Zil çaldı,
Çocuklar sınıflara koştu.
Öğretmenler yoklamalarını aldı.
Tahtalar silindi, kitaplar açıldı.
Ama eğitimin asıl soruları yine tahtanın önünde öylece kaldı..!
Yeni eğitim-öğretim yılı başladı.Milyonlarca öğrenci için yeni bir heyecan, yeni bir başlangıç.
Kimi birinci sınıfa başladı, kimi ortaokula, kimi liseye, kimi de üniversite hayallerinin peşine düştü.
Anneler-babalar çocuklarının ellerinden tuttu. Yeni çantalar alındı.
Defterler, kalemler, okul kıyafetleri hazırlandı.
Ama bir de bu işin görünmeyen tarafı var..!
Ders zili çaldı ama ekonomik sıkıntıların, eğitimdeki yapısal sorunların ve fırsat eşitsizliğinin zili de aynı anda çaldı..!
Eğitim-Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek’in açıklamaları işte tam burada insanın karşısına bir soru işareti olarak çıkıyor.
“Okullar ders ziliyle değil, çözümsüzlükle açılıyor” deniliyor.
Bu söz, üzerinde düşünülmesi gereken ağır bir cümledir.
Çünkü okul sadece dört duvar değildir.
Okul; çocuğun geleceğidir.
Öğretmenin emeğidir.
Velinin umududur.
Devletin geleceğe yaptığı yatırımdır.
Bir ülkenin kalkınma reçetesidir.
ÖĞRENCİNİN ÇANTASINDA SADECE KİTAP YOK!
Bugün bir öğrencinin okul çantasında kitap, defter ve kalem kadar ağır başka şeyler de var.
Ailenin ekonomik sıkıntısı.
Velinin geçim derdi.
Beslenme problemi.
Servis masrafı.
Kıyafet ve kırtasiye giderleri.
Belki de bütün bunlardan daha ağır olanı:
Gelecek kaygısı..!
Çocuk okul sırasına oturduğunda yalnızca öğretmenini dinlemiyor.
Evde yaşanan ekonomik sıkıntıları da sırtında taşıyor.
Aç bir çocuğun matematik problemini çözmesini beklemek kolaydır.
Ama önce sormak gerekir:
“Karnı tok mu..?”
Bir öğrencinin başarılı olmasını istemek kolaydır.
Ama ona eşit şartlarda eğitim imkânı sunmak asıl meseledir.
ÖĞRETMENİN DE ZİLİ ÇALIYOR
Öte yandan öğretmenler.
Onlar da bu sistemin görünmeyen kahramanları.
Her sabah sınıfa giriyorlar.
Çocukların gözlerinin içine bakıyorlar.
Bir öğrencinin başarısına seviniyor, diğerinin sorununa çare arıyorlar.
Ama onların da ekonomik ve mesleki sorunları var.
Eğitim sistemi öğretmene yalnızca “ders anlat” diyerek sürdürülemez.
Öğretmenin ekonomik huzuru olacak.
Mesleki itibarı olacak.
Kendini güvende hissedecek.
Geleceğe umutla bakacak.
Çünkü mutlu ve huzurlu öğretmen, geleceğe umut aşılayan öğretmendir.
VELİNİN EVİNDE DE BİR DERS ZİLİ ÇALIYOR
Bir de veliler var.
Çocuğunu okula gönderirken cebinin hesabını yapmak zorunda kalan anne-babalar.
Kırtasiye.
Servis.
Beslenme.
Kıyafet.
Kurs.
Sınav.
Derken eğitim masrafı aile bütçesinin önemli bir bölümünü götürüyor.
Eğitim, bir ailenin çocuğuna bırakabileceği en büyük mirastır.
Ama bu mirasın bedeli, dar gelirli ailelerin omuzlarına ağır bir yük olarak binmemeli.
EĞİTİMDE TASARRUF OLMAZ
Benim düşüncem açık:
Bir ülke eğitimden tasarruf ederse, geleceğinden borç almış olur.
Bugün okula yapılan yatırım, yarının Türkiye’sine yapılan yatırımdır.
Bugün öğretmene verilen değer, yarının bilim insanına, mühendislerine, doktorlarına, sanatçılarına verilen değerdir.
Bugün öğrencinin sofrasına konulan sağlıklı bir öğün, yarının sağlıklı nesline yapılan yatırımdır.
Bu nedenle eğitim meselesine yalnızca “okullar açıldı” penceresinden bakamayız.
Asıl soru şudur:
Çocuklarımız nasıl bir eğitim ortamında yetişiyor?
ZİL ÇALDI AMA SORULAR BİTMEDİ
Eğitim tartışmalarını siyasi çekişmelerin üzerine kurmak yerine, çocuklarımızın geleceği üzerinden konuşmalıyız.
Çünkü çocukların siyasi tarafı olmaz.
Onların yalnızca gelecek tarafı vardır.
Öğretmenin de öğrencinin de velinin de ortak bir beklentisi bulunuyor:
Daha iyi bir eğitim.
Daha adil fırsatlar.
Daha güçlü okullar.
Daha huzurlu öğretmenler.
Daha mutlu öğrenciler.
Ve geleceğe güvenle bakan aileler.
Ders zili elbette çalacak.
Çalmalı da.
Ama o zil yalnızca dersin başladığını haber vermemeli.
Umutların başladığını da müjdelemeli.
Çünkü okul kapısından içeri giren her çocuk, aslında Türkiye’nin geleceğinden içeri giriyor.
Ve unutmayalım:
Bir ülkenin gerçek zenginliği petrolü, doğalgazı, fabrikası değil; iyi yetişmiş, düşünen, sorgulayan ve üreten insanlarıdır.
Ders zili çaldı dostlar.
Şimdi hepimize düşen görev, çocuklarımızın zilini sıkıntıyla değil, umutla çaldırmaktır.
Çünkü eğitim ertelenirse gelecek ertelenir.
