REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

İKİ SOFRA ARASINDA TÜRKİYE

Meclis'te 66 liraya kavurma, vatandaşın mutfağında hesap makinesi..! Bir ülkede aynı gün iki ayrı sofra kuruluyorsa, o sofralara biraz daha dikkatli bakmak gerekir. Bir tarafta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin lokantası. Diğer tarafta evinin mutfağında tencere kaynatmaya çalışan vatandaş. Son günlerde TBMM Lokantası'na ait olduğu belirtilen fiyat listesi kamuoyunun gündemine geldi. Listede küçük kutu ayran 6 lira. Mantar çorbası 12 lira. Cacık 12 lira. Karışık meyve 30 lira. Pilavlı dana sac kavurma 66 lira. Ton balıklı salata ise 70 lira. Bu rakamları gören vatandaşın ilk tepkisi doğal olarak şu oluyor: “Bu fiyatlarla biz de yemek yemek isteriz!” Çünkü aynı vatandaş pazara gittiğinde başka bir hesapla karşılaşıyor. Domatesin, biberin, patatesin, soğanın, peynirin, yumurtanın, etin fiyatını tek tek hesaplıyor. Poşete her ürün girdiğinde hesap makinesine bir rakam daha yazıyor. Sonra kasaya geldiğinde, pazara giderken cebinde taşıdığı paranın yetmediğini görüyor. İşte asıl mesele burada başlıyor. MECLİS'TE 66 LİRA, EVDE KAÇ LİRA? Pilavlı dana sac kavurma Meclis lokantasında 66 lira olarak gündeme geliyor. Vatandaş ise aynı etin kilosunu almak için pazarda, kasapta veya markette çok daha yüksek bir bedelle karşı karşıya. Üstelik vatandaş yalnızca eti almıyor. Yanına pirinç koyacak. Soğan alacak. Domates alacak. Biber alacak. Yağ alacak. Ekmek alacak. Belki yoğurt alacak. Sonra elektrik, doğalgaz, kira, ulaşım, okul masrafı. Yani vatandaşın mutfağında 66 liralık bir kavurma tek başına yemek değildir. O 66 liralık yemeğin eve gelmesi için arkasında kocaman bir ekonomik hayat vardır. ASIL HESAP KASADA DEĞİL, MUTFAKTA Türk-İş'in Haziran 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için aylık gıda harcaması 35.759 lira. Yoksulluk sınırı ise 116.478 lira olarak hesaplandı. Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Mesele yalnızca bir tabak yemeğin kaç lira olduğu değildir. Mesele, o tabağın eve giren gelir karşısındaki ağırlığıdır. Vatandaşın cebindeki para aynı kalırken mutfaktaki fiyatlar yükseliyorsa, sofradaki tabak küçülür. Et azalır. Peynir azalır. Meyve azalır. Sebze seçilerek alınır. Sonunda vatandaşın alışveriş listesi değil, ihtiyaçları küçülmeye başlar. 6 LİRALIK AYRANIN ÖTESİNDEKİ GERÇEK Meclis lokantasında ayranın 6 lira olması tek başına ekonomik bir sorun değildir. Hatta tam tersine, herkes uygun fiyata kaliteli yemek yiyebilse bundan memnuniyet duyarız. Milletvekilinin de uygun fiyatlı yemek yemesi elbette vatandaşın düşmanı değildir. Asıl soru şudur: Bu ülkenin vatandaşı neden aynı ekonomik rahatlığa ulaşamıyor? Neden emekli pazara giderken üç kere düşünüyor? Neden asgari ücretli etiketlere bakarken sepetine koyacağı ürünü seçmek zorunda kalıyor? Neden anne, çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını hesaplarken fiyatları tek tek topluyor? İşte tartışılması gereken yer burasıdır. BİR TENCERE, BİR ÜLKENİN EKONOMİK RÖNTGENİDİR Ben ekonomiyi bazen rakamlardan daha iyi bir tencerenin anlattığını düşünüyorum. Tencerenin içinde et varsa ekonomik durum başka. Et yerine patates çoğalıyorsa başka. Tencere sadece makarna kaynatıyorsa başka. Tencere daha az kaynıyorsa, evin ekonomisi alarm veriyor demektir. Çünkü mutfak, ekonominin en dürüst aynasıdır. Orada siyasi slogan yoktur. Orada propaganda yoktur. Orada vatandaşın gerçek hayatı vardır. Bir anne, pazardan aldığı sebzeleri mutfak tezgâhına koyduğunda ülkenin ekonomik tablosunu görür. Bir baba, maaşının yarısı kiraya gittiğinde ekonominin neresinde olduğunu anlar. Bir emekli, markette peynirin fiyatına bakıp almaktan vazgeçtiğinde enflasyonun ne olduğunu hisseder. MECLİS'İN SOFRASI DA VATANDAŞIN SOFRASI DA AYNI ÜLKENİN SOFRASIDIR Burada kimseyi hedef göstermek istemiyorum. Meclis lokantasında yemeklerin uygun fiyatlı olması tek başına yanlış değildir. Yanlış olan, vatandaşın aynı ülkede alım gücüyle mücadele etmek zorunda bırakılmasıdır. Milletin Meclisi ile milletin mutfağı arasında ekonomik bir uçurum oluşuyorsa, o uçurumu konuşmak hepimizin görevidir. Çünkü milletvekili de bu milletin temsilcisidir. Vatandaşın pazardaki hesabını bilmelidir. Emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğini bilmelidir. Asgari ücretlinin çocuğuna et alırken nasıl düşündüğünü bilmelidir. Nihayetinde; Bir tarafta 6 liralık ayran. Diğer tarafta pazarda ayranın, ekmeğin, peynirin, etin, sebzenin toplam hesabını yapan milyonlar.Bir tarafta 66 liralık pilavlı dana sac kavurma. Diğer tarafta ay sonunda “Bu ay eti nasıl alacağız?” diye düşünen aileler. Mesele kavurmanın 66 lira olması değildir. Mesele, vatandaşın 66 lirayı hangi şartlarda kazandığıdır. Çünkü sofradaki fiyat kadar önemli olan, o sofraya oturan insanın alım gücüdür. Türkiye'nin artık sadece fiyatları değil, fiyatlar karşısında vatandaşın satın alma gücünü konuşması gerekiyor. Çünkü tencere kaynıyorsa hayat vardır. Ama tencere boş kalıyorsa. Ekonominin rakamlarından önce mutfağın sesini dinlemek gerekir.
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı

