Pamuk neden ekilmiyor? Sorunun cevabı yalnızca çiftçide değil; suyun hesabında, maliyetin matematiğinde ve tarım politikalarının geleceğinde saklı.Bir zamanlar Adana denildiğinde akla gelen ilk görüntülerden biri, uçsuz bucaksız pamuk tarlalarıydı.
Çukurova’nın bereketli topraklarında beyaz bir deniz gibi uzanan pamuk, yalnızca bir tarım ürünü değildi. Fabrikayı çalıştırıyor, işçiye ekmek veriyor, çırçır işletmelerini ayakta tutuyor, tekstil sanayisine hammadde sağlıyor; pamuğun çekirdeği yağ sanayisine, küspesi hayvancılığa gidiyordu. Bu nedenle ona boşuna “Beyaz altın” denilmedi.
Fakat bugün Adana’nın pamuk haritasına baktığımızda başka bir gerçekle karşılaşıyoruz.2025 yılında Adana’da yaklaşık 124 bin 500 dönüm alanda pamuk ekildi. Oysa 2018 yılında bu rakam yaklaşık 455 bin dönümdü. Yani yedi yıl içerisinde ekim alanı yaklaşık yüzde 73 oranında küçüldü.
Peki, ne oldu?
Pamuk toprağı mı sevmez oldu?
Hayır.
Çukurova toprağı mı verimsizleşti?
Hayır.
Çiftçi pamuk yetiştirmeyi mi unuttu?
Kesinlikle hayır.
Asıl mesele, pamuğun çiftçi açısından ekonomik ve ekolojik denklemde eski avantajını kaybetmesidir.
ÇİFTÇİ DUYGUSAL DEĞİL, HESAPLI DAVRANIYOR
Tarımda romantizm vardır ama üretim hesabı romantizmle yapılmaz.Çiftçi tarlasına hangi ürünü ekeceğine karar verirken;su maliyetine, mazota, gübreye, ilaca, tohuma, işçiliğe, makine giderine, kira bedeline, verime ve ürünün satış fiyatına bakar.Sonra hesap yapar.Pamukta üretim maliyetleri yükselirken ürün fiyatının üreticiyi yeterince tatmin etmemesi, çiftçinin başka ürünlere yönelmesine neden oldu.Nitekim Çukurova'da pamuk alanlarının azalmasında yüksek üretim maliyetleri ve özellikle mısır başta olmak üzere alternatif ürünlerin ekonomik cazibesinin etkili olduğu uzun yıllardır belirtiliyor.Dolayısıyla “Çiftçi neden pamuk ekmiyor?” sorusunu sorarken önce şu soruyu sormalıyız:
Çiftçi pamuk ektiğinde emeğinin karşılığını alabiliyor mu?
MISIR PAMUĞUN RAKİBİ Mİ OLDU?
Çukurova'daki ürün deseninin değişmesinde mısırın önemli bir yeri var.
Pamuk ile mısır aynı tarlanın ekonomik alternatifleri haline geldiğinde çiftçi doğal olarak daha öngörülebilir gördüğü ürüne yöneliyor.Burada bilimsel açıdan önemli bir nokta var:
Bir ürünün üretim alanının azalması, o ürünün tarımsal olarak başarısız olduğu anlamına gelmez. Bazen ürün başarılıdır ama ekonomik rekabet gücünü kaybetmiştir.Adana’da da yaşanan büyük ölçüde budur.Pamuk hâlâ Çukurova iklimine uygun bir üründür. Türkiye’de pamuk veriminin dünya ortalamasının üzerinde olması da Türkiye'nin ekolojik avantajını göstermektedir. Sorun tarlanın pamuk yetiştirmemesi değil; pamuğun çiftçinin ekonomik denkleminde yeterince güçlü olamamasıdır.
SU: GELECEĞİN EN BÜYÜK SORUSU
Şimdi meselenin başka ve daha önemli tarafına gelelim: Su.İklim değişikliğiyle birlikte Çukurova’da tarımsal üretimin geleceğini belirleyecek temel unsurlardan biri su olacaktır.Kuraklık yalnızca verimi düşürmez.Sulama maliyetini artırır.Üretim riskini büyütür.Çiftçinin gelecek yıl hangi ürünü ekeceğine ilişkin kararını değiştirir. 2025 sezonunda Adana’da kuraklığın pamuk verimini de olumsuz etkilediği, dönüm başına verimin yaklaşık 350-400 kilogram seviyesinde beklendiği bildirildi.
Bu bize önemli bir şey söylüyor:
Geleceğin tarım politikası yalnızca “hangi ürünü ne kadar ekeceğiz?” sorusuna değil, “hangi ürünü ne kadar suyla üreteceğiz?” sorusuna da cevap vermek zorundadır.
