Takvimler 6 Şubat’ı gösteriyor. Saat 04.17’de zaman durdu. Ama ilginçtir; bazıları için hiç durmamış gibi… Mesela ihmaller için, imzalar için, “olmaz bir şey” ler için. Deprem oldu. Büyük oldu.
Öyle böyle değil, “asrın felaketi” dendi. Asır geçti ama sorumlular hâlâ yerinde duruyor.
Demek ki felaket asırlık, cezası ise süresiz ertelenmiş. İnsanlar evsiz kaldı. Bazıları mezarsız.
Bazıları hâlâ konteynerde, bazıları hatıralarının enkazında yaşıyor. Ama merak etmeyin, dosyalar çok güvende. Raflar sağlam. Adalet binası deprem yönetmeliğine uygun belli ki; vicdan kısmı hariç.
Bir ülkede bina çöker, Bir ülkede sistem çöker, Ama en hızlı toparlanan şey unutma refleksi olur.
“Yara sarıldı” deniyor. Evet, sarıldı… Ama bandajın altı enfeksiyon ve her 6 Şubat’ta o yara kaşınıyor, kanıyor, hatırlatıyor.
Deprem bize ne öğretti biliyor musunuz?
Kaderin betonla ilgisi olmadığını. İhmalin mühendislik hesabı yaptığını. Suçun çoğu zaman yer çekimine değil, yukarıya doğru çalıştığını.
Ben de oradaydım. Sarsıntı geçti ama geçmeyen bir şey var: “Bu kadar insan öldü ve hâlâ kimse utanmadı” hissi.
Anma törenleri yapılıyor. Dualar ediliyor. Helvalar kavruluyor. Ama adalet hâlâ çiğ.
Belki de bu yüzden bu ülkede En sağlam yapı Unutulmuşluk…
6 Şubat’ı anıyoruz. Ama asıl korkutucu olan şu: Bir daha olursa, yine “şaşıracağız.”
Çünkü deprem doğal, Ama bu düzen tamamen insan yapımı.
“6 Şubat’ta evler yıkıldı; ama asıl enkaz, hâlâ adını söylemeye cesaret edemediğimiz vicdanımızın altında.”
“Toprağın altına gömdüklerimizi andık, ama onları oraya gömen düzeni hâlâ ayakta alkışlıyoruz.”
Üç yıl mı? Geçti aradan… Peki, ne değişti?
Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!
