REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

Tozlu raflarda deprem raporları, hafızalarda deprem acısı

17 Ağustos Takvimde sıradan bir gün değil. O gün Türkiye’nin üzerine yalnızca binalar yıkılmadı. İnsanların hayatları yıkıldı. Evlatlar annesiz, anneler evlatsız, çocuklar babasız kaldı. Sokaklar bir anda enkazlara, evler mezarlara dönüştü. Ve Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile bir kez daha acı bir gerçekle yüzleşti: Biz deprem ülkesiyiz. Aradan yıllar geçti. Peki değişen ne oldu? İşte tam da bu noktada CHP Adana Milletvekili, TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Müzeyyen Şevkin’in sözleri, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir uyarı niteliğinde. Şevkin diyor ki: “Depremi beklemek değil, depreme hazırlanmak zorundayız.” Ne kadar sade. Ne kadar açık. Ne kadar hayati bir cümle. Çünkü depremi önleyemeyiz. Ama depremin felakete dönüşmesini önleyebiliriz. Binalarımızı sağlamlaştırabiliriz. Kentlerimizi doğru planlayabiliriz. Bilime, mühendisliğe ve jeolojiye kulak verebiliriz. Riskli yapı stokunu belirleyebiliriz. Toplanma alanlarını koruyabiliriz. Deprem sonrası ulaşım ve kurtarma planlarını önceden hazırlayabiliriz. Yani kaderimizi beklemek yerine, kader sandığımız ihmallerimizi değiştirebiliriz. RAPORLAR NEDEN TOZLU RAFLARDA? Şevkin’in dikkat çektiği bir başka nokta ise daha da düşündürücü. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hazırlanan deprem araştırma komisyonlarının raporlarının artık raflarda bekletilmemesi gerektiğini söylüyor. İşte asıl mesele burada. Bu ülkenin deprem konusunda raporu yok mu? Var. Bilim insanı yok mu? Var. Jeoloji mühendisi yok mu? Var. İnşaat mühendisi yok mu? Var. Mimar yok mu? Var. Deprem konusunda yıllardır konuşan, uyaran, yazan, çizen uzman yok mu? Fazlasıyla var. Eksik olan ne? Raporların hayata geçirilmesi. Bilginin eyleme dönüşmesi. Uyarıların dikkate alınması. Ve en önemlisi, deprem olmadan önce harekete geçilmesi. Çünkü depremden sonra yapılan her çalışma, aslında geç kalmış bir çalışmadır. “DEPREM DOĞA OLAYIDIR, AFET KADER DEĞİLDİR” TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar’ın sözleri de bu gerçeği tamamlıyor: “Deprem doğa olayıdır, afet kader değildir.” Bundan daha açık bir tarif olabilir mi? Deprem yer kabuğunun hareketidir. Ama bir binanın yıkılması yalnızca yer kabuğunun suçu değildir. Yanlış yerde yapılaşma. Bilime aykırı kentleşme. Denetimsizlik. Niteliksiz yapılaşma. İmar kararlarında yapılan hatalar. Bilimsel mühendislik hizmetlerinin yeterince dikkate alınmaması. Bütün bunlar birleştiğinde doğal olay, toplumsal felakete dönüşüyor. ADANA’YI DA UNUTMAYALIM Biz Adana’da yaşıyoruz. Çukurova’nın bereketli topraklarında hayat kurduk. Ama bereketli toprakların altında nasıl bir jeolojik yapı bulunduğunu da bilmek zorundayız. Deprem yalnızca Marmara’nın meselesi değildir. İstanbul’un, İzmir’in, Hatay’ın, Kahramanmaraş’ın, Malatya’nın meselesi değildir. Deprem Türkiye’nin meselesidir. Dolayısıyla Adana’nın da deprem gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyor. Kentte hangi binalar riskli? Hangi bölgeler daha hassas? Toplanma alanları yeterli mi? Altyapı ne durumda? Olası büyük bir depremde hastaneler, yollar, köprüler, enerji ve su hatları ne kadar dayanıklı? Bunları deprem olduktan sonra konuşmanın hiçbir anlamı yok. Bugün konuşmalıyız. Bugün sormalıyız. Bugün tedbir almalıyız. DEPREM BİZİ UYANDIRMADAN BİZ UYANALIM 17 Ağustos’un üzerinden yıllar geçti. Fakat deprem hafızamız hâlâ taze olmalı. Çünkü deprem unutulduğu anda tehlike büyür. Bugün yapılması gereken, eski raporları yeniden açmak, bilim insanlarının uyarılarını dinlemek ve kentlerin gerçek fotoğrafını ortaya koymaktır. Tozlu raflarda bekleyen raporlar, enkaz altında aranan canlara dönüşmeden. Bu ülke artık karar vermelidir. Depremi beklemeyeceğiz. Deprem olduğunda ne yapacağımızı düşünmeyeceğiz. Deprem olmadan önce hazırlığımızı tamamlayacağız. Çünkü deprem doğanın gerçeğidir. Ama enkaz altında kalmak kader değildir. Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur: “Bir sonraki deprem olduğunda ne yapacağız?” Bu sorunun cevabını depremden sonra değil, bugün vermek zorundayız. Çünkü bazı dersler vardır; Bir kez daha yaşayarak öğrenmeye insanın ömrü yetmez.
Ekleme Tarihi: 19 Ağustos 2026 -Çarşamba

Tozlu raflarda deprem raporları, hafızalarda deprem acısı

17 Ağustos Takvimde sıradan bir gün değil.

O gün Türkiye’nin üzerine yalnızca binalar yıkılmadı.