İKİ SOFRA ARASINDA TÜRKİYE

Meclis'te 66 liraya kavurma, vatandaşın mutfağında hesap makinesi..!

Bir ülkede aynı gün iki ayrı sofra kuruluyorsa, o sofralara biraz daha dikkatli bakmak gerekir.

Bir tarafta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin lokantası.

Diğer tarafta evinin mutfağında tencere kaynatmaya çalışan vatandaş.

Son günlerde TBMM Lokantası'na ait olduğu belirtilen fiyat listesi kamuoyunun gündemine geldi.

Listede küçük kutu ayran 6 lira.

Mantar çorbası 12 lira.

Cacık 12 lira.

Karışık meyve 30 lira.

Pilavlı dana sac kavurma 66 lira.

Ton balıklı salata ise 70 lira.

Bu rakamları gören vatandaşın ilk tepkisi doğal olarak şu oluyor:

“Bu fiyatlarla biz de yemek yemek isteriz!”

Çünkü aynı vatandaş pazara gittiğinde başka bir hesapla karşılaşıyor.

Domatesin, biberin, patatesin, soğanın, peynirin, yumurtanın, etin fiyatını tek tek hesaplıyor.

Poşete her ürün girdiğinde hesap makinesine bir rakam daha yazıyor.

Sonra kasaya geldiğinde, pazara giderken cebinde taşıdığı paranın yetmediğini görüyor.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

MECLİS'TE 66 LİRA, EVDE KAÇ LİRA?

Pilavlı dana sac kavurma Meclis lokantasında 66 lira olarak gündeme geliyor.

Vatandaş ise aynı etin kilosunu almak için pazarda, kasapta veya markette çok daha yüksek bir bedelle karşı karşıya.

Üstelik vatandaş yalnızca eti almıyor.

Yanına pirinç koyacak.

Soğan alacak.

Domates alacak.

Biber alacak.

Yağ alacak.

Ekmek alacak.

Belki yoğurt alacak.

Sonra elektrik, doğalgaz, kira, ulaşım, okul masrafı.

Yani vatandaşın mutfağında 66 liralık bir kavurma tek başına yemek değildir.

O 66 liralık yemeğin eve gelmesi için arkasında kocaman bir ekonomik hayat vardır.