TOPRAĞI DA KONUŞMALIYIZ
Pamuk meselesinin yalnızca fiyat ve destekleme üzerinden tartışılması da eksik olur.Toprak sağlığı da üretimin geleceğinde belirleyicidir.Uzun yıllar aynı ürünün yetiştirilmesi, yanlış sulama, aşırı kimyasal kullanımı ve yeterli ekim nöbetinin uygulanmaması; toprak yapısı, organik madde ve zararlı organizmalar açısından sorunlar yaratabilir.Tarım araştırmalarında Çukurova'daki pamuk alanlarının daralmasının nedenleri arasında yüksek üretim maliyetlerinin yanı sıra aşırı kimyasal kullanım ve ekim nöbeti sorunlarına bağlı ekolojik problemler de gösterilmiştir.
Demek ki çözüm yalnızca:
“Pamuğu yeniden ekelim.”
olmamalıdır.
Doğru soru şudur:
“Pamuğu toprağı, suyu ve çiftçiyi koruyarak nasıl yeniden güçlendirebiliriz?”
BEYAZ ALTININ SANAYİ BOYUTU UNUTULMAMALI
Pamuk yalnızca tarlada kalan bir ürün değildir.Lifi tekstile, çekirdeği yağ sanayisine,küspesi hayvancılığa, atıkları ise çeşitli sanayi alanlarına gider.Bu nedenle pamuk üretimindeki düşüş, yalnızca çiftçiyi ilgilendiren bir mesele değildir.Adana'nın sanayi politikasını da ilgilendirir.Çukurova'da pamuk üretiminin geçmişte Türkiye ekonomisindeki ağırlığı çok daha büyüktü. Tarihsel olarak Türkiye pamuk üretiminin önemli bölümü Çukurova'dan karşılanırken, zaman içerisinde özellikle Güneydoğu Anadolu'daki sulama yatırımlarının etkisiyle üretim coğrafyası değişti.
Bugün Güneydoğu Anadolu'nun pamuk üretimindeki ağırlığı artarken, Adana eski lider konumunu kaybetti.Bu bir tarımsal rekabet meselesidir.Ama aynı zamanda bir sanayi ve milli üretim meselesidir.
PEKİ PAMUK YENİDEN ADANA’NIN BEYAZ ALTINI OLABİLİR Mİ?
Benim cevabım:
Evet, olabilir.Ama eski yöntemlerle değil.Bunun için beş temel başlık birlikte ele alınmalıdır:
1. Su yönetimi:
Basınçlı sulama, damla sulama ve su tasarrufu sağlayan sistemler yaygınlaştırılmalıdır.
2. Verimlilik:
Dekar başına verimi artıran, bölgeye uygun ve kaliteli çeşitlerin kullanımı teşvik edilmelidir.
3. Çiftçinin ekonomik güvenliği:
Destekleme politikası yalnızca ekim alanını artırmaya değil, üreticinin sürdürülebilir gelir elde etmesine odaklanmalıdır.
4. Toprak sağlığı:
Ekim nöbeti, organik madde yönetimi ve bilinçli gübreleme yaygınlaştırılmalıdır.
5. Sanayi entegrasyonu:
Çiftçi, çırçır işletmesi, kooperatif, tekstil sanayisi ve ihracatçı aynı zincirin parçaları olarak değerlendirilmelidir.Çünkü pamuk yalnızca tarlada yetişmez.Pamuk; tarladan fabrikaya, fabrikadan ihracata kadar uzanan bir ekonomik zincirdir.
ADANA’NIN BEYAZ ALTINI SADECE PAMUK DEĞİL, STRATEJİDİR
Adana'nın pamukla ilişkisi bir nostalji değildir.“Eskiden pamuk vardı” deyip geçilecek kadar basit hiç değildir.Türkiye tekstil sektörünün hammadde ihtiyacı, dışa bağımlılık, tarımsal istihdam, kırsal kalkınma, su kaynaklarının yönetimi ve sanayi politikası birlikte düşünüldüğünde pamuk stratejik bir üründür.Bugün Türkiye'nin pamuk üretiminde önemli bir açığı bulunuyor ve ülke pamuk ihtiyacının bir bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor.O halde mesele yalnızca Adana'nın kaç dönüm pamuk ektiği değildir.
Asıl mesele şudur:
Kendi toprağımızda yetiştirebileceğimiz stratejik bir ürünü neden başka ülkelerin tarlalarından satın almak zorunda kalıyoruz?
NİHAYETİNDE;
Çukurova'nın toprağı hâlâ bereketli. Güneşi hâlâ aynı güneş. Seyhan hâlâ akıyor.Ceyhan hâlâ akıyor.Çiftçi hâlâ üretmek istiyor.Fakat tarımın matematiği değişti. Bugün çiftçiye sadece “Pamuk ek” demek yetmez.
Ona;
“Ektiğin pamuk sana kazandıracak, suyun yetiyor olacak, toprağın korunacak ve yarın ne kazanacağını bileceksin.” diyebilmek gerekir.
İşte o zaman Çukurova'nın beyazı yeniden tarlalara yayılır.Çünkü Adana'nın beyaz altını toprağı terk etmedi; biz onun ekonomik ve bilimsel değerini yeniden doğru kurmak zorundayız.Beyaz altını yeniden parlatmanın yolu nostaljiden değil, bilimden geçiyor.
