Bazı fotoğraflar vardır; yalnızca bir görüntüyü değil, koskoca bir şehrin hafızasını taşır.
İşte Sabri Gül’ün arşivinden gün yüzüne çıkan Tarihi Yeni Han fotoğrafı da böyle bir kare.
Fotoğrafa baktığınızda önce ahşap sütunları, geniş saçakları, eski han mimarisini görüyorsunuz. Sonra gözünüz kadınlara ve genç kızlara takılıyor. Tezgâhların başında halı dokuyorlar. Bir başka tarafta insanlar oturuyor, çalışıyor, hayat devam ediyor.
Bugün sessizliğe terk edilmiş olabilecek bir mekânın içerisinde, yıllar önce hayat vardı.
Emek vardı. Zanaat vardı. Kadınların ellerinde şekillenen bir üretim vardı.
Ve bütün bunlar, bir fotoğraf karesinde bugüne kadar ulaşmış durumda.
Sabri Gül, Eski Adana Fotoğrafları Koleksiyoneri ve Fotoğraf Üstadı olarak yıllardır kent belleğine önemli bir hizmet veriyor. Onun arşivinden çıkan bu kareleri yalnızca nostalji olarak görmemek gerekiyor.
Çünkü eski fotoğraflar, Adana’nın yazılı olmayan tarihidir.
Bir han, binlerce hikâye.
Adana’nın eski şehir merkezinde hanlar yalnızca ticaret yapılan yapılar değildi.
Hanlar; tüccarın, esnafın, ustanın, işçinin, yolcunun, zanaatkârın buluştuğu hayat merkezleriydi.
Yeni Han da bu geçmişin önemli tanıklarından biri.
Fotoğraftaki halı tezgâhları bize şunu söylüyor:
Bir zamanlar bu duvarların arasında üretim vardı.
Bugün o sesleri duyamıyoruz.
Tezgâhların ritmik sesleri yok.
İnsanların konuşmaları, alışverişleri, pazarlıkları yok.
Ama fotoğraf konuşuyor.
Hem de yıllardır susturulmuş bir şehir diliyle…
1919’un Adana’sını anlamak
1919 yılı Adana için kolay bir yıl değildi.
İşgal yılları, şehrin sosyal ve ekonomik yapısını değiştirdi. Fransız işgal yönetiminin bölgede oluşturduğu yeni düzen içerisinde farklı topluluklara yönelik çeşitli ekonomik ve sosyal yapılanmalar da ortaya çıktı.
Yeni Han’daki bu görüntünün de o dönemin üretim hayatına ilişkin önemli ipuçlarından biri olabileceği değerlendiriliyor.
Ancak tarihçi titizliğiyle hareket etmek gerekiyor.
Fotoğrafın kesin tarihi, atölyenin kim tarafından işletildiği, burada çalışan insanların kimler olduğu ve hanın hangi bölümünün bu amaçla kullanıldığı arşiv belgeleriyle ortaya konulmalı.
İşte tam da burada mesele büyüyor.
Çünkü bir fotoğraf, araştırılmayı bekleyen bir sorudur.
Yeni Han restore edilirse yalnızca bir bina kurtulmaz
Bugün Yeni Han’a baktığımızda yalnızca eski bir yapıyı görmemeliyiz.
Orada Adana’nın ekonomik tarihi, sosyal hayatı, zanaat kültürü ve insan hikâyeleri yatıyor.
Bu nedenle Yeni Han’ın restore edilerek kent yaşamına ve turizme kazandırılması, sıradan bir restorasyon çalışması olarak değerlendirilmemeli.
Burası belki bir Kent Belleği Merkezi olabilir.
Belki eski Adana esnafının hikâyeleri burada anlatılabilir.
Belki Sabri Gül gibi koleksiyonerlerin arşivlerinden seçilecek fotoğraflar sergilenebilir.
Halı dokuma tezgâhları yeniden kurulabilir.
Adana’nın eski zanaatları gençlere gösterilebilir.
Böylece turist yalnızca bir binaya bakıp geçmez.
O binanın hikâyesini dinler.
Adana’nın taşı toprağı değil, hafızası korunmalı
Şehirler yalnızca yeni binalarla büyümez.
Geçmişini koruyarak da büyür.
Adana’nın Tepebağ’ı, Taşköprü’sü, Büyük Saat’i, Kapalıçarşı’sı, Arasta’sı, hanları, hamamları ve eski mahalleleri bir bütünün parçalarıdır.
Her biri Adana’nın geçmişinden bugüne uzanan birer cümledir.
Biz bu cümleleri silersek, çocuklarımıza sadece beton bir şehir bırakırız.
Oysa Adana’nın çocukları, kendi şehirlerinin hikâyesini bilerek büyümeli.
Sabri Gül’ün fotoğrafı bana bir kez daha şunu düşündürdü:
Bir şehrin hafızası kaybolursa, şehir yerinde kalsa bile kimliğini kaybeder.
Yeni Han’ın kapıları yeniden açılmalı.
İçerisine yeniden insan sesi dolmalı.
Ve o eski fotoğraftaki kadınların, kızların, ustaların, emekçilerin hatırası yeniden Adana’nın hayatına karışmalı.
Çünkü tarihi korumak geçmişe bakmak değil; geleceğe kim olduğumuzu söylemektir.
Adana’nın geçmişi, Adana’nın geleceğidir.
