Çukurova delikanlısı.
Ekleme Tarihi: 17 Eylül 2026 -Perşembe

ÇATALAN YOLUNDA BİR ADANA DELİKANLISI: TURAÇ..!

Bazen insanın hayatında öyle anlar vardır ki, saatlerce sürmez, dakikalarca bile devam etmez. Birkaç saniyenin içine sığar koskoca bir hikâye.

İşte benim Çatalan yolunda yaşadığım Turaç karşılaşması da böyle bir andı.

O gün yine Çatalan taraflarına doğru yol alıyorduk. Çukurova’nın kendine has sıcaklığı, yolun iki yanına serilmiş toprak kokusu, uzaklarda uzanan sazlıklar ve gökyüzünün o kendine özgü maviliği eşlik ediyordu bize. Adana’nın şehir kalabalığından biraz uzaklaşıp Çatalan’a doğru ilerlerken, insanın ruhu da sanki asfaltın üzerinde değil, Çukurova’nın uçsuz bucaksız topraklarında yolculuk yapıyordu.

Tam da o sırada.Asfaltın üzerinde bir canlı belirdi.

Önce uzaktan ne olduğunu tam anlayamadım. Aracımız ilerledikçe silueti belirginleşti. Bir kuştu ama sıradan bir kuş değildi. Dimdik duruşu, endamı, başını kaldırışı ve etrafını süzüşüyle adeta bulunduğu yolun sahibi gibiydi.Yaklaştıkça tanıdım.

Turaç!

Çukurova’nın yerli delikanlısı.

Sanki doğa, bütün güzelliğini onun üzerinde toplamış; sonra da “Haydi bakalım, bugün sen sahneye çık” diyerek onu asfaltın ortasına göndermişti.O an içimden gülümsedim.Ne güzel bir görüntüydü.

Turaç, asfaltın üzerinde öylece duruyor; başını bir sağa, bir sola çevirerek etrafını inceliyordu. Gelen geçen araçlara biraz şaşkın, biraz meraklı bakıyordu. Sanki kendi dünyasından çıkıp insanların dünyasına kısa süreliğine misafir olmuştu.

Ben de onu seyrederken, yıllardır tanıdığım bir Adana delikanlısıyla karşılaşmışım gibi hissettim.

Yağız,

Dik,

Kendinden emin,

Bir o kadar da zarif.

Hani bizim Çukurova delikanlıları vardır ya; yürürken omuzları dik, başları yukarıda, bakışları çevresini kolaçan eder. İşte Turaç da öyle duruyordu. “Ben buradayım” der gibiydi.

Ne bir telaşı vardı ne de bir korkusu.

Sanki asfalt onun için hazırlanmış bir sahneydi.

Doğanın Çukurova bölümünde perde açılmış, başrol oyuncusu da Turaç olmuştu.Biz ise arabamızın içinden bu güzel gösteriyi seyreden seyircilerdik.

Aracımız Turaç’ın yanından geçerken ister istemez gözlerimi ondan ayıramadım. Bir an için “Acaba birazdan ne yapacak?” diye düşündüm.Çünkü onun asıl dünyasının asfalt olmadığını biliyordum.

Onun dünyası sazlıklar, sulak alanlar, otlar, toprak ve Çukurova’nın bereketli doğasıydı.

Belki biraz sonra kanatlarını açacak, havalanacak, Çatalan’ın sulak alanlarına doğru süzülecek ve sazlıkların arasında kendisine güzel bir sofra kuracaktı.Belki de günün yorgunluğunu orada atacak, doğanın sunduğu nimetlerden karnını doyuracaktı.

Kim bilir..? Hayatın güzelliği de biraz burada değil mi zaten..? Her karşılaşmanın sonunu bilmiyoruz.

Kiminle nerede karşılaşacağımızı, kimin hayatımıza birkaç saniyeliğine girip bir hatıra bırakacağını bilmiyoruz.

O gün de Turaç benim hayatıma yalnızca birkaç dakikalığına girdi.

Ama geride uzun uzun anlatılacak bir hikâye bıraktı.

Araç ilerledi. Ben ise dönüp arkasından baktım.

İşte o an çok daha güzel bir şey oldu.Turaç da arkasından bakıyordu. Sanki bizimle vedalaşıyordu.

Dikiz aynasına yansıyan görüntüsünde öyle bir hâl vardı ki, insanın gönlüne dokunuyordu.Bana mı öyle geldi, bilmiyorum…

Ama sanki yüzünde hafif bir tebessüm vardı.

Sanki: “Eyvallah Remzi abi , Yolunuz açık olsun.”

der gibiydi.

Ama içimde bir başka düşünce daha vardı.

Sevgili Turaç,

Sen bu toprakların evladısın.

Sen Çukurova’nın sesisin.

Sen sazlıkların, sulak alanların, tarlaların, kırların ve Toroslar’dan süzülüp gelen rüzgârın misafirisin.

Ne olur seni eli av tüfeği taşıyan bir avcı görmesin.

Ne olur senin o güzel endamına göz diken olmasın.

Ne olur insan, kendi eliyle yarattığı güzelliği yine kendi eliyle yok etmesin.

Çünkü bu dünya yalnızca bizim değil. Gökyüzünde uçan kuşun da hakkı var.

Sazlıkta saklanan canlının da. Tarlada yürüyen böceğin de.Ağaçta yuva kuran kuşun da.Çukurova’nın bereketli toprağında yaşayan her canlının da.Biz insanoğlu bazen kendimizi dünyanın sahibi sanıyoruz.

Oysa değiliz..!

Biz sadece bu büyük hayatın misafirleriyiz.

Tıpkı Turaç gibi.

Bizimki de böyle bir mutluluktu.

Kısacık, Sessiz, Ama çok gerçek.

Eyvallah Turaç,

Yine görüşmek dileğiyle, sevgili Çukurova delikanlısı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.