SERAY SAYAR LEVENT
Köşe Yazarı
SERAY SAYAR LEVENT
 

Bana Ne Demeye Çalıştı?

14 Şubat Sevgililer ya da Sevgi Günü ve sevginin hoşgörünün olmadığı toplumların içinde kendimizi sevmeyi beceremezken, başkalarını nasıl seve biliriz ki? Yine kendimizi sevememenin, sevgisizliğin sarmalında yaşamaya çalıştığımız ve ruhsal olarak bedenimizi, ruhumuzu hasta ettiğimiz bir konuyla karışınızdayım…  Bana ne demeye çalıştı? Evet, şöyle oturun kendi kendinize etrafınızı, yakınınızdakini berinizdekini bir tartın…  Benim sosyal çevremde bu tiplerden bir iki tane de olsa var… Ve ben onların bu ruh halinin bir hastalık olduğunu kabul ettiğimden bu yana davranışları önemsememeye, sadece selam verip geçeye başladım bile… Her hareketinizi, konuşmanızı tehdit olarak algılayan bu kişilerden mümkün olduğunca uzak durmanızı tavsiye ederim. Çünkü bizler ruh bilimci ya da doktor değiliz ve onları iyileştirme gibi bir göreviz yok. Zira bilinçli bir davranış olmadığı için sonucunda biz kaybederiz. Bu tip insanlar o anki ruh hallerinden haberli olmadığı için ağır konuşmalar, suçlamalar yaptıktan sonra, hiç bir şey olmamış gibi yollarına devam ederler, Siz sorduğunuzda farkında olmadıkları için, sizin yanlış anladığınızı ifade ederek su üstüne yağ gibi çıkarlar. Bu yazıyı onların okumayacağını tahmin ediyorum keşke okusalar ve kendi içlerinde karşılaştırma yapabilip sorunlarını çözseler. Haydi bakalım… Gelelim bu insanlara… Onlarla konuşurken kendinizi CIA sorgu odasında gibi hissedersiniz. “Çay içer misin?” dersiniz, – “Bu bir tehdit mi?” “Bugün hava çok güzel” dersiniz, – “Alt metni ne bunun?” Bu psikolojide yaşayan insanlar için hayat, dev bir mayın tarlasıdır. Her kelime potansiyel bir saldırı, her mimik gizli bir operasyon, her suskunluk ise kesin bir darbe planıdır. Biri “Nasılsın?” diye sorar. Normal insan: “İyiyim, sen?” Bu ekip: “Neden sordun?” Çünkü burada soru yoktur, niyet vardır. Masumiyet diye bir şey zaten yoktur. O, en fazla iyi kamufle  edilmiş bir tuzaktır. Bu kişilerle sohbet ederken cümleleriniz otomatik olarak savunma sanayii ürününe dönüşür: “Yanlış anlama ama…” “Üzerine alınma sakın…” “Ben sadece şunu demek istedim…” Yine de nafile. Çünkü karşı taraf, henüz siz cümleyi kurmadan, onun karanlık versiyonunu çoktan yazmıştır bile. En sevilen sporları:  Kelimeden düşman üretme  Niyetten komplolar çıkarma  Suskunluktan darbe planı okuma Ve elbette olimpik branşları: Alınganlık maratonu… Bu ruh hali, insanı sürekli tetikte tutar. Dinlenmek yoktur. Çünkü dünya tehlikelidir, insanlar sinsi, cümleler silahlıdır. Hatta bazen noktalama işaretleri bile kuşkuludur. Özellikle üç nokta… Orada kesin bir bit yeniği vardır. Bu psikolojiyle yaşamak zordur. Çünkü insan, en çok da kendi kafasının içinde pusudadır. Ama işin güzel tarafı şudur: Bütün dünyayı düşman sanmak, insanı güçlü yapmaz… Sadece çok yorar. Çünkü bazen biri gerçekten sadece çay içmek istiyordur. Ve bazen bir cümle, gerçekten sadece bir cümledir. Bu ruh haliyle yaşamak, sürekli iç savaş modunda gezmek gibidir. Barış yok, ateşkes yok, diplomasi hiç yok. Herkes potansiyel hain, herkes gizli düşman, herkes “bir şeyler çeviriyor.” Ve en acısı: Bunca düşmanın arasında en büyük zararı yine kendilerine verirler. Çünkü insan, bütün dünyayı düşman ilan ettiğinde, sonunda tek başına kalır. Sonra da dönüp der ki: “Zaten kimseye güven olmaz.” Olmaz tabii. Sen güveni, kapıdan içeri almıyorsun ki… Şunu lütfen unutmayalım, eğer biri, sizinle ilgili yargıda bulunuyorsa zaten bunu direk yapar. Lafı dolandırmaz. Neden mi? Öyle bir çağdayız ki kalbi kırılır mı, üzer miyim gibi zarafetin kalmadığı, saygının yerle yeksan olduğu, çekingenliğin anlamsızlığının çoktan fark edildiği dönemlerden geçerken, inanın size gizli mesaj verecek kadar sizi ciddiye alan olmaz… Ayrıca farkındalık adına kutlanan günlerde ki özellikle Sevgi, Sevgililer Günü’nde önce kendinize sevginizi verin… Önce kendinizi sevmeyi öğrenin…Sevmeyi bilenlerin günü kutlu olsun!  Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!
Ekleme Tarihi: 13 Şubat 2026 -Cuma

Bana Ne Demeye Çalıştı?

