REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

BİR KİTAP BASILIR, BİR ŞEHİR HAFIZASINI KORUR

  Bazı dükkânlar vardır, Kapısından içeri girdiğinizde yalnızca kitap görmezsiniz.   Bir şehrin geçmişini, bugününü ve geleceğini görürsünüz.   Adana’da Karahan Kitap Basımevi benim için biraz böyle bir yer.   1997 yılında küçük bir aile işletmesi olarak başlayan bir kitap ve kırtasiye hikâyesi, bugün 1000’i aşkın kitabın, akademik çalışmanın ve yerel eserin basıldığı bir kültür yolculuğuna dönüşmüş.   Seyfi Karahan, İsmet Karahan ve İsmail Karahan kardeşlerin yıllardır sürdürdüğü bu emek, aslında yalnızca ticari bir başarı değildir.   Bence bunun adı;   Adana’nın kültürüne yapılan sessiz bir yatırımdır.   Çünkü bir kitabı basmak kolay değildir.   Yazarın yıllarca biriktirdiği düşünceyi, akademisyenin araştırmasını, şairin duygusunu, Adana üzerine yazılmış bir hatırayı kâğıda geçirmek; mürekkep, kâğıt ve baskı makinesinden çok daha fazlasını gerektirir.   Sabır ister.   İnanç ister.   En önemlisi, kitaba değer vermeyi ister.   1000 KİTAP, 1000 AYRI HİKÂYE   Karahan kardeşlerin anlattığı 1000’i aşkın kitap rakamına sadece bir sayı olarak bakmamak gerekiyor.   Her kitabın arkasında bir insan var.   Bir emek var. Bir araştırma var. Bir hayal var. Belki yıllarca yazılmış bir tez.Belki Adana’nın unutulmaya yüz tutmuş bir hikâyesi. Belki bir şairin geceler boyunca yazdığı dizeler. Belki genç bir yazarın ilk kitabı. İşte bütün bunlar basıldığında artık yalnızca bir kişinin masasında duran yazılar olmaktan çıkıyor. Toplumun hafızasına emanet ediliyor. Bu nedenle Karahan Kitap Basımevi’nin başarısını yalnızca “1000 kitap bastı” diye değerlendirmek eksik kalır. Asıl mesele şudur: 1000’den fazla eseri Adana’nın ve Türkiye’nin kültür hayatına kazandırdılar. AMA KİTAPÇILIK DA ESKİ GÜNLERİNİ ARIYOR Seyfi Karahan’ın söyledikleri arasında beni en fazla düşündüren konulardan biri ise yayıncılığın ekonomik sıkıntıları oldu. Eskiden akademik çalışmaların yüzlerce, hatta bin adet basıldığını söylüyor. Bugün ise 50 adetlik baskılar konuşuluyor. Neden? Çünkü kâğıt pahalı. Baskı pahalı. Dağıtım pahalı. Kitabın maliyeti yükseliyor. Ama kitabın değeri aynı oranda yükselmiyor. İşte burada ciddi bir tehlike var. Kitap pahalılaştıkça okur uzaklaşıyor, okur uzaklaştıkça baskı sayıları düşüyor, baskı sayıları düştükçe maliyet daha da yükseliyor. Bu bir kısır döngü. Bu döngünün sonunda yalnızca yayıncı zarar görmüyor. Yazar zarar görüyor, okur zarar görüyor, kültür zarar görüyor. ANKARA’DA KAPANAN KİTAPÇILAR BİZE NE SÖYLÜYOR? Karahan’ın Ankara’daki kitabevlerinin kapanmasına ilişkin sözleri de üzerinde düşünülmesi gereken başka bir konu. Bir zamanlar kitap denildiğinde akla gelen bazı köklü kitabevlerinin kapılarını kapatması, yalnızca bir işletmenin kapanması değildir. Bir kitapçı kapanırken aslında bir buluşma noktası da kapanır. Yazarla okurun karşılaşma ihtimali azalır. Genç bir öğrencinin raflar arasında dolaşma imkânı azalır. Bir kitabın tesadüfen keşfedilme ihtimali ortadan kalkar. Çünkü kitapçı sadece kitap satmaz. Kitapçı, okuma kültürünü yaşatır. “OKUMADAN YAZILMAZ” Seyfi Karahan’ın genç yazarlarla ilgili söyledikleri ise ayrıca önemli. “Kimden etkilendiniz?” sorusuna, “Hiç kimseden etkilenmedim.” cevabını almak onu üzüyor. Ben de aynı noktada duruyorum. Bir insan elbette kendi sesini bulmalıdır. Fakat kendi sesini bulmak, dünyadaki bütün sesleri reddetmek değildir. Önce okumak gerekir. Nazım Hikmet’i bilmeden Nazım Hikmet üzerine konuşamazsınız. Yaşar Kemal’i okumadan Çukurova’yı anlatamazsınız. Orhan Kemal’i okumadan Adana’nın emekçi insanını anlamakta zorlanırsınız. Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Victor Hugo’yu, Sabahattin Ali’yi, Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i okumadan “Ben hiç kimseden etkilenmedim” demek bana göre edebiyatın doğasına aykırıdır. Yazar önce iyi bir okur olmalıdır. Çünkü okumayan insanın yazacak sözü olabilir ama kelimelerinin derinliği eksik kalabilir. YAPAY ZEKÂ YAZARIN YERİNE GEÇEBİLİR Mİ? Bugün önümüzde yeni bir mesele daha var: Yapay zekâ. Bir tuşa basılıyor ve birkaç saniye içerisinde sayfalarca metin ortaya çıkıyor. Peki bu metin edebiyat mıdır? Bence asıl soru bu değil. Asıl soru: O metinde insan var mı? Yazarın yaşadığı acı var mı? Çocukluğu var mı? Sevdiği insan var mı? Adana sıcağında terleyen alnı var mı? Seyhan kıyısında düşündüğü bir akşam var mı? Annesinin sesi var mı? Babasıyla yaşadığı bir hatıra var mı? Bir insanın hayatından süzülüp gelen duygu yoksa, ortaya kusursuz cümleler çıksa bile edebiyatın ruhu eksik kalabilir. Yapay zekâ elbette bir araç olabilir. Ama yazarın yerine geçen bir ruh olmamalıdır. Çünkü edebiyatın en önemli malzemesi kelime değil; insandır. KARAHAN KARDEŞLERİN BİR BAŞKA BAŞARISI Bütün bu tartışmaların arasında Karahan kardeşlerin yıllardır ayakta kalması ayrıca takdire değer. 1997’den bugüne. Onca ekonomik sıkıntıya rağmen. Değişen yayıncılık dünyasına rağmen. Okuma alışkanlıklarının değişmesine rağmen. Onlar hâlâ kitabın başında. Hâlâ yazarla konuşuyorlar. Hâlâ akademisyenin çalışmasını basıyorlar. Hâlâ genç yazarın dosyasına bakıyorlar. Hâlâ kitap basıyorlar. Üstelik 2001 yılında Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından ödüllendirilmiş olmaları da bu uzun soluklu emeğin önemli bir göstergesi. BİR KİTAP, BİR ŞEHRİN HAFIZASIDIR Ben Karahan Kitap Basımevi’ne baktığımda sadece bir işletme görmüyorum. Adana’nın kültür hayatında yıllardır sessizce çalışan bir emek görüyorum. Belki büyük billboardlarda isimleri yazmıyor. Belki her gün manşetlerde değiller. Ama bir yazarın kitabı eline ulaştığında onun mutluluğunda Karahan’ın da emeği var. Bir akademisyenin yıllarca yaptığı araştırma kitap olduğunda, o emeğin arkasında Karahan’ın da izi var. Bir genç ilk kitabını eline aldığında, o heyecanın içerisinde matbaanın da payı var. İşte bu nedenle; Bir kitap basılır, bir insanın hayali gerçekleşir. Bin kitap basılır, bir şehrin hafızası oluşur. Karahan Kitap Basımevi’nin 1000’i aşkın esere verdiği emek, bana göre tam da budur. Adana’nın kültürüne atılmış binlerce küçük imza. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda belki de en kıymetli mirasımız onlar olacak. Çünkü şehirler yalnızca binalarla kurulmaz. Şehirler, hatıralarıyla; hatıralar da kitaplarıyla yaşar.
Ekleme Tarihi: 04 Eylül 2026 -Cuma

