REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

SIĞINAKLARIN GÖLGESİNDE BİR SORU: BUGÜN NE OLDU..?

İnsanlık gökyüzüne füze gönderirken, biz çocuklarımıza barışı anlatmak zorundayız. Bir ülke sığınak yapmaya başladıysa, insanın aklına ister istemez bir soru düşüyor: Bugün ne oldu..? Daha düne kadar çocuklarımızın okulunu, gençlerimizin işini, emeklimizin geçimini, soframızdaki ekmeği konuşuyorduk.   Şimdi ise betonarme duvarları, filtreli havalandırmaları, su depolarını, gıda stoklarını ve günlerce dış dünyadan bağımsız yaşayabilecek sığınakları konuşuyoruz.   Dünya değişiyor. Hem de sessizce değil Gökyüzünde uçakların, füzelerin ve insansız araçların izleriyle değişiyor.   Bir coğrafyada başlayan savaşın dalgası, kilometrelerce uzaktaki başka bir ülkenin insanına kadar ulaşabiliyor.   İşte Türkiye'nin 81 ilde sığınak hazırlıklarını gündeme alması bu nedenle yalnızca bir inşaat meselesi değildir.   Bu, sivil hayatın korunması meselesidir. Adana açısından bakıldığında konu daha da önemlidir.Çünkü Adana yalnızca Çukurova'nın bereketli toprağı değildir.   Stratejik konumu, ulaşım ağları, sanayisi, tarımı, nüfusu ve askeri altyapısıyla bölgenin önemli merkezlerinden biridir.   Dolayısıyla Adana'nın güvenliği yalnızca güvenlik güçlerinin meselesi değildir. Adana'nın güvenliği, Adanalının meselesidir.   SIĞINAK SAVAŞ İSTEĞİ DEĞİL, TEDBİR İSTEĞİDİR   Sığınak kelimesi insanın içine bir ürperti bırakıyor.   Çünkü sığınak denildiğinde aklımıza savaş geliyor.Ama meseleyi başka bir yerden okumak gerekiyor. Evimizde yangın tüpü bulundurmak yangın çıkmasını istemek değildir.Emniyet kemeri takmak kaza yapmak istemek değildir.   Deprem çantası hazırlamak deprem beklemek değildir. Sığınak yapmak da savaş istemek değildir.Tedbir almaktır.   Asıl mesele, tedbir alırken topluma korku pompalamamak; aksine güven duygusu verebilmektir. Devletin görevi vatandaşına, “Bir şey olmaz.” demek değil yalnızca. Devletin görevi, “Bir şey olursa seni nasıl koruyacağımı biliyorum.” güvenini verebilmektir. Aradaki fark küçücük bir cümledir. Ama anlamı kocamandır.   ADANA'NIN SORUSU DA BELLİ   Şimdi Adana olarak kendi kendimize sormalıyız: Biz hazır mıyız..? Bir kriz yaşandığında vatandaş nereye gidecek..? Mahallesindeki sığınak nerede..? Kaç kişilik..? Engelli vatandaş için giriş var mı..? Çocuklar için düzenleme yapılmış mı..? Yaşlılar nasıl taşınacak..? Hastanelerin acil durum planları hazır mı..? Su nereden gelecek..? Elektrik kesilirse ne olacak..? Temiz hava sistemi nasıl çalışacak..? Gıda kaç gün yetecek..? Bunlar savaş senaryosu yazmak değildir.Bunlar şehir planlamasının sorularıdır. Çünkü kriz geldiğinde “keşke” kelimesinin hiçbir mühendislik değeri yoktur. Plan krizden önce yapılır. Hazırlık krizden önce yapılır.Tatbikat krizden önce yapılır.   ASLINDA EN BÜYÜK SIĞINAK   Fakat bütün bunların ötesinde başka bir gerçek daha var. Duvarları ne kadar kalın yaparsanız yapın, insanlığın vicdanı zayıflamışsa o duvarlar dünyayı kurtaramaz.   Filtreli havalandırma sistemi zehirli gazı dışarıda bırakabilir.Ama nefret dilini dışarıda bırakamaz. Beton bombayı durdurabilir.Ama düşmanlığı durduramaz.   Su deposu susuzluğu giderir. Ama savaşın açtığı yarayı tek başına iyileştiremez.İşte bu yüzden dünyanın asıl ihtiyacı yalnızca sığınaklar değildir.Diyalogdur.Diplomasidir. Akıldır.Sabırdır. Barıştır. Çünkü insanlık, her savaşın ardından yeni bir sığınak yaparak sonsuza kadar yaşayamaz.   Bir gün dönüp kendisine şu soruyu sormalıdır: “Biz neden bu kadar savaşmak zorundayız?”   ÇOCUKLARIMIZIN KORKUYLA BÜYÜMESİNE İZİN VERMEYELİM   Bugünün çocuklarına dikkat edin. Onlar savaş görüntülerini televizyondan değil, telefon ekranlarından da görüyor. Bir füzenin gökyüzündeki görüntüsü birkaç saniye içinde milyonlarca çocuğun karşısına çıkabiliyor.   Bu nedenle bizim görevimiz çocuklara yalnızca sığınakların yerini öğretmek değildir. Onlara barışın neden gerekli olduğunu da anlatmaktır. Çünkü sığınak çocuğu korur.   Ama barış, çocuğun geleceğini korur.Aradaki farkı unutmayalım.   NİHAYETİNDE   Bugün Türkiye sığınakları konuşuyor. Adana da konuşmalı. Ama korkarak değil. Bilerek.Sorarak. Denetleyerek.Hazırlanarak. En önemlisi, insan hayatını siyasetin, hesapların ve günlük tartışmaların üzerinde tutarak. Çünkü savaşın kazananı olmaz.   Savaş bittiğinde geriye bazen yıkılmış şehirler, yarım kalmış hayatlar, fotoğraflarda kalan çocuklar ve susturulamayan acılar kalır. Bu yüzden sığınaklarımız sağlam olsun. Ama keşke hiçbir zaman kapılarını açmak zorunda kalmasın. Duvarlarımız güçlü olsun. Ama ülkeler arasındaki duvarlar yükselmesin. Çocuklarımız için hazırlıklı olalım.   Ama çocuklarımıza korkuyu miras bırakmayalım.Bugün kendimize bir kez daha soralım: “Ne oldu da sığınakları konuşmaya başladık?”   Belki de bu sorunun en güzel cevabı şudur:   İnsanlık, barışın kıymetini yeniden hatırlamak zorunda kaldı.
Ekleme Tarihi: 27 Eylül 2026 -Pazar