14 Şubat Sevgililer ya da Sevgi Günü ve sevginin hoşgörünün olmadığı toplumların içinde kendimizi sevmeyi beceremezken, başkalarını nasıl seve biliriz ki?

Yine kendimizi sevememenin, sevgisizliğin sarmalında yaşamaya çalıştığımız ve ruhsal olarak bedenimizi, ruhumuzu hasta ettiğimiz bir konuyla karışınızdayım… 

Bana ne demeye çalıştı?

Evet, şöyle oturun kendi kendinize etrafınızı, yakınınızdakini berinizdekini bir tartın…  Benim sosyal çevremde bu tiplerden bir iki tane de olsa var… Ve ben onların bu ruh halinin bir hastalık olduğunu kabul ettiğimden bu yana davranışları önemsememeye, sadece selam verip geçeye başladım bile… Her hareketinizi, konuşmanızı tehdit olarak algılayan bu kişilerden mümkün olduğunca uzak durmanızı tavsiye ederim. Çünkü bizler ruh bilimci ya da doktor değiliz ve onları iyileştirme gibi bir göreviz yok. Zira bilinçli bir davranış olmadığı için sonucunda biz kaybederiz. Bu tip insanlar o anki ruh hallerinden haberli olmadığı için ağır konuşmalar, suçlamalar yaptıktan sonra, hiç bir şey olmamış gibi yollarına devam ederler, Siz sorduğunuzda farkında olmadıkları için, sizin yanlış anladığınızı ifade ederek su üstüne yağ gibi çıkarlar. Bu yazıyı onların okumayacağını tahmin ediyorum keşke okusalar ve kendi içlerinde karşılaştırma yapabilip sorunlarını çözseler.

Haydi bakalım… Gelelim bu insanlara…

Onlarla konuşurken kendinizi CIA sorgu odasında gibi hissedersiniz.

“Çay içer misin?” dersiniz,

– “Bu bir tehdit mi?”

“Bugün hava çok güzel” dersiniz,

– “Alt metni ne bunun?”

Bu psikolojide yaşayan insanlar için hayat, dev bir mayın tarlasıdır. Her kelime potansiyel bir saldırı, her mimik gizli bir operasyon, her suskunluk ise kesin bir darbe planıdır.

Biri “Nasılsın?” diye sorar.

Normal insan: “İyiyim, sen?”

Bu ekip: “Neden sordun?”

Çünkü burada soru yoktur, niyet vardır.

Masumiyet diye bir şey zaten yoktur. O, en fazla iyi kamufle  edilmiş bir tuzaktır.

Bu kişilerle sohbet ederken cümleleriniz otomatik olarak savunma sanayii ürününe dönüşür:

“Yanlış anlama ama…”

“Üzerine alınma sakın…”

“Ben sadece şunu demek istedim…”

Yine de nafile. Çünkü karşı taraf, henüz siz cümleyi kurmadan, onun karanlık versiyonunu çoktan yazmıştır bile.

En sevilen sporları:

 Kelimeden düşman üretme

 Niyetten komplolar çıkarma

 Suskunluktan darbe planı okuma

Ve elbette olimpik branşları:

Alınganlık maratonu…

Bu ruh hali, insanı sürekli tetikte tutar. Dinlenmek yoktur. Çünkü dünya tehlikelidir, insanlar sinsi, cümleler silahlıdır. Hatta bazen noktalama işaretleri bile kuşkuludur. Özellikle üç nokta… Orada kesin bir bit yeniği vardır.

Bu psikolojiyle yaşamak zordur. Çünkü insan, en çok da kendi kafasının içinde pusudadır.

Ama işin güzel tarafı şudur: Bütün dünyayı düşman sanmak, insanı güçlü yapmaz… Sadece çok yorar.

Çünkü bazen biri gerçekten sadece çay içmek istiyordur.

Ve bazen bir cümle, gerçekten sadece bir cümledir.

Bu ruh haliyle yaşamak, sürekli iç savaş modunda gezmek gibidir. Barış yok, ateşkes yok, diplomasi hiç yok. Herkes potansiyel hain, herkes gizli düşman, herkes “bir şeyler çeviriyor.”

Ve en acısı: Bunca düşmanın arasında en büyük zararı yine kendilerine verirler.

Çünkü insan, bütün dünyayı düşman ilan ettiğinde, sonunda tek başına kalır.

Sonra da dönüp der ki: “Zaten kimseye güven olmaz.” Olmaz tabii.

Sen güveni, kapıdan içeri almıyorsun ki…

Şunu lütfen unutmayalım, eğer biri, sizinle ilgili yargıda bulunuyorsa zaten bunu direk yapar. Lafı dolandırmaz. Neden mi? Öyle bir çağdayız ki kalbi kırılır mı, üzer miyim gibi zarafetin kalmadığı, saygının yerle yeksan olduğu, çekingenliğin anlamsızlığının çoktan fark edildiği dönemlerden geçerken, inanın size gizli mesaj verecek kadar sizi ciddiye alan olmaz…

Ayrıca farkındalık adına kutlanan günlerde ki özellikle Sevgi, Sevgililer Günü’nde önce kendinize sevginizi verin… Önce kendinizi sevmeyi öğrenin…Sevmeyi bilenlerin günü kutlu olsun! 

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.