BİR KİTAP BASILIR, BİR ŞEHİR HAFIZASINI KORUR

 

Bazı dükkânlar vardır,

Kapısından içeri girdiğinizde yalnızca kitap görmezsiniz.

 

Bir şehrin geçmişini, bugününü ve geleceğini görürsünüz.

 

Adana’da Karahan Kitap Basımevi benim için biraz böyle bir yer.

 

1997 yılında küçük bir aile işletmesi olarak başlayan bir kitap ve kırtasiye hikâyesi, bugün 1000’i aşkın kitabın, akademik çalışmanın ve yerel eserin basıldığı bir kültür yolculuğuna dönüşmüş.

 

Seyfi Karahan, İsmet Karahan ve İsmail Karahan kardeşlerin yıllardır sürdürdüğü bu emek, aslında yalnızca ticari bir başarı değildir.

 

Bence bunun adı;

 

Adana’nın kültürüne yapılan sessiz bir yatırımdır.

 

Çünkü bir kitabı basmak kolay değildir.

 

Yazarın yıllarca biriktirdiği düşünceyi, akademisyenin araştırmasını, şairin duygusunu, Adana üzerine yazılmış bir hatırayı kâğıda geçirmek; mürekkep, kâğıt ve baskı makinesinden çok daha fazlasını gerektirir.

 

Sabır ister.

 

İnanç ister.

 

En önemlisi, kitaba değer vermeyi ister.

 

1000 KİTAP, 1000 AYRI HİKÂYE

 

Karahan kardeşlerin anlattığı 1000’i aşkın kitap rakamına sadece bir sayı olarak bakmamak gerekiyor.

 

Her kitabın arkasında bir insan var.

 

Bir emek var.

Bir araştırma var.

Bir hayal var.

Belki yıllarca yazılmış bir tez.Belki Adana’nın unutulmaya yüz tutmuş bir hikâyesi.

Belki bir şairin geceler boyunca yazdığı dizeler.

Belki genç bir yazarın ilk kitabı.

İşte bütün bunlar basıldığında artık yalnızca bir kişinin masasında duran yazılar olmaktan çıkıyor.

Toplumun hafızasına emanet ediliyor. Bu nedenle Karahan Kitap Basımevi’nin başarısını yalnızca “1000 kitap bastı” diye değerlendirmek eksik kalır.

Asıl mesele şudur:

1000’den fazla eseri Adana’nın ve Türkiye’nin kültür hayatına kazandırdılar.

AMA KİTAPÇILIK DA ESKİ GÜNLERİNİ ARIYOR

Seyfi Karahan’ın söyledikleri arasında beni en fazla düşündüren konulardan biri ise yayıncılığın ekonomik sıkıntıları oldu.

Eskiden akademik çalışmaların yüzlerce, hatta bin adet basıldığını söylüyor.

Bugün ise 50 adetlik baskılar konuşuluyor.

Neden?

Çünkü kâğıt pahalı.

Baskı pahalı.

Dağıtım pahalı.

Kitabın maliyeti yükseliyor.

Ama kitabın değeri aynı oranda yükselmiyor.

İşte burada ciddi bir tehlike var.

Kitap pahalılaştıkça okur uzaklaşıyor, okur uzaklaştıkça baskı sayıları düşüyor, baskı sayıları düştükçe maliyet daha da yükseliyor.

Bu bir kısır döngü.

Bu döngünün sonunda yalnızca yayıncı zarar görmüyor.

Yazar zarar görüyor, okur zarar görüyor, kültür zarar görüyor.

ANKARA’DA KAPANAN KİTAPÇILAR BİZE NE SÖYLÜYOR?

Karahan’ın Ankara’daki kitabevlerinin kapanmasına ilişkin sözleri de üzerinde düşünülmesi gereken başka bir konu.

Bir zamanlar kitap denildiğinde akla gelen bazı köklü kitabevlerinin kapılarını kapatması, yalnızca bir işletmenin kapanması değildir.

Bir kitapçı kapanırken aslında bir buluşma noktası da kapanır.

Yazarla okurun karşılaşma ihtimali azalır.

Genç bir öğrencinin raflar arasında dolaşma imkânı azalır.

Bir kitabın tesadüfen keşfedilme ihtimali ortadan kalkar.

Çünkü kitapçı sadece kitap satmaz.

Kitapçı, okuma kültürünü yaşatır.