ASIL HESAP KASADA DEĞİL, MUTFAKTA

Türk-İş'in Haziran 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için aylık gıda harcaması 35.759 lira.

Yoksulluk sınırı ise 116.478 lira olarak hesaplandı.

Bu rakamlar bize şunu söylüyor:

Mesele yalnızca bir tabak yemeğin kaç lira olduğu değildir.

Mesele, o tabağın eve giren gelir karşısındaki ağırlığıdır.

Vatandaşın cebindeki para aynı kalırken mutfaktaki fiyatlar yükseliyorsa, sofradaki tabak küçülür.

Et azalır.

Peynir azalır.

Meyve azalır.

Sebze seçilerek alınır.

Sonunda vatandaşın alışveriş listesi değil, ihtiyaçları küçülmeye başlar.

6 LİRALIK AYRANIN ÖTESİNDEKİ GERÇEK

Meclis lokantasında ayranın 6 lira olması tek başına ekonomik bir sorun değildir.

Hatta tam tersine, herkes uygun fiyata kaliteli yemek yiyebilse bundan memnuniyet duyarız.

Milletvekilinin de uygun fiyatlı yemek yemesi elbette vatandaşın düşmanı değildir.

Asıl soru şudur:

Bu ülkenin vatandaşı neden aynı ekonomik rahatlığa ulaşamıyor?

Neden emekli pazara giderken üç kere düşünüyor?

Neden asgari ücretli etiketlere bakarken sepetine koyacağı ürünü seçmek zorunda kalıyor?

Neden anne, çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını hesaplarken fiyatları tek tek topluyor?

İşte tartışılması gereken yer burasıdır.

BİR TENCERE, BİR ÜLKENİN EKONOMİK RÖNTGENİDİR

Ben ekonomiyi bazen rakamlardan daha iyi bir tencerenin anlattığını düşünüyorum.

Tencerenin içinde et varsa ekonomik durum başka.

Et yerine patates çoğalıyorsa başka.

Tencere sadece makarna kaynatıyorsa başka.

Tencere daha az kaynıyorsa, evin ekonomisi alarm veriyor demektir.

Çünkü mutfak, ekonominin en dürüst aynasıdır.

Orada siyasi slogan yoktur.

Orada propaganda yoktur.

Orada vatandaşın gerçek hayatı vardır.

Bir anne, pazardan aldığı sebzeleri mutfak tezgâhına koyduğunda ülkenin ekonomik tablosunu görür.

Bir baba, maaşının yarısı kiraya gittiğinde ekonominin neresinde olduğunu anlar.

Bir emekli, markette peynirin fiyatına bakıp almaktan vazgeçtiğinde enflasyonun ne olduğunu hisseder.

MECLİS'İN SOFRASI DA VATANDAŞIN SOFRASI DA AYNI ÜLKENİN SOFRASIDIR

Burada kimseyi hedef göstermek istemiyorum.

Meclis lokantasında yemeklerin uygun fiyatlı olması tek başına yanlış değildir.

Yanlış olan, vatandaşın aynı ülkede alım gücüyle mücadele etmek zorunda bırakılmasıdır.

Milletin Meclisi ile milletin mutfağı arasında ekonomik bir uçurum oluşuyorsa, o uçurumu konuşmak hepimizin görevidir.

Çünkü milletvekili de bu milletin temsilcisidir.

Vatandaşın pazardaki hesabını bilmelidir.

Emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğini bilmelidir.

Asgari ücretlinin çocuğuna et alırken nasıl düşündüğünü bilmelidir.

Nihayetinde;

Bir tarafta 6 liralık ayran.

Diğer tarafta pazarda ayranın, ekmeğin, peynirin, etin, sebzenin toplam hesabını yapan milyonlar.Bir tarafta 66 liralık pilavlı dana sac kavurma.

Diğer tarafta ay sonunda “Bu ay eti nasıl alacağız?” diye düşünen aileler.

Mesele kavurmanın 66 lira olması değildir.

Mesele, vatandaşın 66 lirayı hangi şartlarda kazandığıdır.

Çünkü sofradaki fiyat kadar önemli olan, o sofraya oturan insanın alım gücüdür.

Türkiye'nin artık sadece fiyatları değil, fiyatlar karşısında vatandaşın satın alma gücünü konuşması gerekiyor.

Çünkü tencere kaynıyorsa hayat vardır.

Ama tencere boş kalıyorsa.

Ekonominin rakamlarından önce mutfağın sesini dinlemek gerekir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.