İnsanların hayatları yıkıldı.

Evlatlar annesiz, anneler evlatsız, çocuklar babasız kaldı. Sokaklar bir anda enkazlara, evler mezarlara dönüştü.

Ve Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile bir kez daha acı bir gerçekle yüzleşti:

Biz deprem ülkesiyiz.

Aradan yıllar geçti.

Peki değişen ne oldu?

İşte tam da bu noktada CHP Adana Milletvekili, TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Müzeyyen Şevkin’in sözleri, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir uyarı niteliğinde.

Şevkin diyor ki:

“Depremi beklemek değil, depreme hazırlanmak zorundayız.”

Ne kadar sade.

Ne kadar açık.

Ne kadar hayati bir cümle.

Çünkü depremi önleyemeyiz.

Ama depremin felakete dönüşmesini önleyebiliriz.

Binalarımızı sağlamlaştırabiliriz.

Kentlerimizi doğru planlayabiliriz.

Bilime, mühendisliğe ve jeolojiye kulak verebiliriz.

Riskli yapı stokunu belirleyebiliriz.

Toplanma alanlarını koruyabiliriz.

Deprem sonrası ulaşım ve kurtarma planlarını önceden hazırlayabiliriz.

Yani kaderimizi beklemek yerine, kader sandığımız ihmallerimizi değiştirebiliriz.

RAPORLAR NEDEN TOZLU RAFLARDA?

Şevkin’in dikkat çektiği bir başka nokta ise daha da düşündürücü.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hazırlanan deprem araştırma komisyonlarının raporlarının artık raflarda bekletilmemesi gerektiğini söylüyor.

İşte asıl mesele burada.

Bu ülkenin deprem konusunda raporu yok mu?

Var.

Bilim insanı yok mu?

Var.

Jeoloji mühendisi yok mu?

Var.

İnşaat mühendisi yok mu?

Var.

Mimar yok mu?

Var.

Deprem konusunda yıllardır konuşan, uyaran, yazan, çizen uzman yok mu?

Fazlasıyla var.

Eksik olan ne?

Raporların hayata geçirilmesi.

Bilginin eyleme dönüşmesi.

Uyarıların dikkate alınması.

Ve en önemlisi, deprem olmadan önce harekete geçilmesi.

Çünkü depremden sonra yapılan her çalışma, aslında geç kalmış bir çalışmadır.

“DEPREM DOĞA OLAYIDIR, AFET KADER DEĞİLDİR”

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar’ın sözleri de bu gerçeği tamamlıyor:

“Deprem doğa olayıdır, afet kader değildir.”

Bundan daha açık bir tarif olabilir mi?

Deprem yer kabuğunun hareketidir.

Ama bir binanın yıkılması yalnızca yer kabuğunun suçu değildir.

Yanlış yerde yapılaşma.

Bilime aykırı kentleşme.

Denetimsizlik.

Niteliksiz yapılaşma.

İmar kararlarında yapılan hatalar.

Bilimsel mühendislik hizmetlerinin yeterince dikkate alınmaması.

Bütün bunlar birleştiğinde doğal olay, toplumsal felakete dönüşüyor.

ADANA’YI DA UNUTMAYALIM

Biz Adana’da yaşıyoruz.

Çukurova’nın bereketli topraklarında hayat kurduk.

Ama bereketli toprakların altında nasıl bir jeolojik yapı bulunduğunu da bilmek zorundayız.

Deprem yalnızca Marmara’nın meselesi değildir.

İstanbul’un, İzmir’in, Hatay’ın, Kahramanmaraş’ın, Malatya’nın meselesi değildir.

Deprem Türkiye’nin meselesidir.

Dolayısıyla Adana’nın da deprem gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyor.

Kentte hangi binalar riskli?

Hangi bölgeler daha hassas?

Toplanma alanları yeterli mi?

Altyapı ne durumda?

Olası büyük bir depremde hastaneler, yollar, köprüler, enerji ve su hatları ne kadar dayanıklı?

Bunları deprem olduktan sonra konuşmanın hiçbir anlamı yok.

Bugün konuşmalıyız.

Bugün sormalıyız.

Bugün tedbir almalıyız.

DEPREM BİZİ UYANDIRMADAN BİZ UYANALIM

17 Ağustos’un üzerinden yıllar geçti.

Fakat deprem hafızamız hâlâ taze olmalı.

Çünkü deprem unutulduğu anda tehlike büyür.

Bugün yapılması gereken, eski raporları yeniden açmak, bilim insanlarının uyarılarını dinlemek ve kentlerin gerçek fotoğrafını ortaya koymaktır.

Tozlu raflarda bekleyen raporlar, enkaz altında aranan canlara dönüşmeden.

Bu ülke artık karar vermelidir.

Depremi beklemeyeceğiz.

Deprem olduğunda ne yapacağımızı düşünmeyeceğiz.

Deprem olmadan önce hazırlığımızı tamamlayacağız.

Çünkü deprem doğanın gerçeğidir.

Ama enkaz altında kalmak kader değildir.

Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:

“Bir sonraki deprem olduğunda ne yapacağız?”

Bu sorunun cevabını depremden sonra değil, bugün vermek zorundayız.

Çünkü bazı dersler vardır;

Bir kez daha yaşayarak öğrenmeye insanın ömrü yetmez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.