Bazı meseleler vardır.
Bugün konuşmazsanız, yarın kapınızı çalar.
Çıraklık meselesi de işte tam böyle bir mesele.
Bugün sanayi sitesine gittiğinizde ustasını arayan, yetiştirecek çırak bulamayan onlarca esnaf görürsünüz. Kimi 60 yaşında, kimi 70 yaşında hâlâ tezgâhın başında…
Peki bu ustalar yarın işi bıraktığında ne olacak?
İşte asıl soruyu burada sormamız gerekiyor:
Çırak yoksa usta nereden çıkacak?
Efor 5 Sanayi Sitesi esnaflarından Mehmet Uzamaz’ın söyledikleri, aslında yalnızca bir esnafın serzenişi değil.
Bu sözlerin içerisinde Türkiye’nin geleceğine ilişkin ciddi bir endişe var.
Çünkü bir meslek okulda yalnızca kitapla öğrenilmiyor.
El kirlenmeden, demir kokusu duyulmadan, motor sesi işitilmeden, ustanın yanında saatler geçirilmeden bazı meslekler öğrenilmiyor.
Usta, çırağına yalnızca mesleği öğretmiyor.
Hayatı da öğretiyor.
Çalışmayı, Sabretmeyi,
Sorumluluk almayı.
İnsanlarla konuşmayı.
Emeğin değerini.
Bir ekmeğin nasıl kazanıldığını.
“OĞLUM EZİLMESİN” DERKEN ..!
Anne-babaların çocuklarını korumak istemesi elbette anlaşılır.
Her anne baba evladının rahat yaşamasını ister.
Ama hayatın tamamını klimalı odalarda geçirmek mümkün değil.
Çocuğun elinin kirlenmesinden korkarken, geleceğinin kirlenmesinden korkuyor muyuz?
Asıl mesele burada.
Bir çocuk akademik eğitimde başarılı olmayabilir.
Her çocuk üniversite okuyacak diye bir kural da yok. Ama her çocuğun bir mesleği olabilir. Bir çocuk iyi bir motor ustası olabilir.
Bir başkası kaynakçı,
Bir diğeri elektrikçi.
Bir başkası torna ustası.
Unutmayalım:
Meslek sahibi insan, hayat karşısında yalnız değildir.
ÇIRAK SADECE ÇIRAK DEĞİLDİR
Çıraklık kavramını küçümsemek, aslında emeği küçümsemektir.
Çırak bugün dükkânın süpürgesini yapar.
Yarın tezgâhın başına geçer. Bugün ustasının yanında izler. Yarın kendisi usta olur.
Bugün “getir” denilen anahtarı getirir. Yarın o anahtarla bir arabanın motorunu hayata döndürür. İşte meslek böyle öğrenilir.
Usta-çırak ilişkisi, Anadolu'nun yüzyıllardır taşıdığı bir kültürdür.
Ahilikten bugüne gelen bir gelenektir. O geleneği kaybedersek yalnızca bir iş gücünü değil, bir kültürü de kaybederiz.
SOKAK BOŞ KALMAZ
Burada başka bir tehlike daha var.Bir genç okulda başarılı olamıyorsa, meslek öğrenemiyorsa ve çalışma hayatına da giremiyorsa. O boşluğu mutlaka birileri doldurur.
Sokak doldurabilir.
Kötü arkadaş çevresi doldurabilir.
Kumar doldurabilir.
Uyuşturucu doldurabilir.
Çete kültürü doldurabilir.
İşte bu yüzden çıraklık yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Aynı zamanda sosyal bir meseledir. Bir genci meslek sahibi yapmak, onu hayata bağlamaktır.
DEVLETİN DE ESNAFIN DA AİLENİN DE SORUMLULUĞU VAR
Bu mesele yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı'nın kapısına bırakılacak kadar küçük değildir.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın da.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın da.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın da.
Yerel yönetimlerin de.
Esnaf ve sanatkâr kuruluşlarının da.
Ailenin de sorumluluğu vardır.
Herkes aynı masaya oturmalı.
Çünkü mesele bir çocuğun bugün nerede çalışacağı değil, 10 yıl sonra Türkiye'nin işini kim yapacak? meselesidir.
Bugün bir aracımız bozulduğunda usta arıyoruz. Yarın usta bulamazsak ne yapacağız?
Bir makine arızalandığında kimi çağıracağız? Bir atölyenin liftini kim tamir edecek?
Elektrik arızasını kim giderecek? Tesisatımızı kim yapacak?
Her şeyin başına robot mu koyacağız?
Hayır.
Teknoloji insanın yardımcısıdır.
İnsanın yerini tamamen dolduramaz.
ÇOCUĞU KORUMAK BAŞKA, HAYATTAN KOPARMAK BAŞKA
Çocuklarımızı koruyalım.
Ama onları hayattan koparmayalım. Çalışmanın, üretmenin, meslek öğrenmenin ayıp olmadığını anlatalım.
Bir ustanın yanında yetişmenin küçümsenecek bir tarafı olmadığını öğretelim.
Çünkü yarın hepimizin bir ustaya ihtiyacı olacak.
Bugün çırak olarak gördüğümüz çocuk, yarın bizim aracımızı tamir edecek.
Evimizin elektriğini yapacak. Makinemizi çalıştıracak. Fabrikamızın üretimini sürdürecek.
Kısacası hayatımızın bir yerinde mutlaka karşımıza çıkacak.
Nihayetinde;
Bir ülkenin geleceği yalnızca üniversite sıralarında kurulmaz.
Sanayi sitelerinde de kurulur. Atölyelerde de
Tarlalarda da.
Tezgâhların başında da.
Ustanın yanında bekleyen o genç çocuk var ya.
Belki bugün elinde yağlı bir bez taşıyor.
Belki üstü başı kirleniyor.
Belki arkadaşları onunla dalga geçiyor.
Ama yarın.
O çocuk, birilerinin aradığı usta olacak. İşte bu nedenle meseleye yeniden bakmalıyız.
Çıraklığı küçümsemeyelim.
Mesleği değersizleştirmeyelim.
Emeği ayıp olmaktan çıkaralım.
Çünkü; Çırak olmazsa usta olmaz.
Usta olmazsa meslek ölür.
Meslek ölürse üretim durur.
Unutmayalım:
ÖNCE İNSAN. ÖNCE MESLEK. ÖNCE ÇIRAK.
Çırak olsun ki usta olsun.
Usta olsun ki Türkiye'nin eli iş tutsun.