“OKUMADAN YAZILMAZ”

Seyfi Karahan’ın genç yazarlarla ilgili söyledikleri ise ayrıca önemli.

“Kimden etkilendiniz?” sorusuna,

“Hiç kimseden etkilenmedim.”

cevabını almak onu üzüyor.

Ben de aynı noktada duruyorum.

Bir insan elbette kendi sesini bulmalıdır.

Fakat kendi sesini bulmak, dünyadaki bütün sesleri reddetmek değildir.

Önce okumak gerekir.

Nazım Hikmet’i bilmeden Nazım Hikmet üzerine konuşamazsınız.

Yaşar Kemal’i okumadan Çukurova’yı anlatamazsınız.

Orhan Kemal’i okumadan Adana’nın emekçi insanını anlamakta zorlanırsınız.

Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Victor Hugo’yu, Sabahattin Ali’yi, Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i okumadan “Ben hiç kimseden etkilenmedim” demek bana göre edebiyatın doğasına aykırıdır.

Yazar önce iyi bir okur olmalıdır.

Çünkü okumayan insanın yazacak sözü olabilir ama kelimelerinin derinliği eksik kalabilir.

YAPAY ZEKÂ YAZARIN YERİNE GEÇEBİLİR Mİ?

Bugün önümüzde yeni bir mesele daha var:

Yapay zekâ.

Bir tuşa basılıyor ve birkaç saniye içerisinde sayfalarca metin ortaya çıkıyor.

Peki bu metin edebiyat mıdır?

Bence asıl soru bu değil.

Asıl soru:

O metinde insan var mı?

Yazarın yaşadığı acı var mı?

Çocukluğu var mı?

Sevdiği insan var mı?

Adana sıcağında terleyen alnı var mı?

Seyhan kıyısında düşündüğü bir akşam var mı?

Annesinin sesi var mı?

Babasıyla yaşadığı bir hatıra var mı?

Bir insanın hayatından süzülüp gelen duygu yoksa, ortaya kusursuz cümleler çıksa bile edebiyatın ruhu eksik kalabilir.

Yapay zekâ elbette bir araç olabilir.

Ama yazarın yerine geçen bir ruh olmamalıdır.

Çünkü edebiyatın en önemli malzemesi kelime değil;

insandır.

KARAHAN KARDEŞLERİN BİR BAŞKA BAŞARISI

Bütün bu tartışmaların arasında Karahan kardeşlerin yıllardır ayakta kalması ayrıca takdire değer.

1997’den bugüne.

Onca ekonomik sıkıntıya rağmen.

Değişen yayıncılık dünyasına rağmen.

Okuma alışkanlıklarının değişmesine rağmen.

Onlar hâlâ kitabın başında.

Hâlâ yazarla konuşuyorlar.

Hâlâ akademisyenin çalışmasını basıyorlar.

Hâlâ genç yazarın dosyasına bakıyorlar.

Hâlâ kitap basıyorlar.

Üstelik 2001 yılında Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından ödüllendirilmiş olmaları da bu uzun soluklu emeğin önemli bir göstergesi.

BİR KİTAP, BİR ŞEHRİN HAFIZASIDIR

Ben Karahan Kitap Basımevi’ne baktığımda sadece bir işletme görmüyorum.

Adana’nın kültür hayatında yıllardır sessizce çalışan bir emek görüyorum.

Belki büyük billboardlarda isimleri yazmıyor.

Belki her gün manşetlerde değiller.

Ama bir yazarın kitabı eline ulaştığında onun mutluluğunda Karahan’ın da emeği var.

Bir akademisyenin yıllarca yaptığı araştırma kitap olduğunda, o emeğin arkasında Karahan’ın da izi var.

Bir genç ilk kitabını eline aldığında, o heyecanın içerisinde matbaanın da payı var.

İşte bu nedenle;

Bir kitap basılır, bir insanın hayali gerçekleşir.

Bin kitap basılır, bir şehrin hafızası oluşur.

Karahan Kitap Basımevi’nin 1000’i aşkın esere verdiği emek, bana göre tam da budur.

Adana’nın kültürüne atılmış binlerce küçük imza.

Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda belki de en kıymetli mirasımız onlar olacak.

Çünkü şehirler yalnızca binalarla kurulmaz.

Şehirler, hatıralarıyla; hatıralar da kitaplarıyla yaşar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.