SIĞINAKLARIN GÖLGESİNDE BİR SORU: BUGÜN NE OLDU..?

İnsanlık gökyüzüne füze gönderirken, biz çocuklarımıza barışı anlatmak zorundayız.

Bir ülke sığınak yapmaya başladıysa, insanın aklına ister istemez bir soru düşüyor:

Bugün ne oldu..?

Daha düne kadar çocuklarımızın okulunu, gençlerimizin işini, emeklimizin geçimini, soframızdaki ekmeği konuşuyorduk.

 

Şimdi ise betonarme duvarları, filtreli havalandırmaları, su depolarını, gıda stoklarını ve günlerce dış dünyadan bağımsız yaşayabilecek sığınakları konuşuyoruz.

 

Dünya değişiyor.

Hem de sessizce değil

Gökyüzünde uçakların, füzelerin ve insansız araçların izleriyle değişiyor.

 

Bir coğrafyada başlayan savaşın dalgası, kilometrelerce uzaktaki başka bir ülkenin insanına kadar ulaşabiliyor.

 

İşte Türkiye'nin 81 ilde sığınak hazırlıklarını gündeme alması bu nedenle yalnızca bir inşaat meselesi değildir.

 

Bu, sivil hayatın korunması meselesidir.

Adana açısından bakıldığında konu daha da önemlidir.Çünkü Adana yalnızca Çukurova'nın bereketli toprağı değildir.

 

Stratejik konumu, ulaşım ağları, sanayisi, tarımı, nüfusu ve askeri altyapısıyla bölgenin önemli merkezlerinden biridir.

 

Dolayısıyla Adana'nın güvenliği yalnızca güvenlik güçlerinin meselesi değildir.

Adana'nın güvenliği, Adanalının meselesidir.

 

SIĞINAK SAVAŞ İSTEĞİ DEĞİL, TEDBİR İSTEĞİDİR

 

Sığınak kelimesi insanın içine bir ürperti bırakıyor.

 

Çünkü sığınak denildiğinde aklımıza savaş geliyor.Ama meseleyi başka bir yerden okumak gerekiyor.

Evimizde yangın tüpü bulundurmak yangın çıkmasını istemek değildir.Emniyet kemeri takmak kaza yapmak istemek değildir.

 

Deprem çantası hazırlamak deprem beklemek değildir. Sığınak yapmak da savaş istemek değildir.Tedbir almaktır.

 

Asıl mesele, tedbir alırken topluma korku pompalamamak; aksine güven duygusu verebilmektir. Devletin görevi vatandaşına, “Bir şey olmaz.” demek değil yalnızca. Devletin görevi,

“Bir şey olursa seni nasıl koruyacağımı biliyorum.”

güvenini verebilmektir.

Aradaki fark küçücük bir cümledir. Ama anlamı kocamandır.

 

ADANA'NIN SORUSU

DA BELLİ

 

Şimdi Adana olarak kendi kendimize sormalıyız:

Biz hazır mıyız..? Bir kriz yaşandığında vatandaş nereye gidecek..?

Mahallesindeki sığınak nerede..? Kaç kişilik..?

Engelli vatandaş için giriş var mı..? Çocuklar için düzenleme yapılmış mı..?

Yaşlılar nasıl taşınacak..?

Hastanelerin acil durum planları hazır mı..?

Su nereden gelecek..?

Elektrik kesilirse ne olacak..? Temiz hava sistemi nasıl çalışacak..?

Gıda kaç gün yetecek..?

Bunlar savaş senaryosu yazmak değildir.Bunlar şehir planlamasının sorularıdır. Çünkü kriz geldiğinde “keşke” kelimesinin hiçbir mühendislik değeri yoktur.

Plan krizden önce yapılır.

Hazırlık krizden önce yapılır.Tatbikat krizden önce yapılır.

 

ASLINDA EN BÜYÜK SIĞINAK

 

Fakat bütün bunların ötesinde başka bir gerçek daha var. Duvarları ne kadar kalın yaparsanız yapın, insanlığın vicdanı zayıflamışsa o duvarlar dünyayı kurtaramaz.

 

Filtreli havalandırma sistemi zehirli gazı dışarıda bırakabilir.Ama nefret dilini dışarıda bırakamaz. Beton bombayı durdurabilir.Ama düşmanlığı durduramaz.

 

Su deposu susuzluğu giderir. Ama savaşın açtığı yarayı tek başına iyileştiremez.İşte bu yüzden dünyanın asıl ihtiyacı yalnızca sığınaklar değildir.Diyalogdur.Diplomasidir. Akıldır.Sabırdır.

Barıştır. Çünkü insanlık, her savaşın ardından yeni bir sığınak yaparak sonsuza kadar yaşayamaz.

 

Bir gün dönüp kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Biz neden bu kadar savaşmak zorundayız?”

 

ÇOCUKLARIMIZIN KORKUYLA BÜYÜMESİNE İZİN VERMEYELİM

 

Bugünün çocuklarına dikkat edin. Onlar savaş görüntülerini televizyondan değil, telefon ekranlarından da görüyor. Bir füzenin gökyüzündeki görüntüsü birkaç saniye içinde milyonlarca çocuğun karşısına çıkabiliyor.

 

Bu nedenle bizim görevimiz çocuklara yalnızca sığınakların yerini öğretmek değildir. Onlara barışın neden gerekli olduğunu da anlatmaktır.

Çünkü sığınak çocuğu korur.

 

Ama barış, çocuğun geleceğini korur.Aradaki farkı unutmayalım.

 

NİHAYETİNDE

 

Bugün Türkiye sığınakları konuşuyor. Adana da konuşmalı. Ama korkarak değil. Bilerek.Sorarak.

Denetleyerek.Hazırlanarak. En önemlisi, insan hayatını siyasetin, hesapların ve günlük tartışmaların üzerinde tutarak. Çünkü savaşın kazananı olmaz.

 

Savaş bittiğinde geriye bazen yıkılmış şehirler, yarım kalmış hayatlar, fotoğraflarda kalan çocuklar ve susturulamayan acılar kalır. Bu yüzden sığınaklarımız sağlam olsun. Ama keşke hiçbir zaman kapılarını açmak zorunda kalmasın. Duvarlarımız güçlü olsun.

Ama ülkeler arasındaki duvarlar yükselmesin.

Çocuklarımız için hazırlıklı olalım.

 

Ama çocuklarımıza korkuyu miras bırakmayalım.Bugün kendimize bir kez daha soralım:

“Ne oldu da sığınakları konuşmaya başladık?”

 

Belki de bu sorunun en güzel cevabı şudur:

 

İnsanlık, barışın kıymetini yeniden hatırlamak zorunda kaldı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.