AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

AHLAK NEDEN AŞINIYOR?

  Bir toplumun ahlakı bir sabah ansızın bozulmaz. Ne dürüstlük bir gecede kaybolur ne de vicdan birden susar. Çürüme çoğu zaman sessiz ilerler. Önce küçük bir yanlış hoş görülür, sonra ona bir gerekçe bulunur, ardından ”Bunu herkes yapıyor” denir. Bir süre sonra önceleri ayıp sayılan davranış bugün sıradanlaşır.   Ahlakın aşınması biraz eski bir duvarın sıvasının dökülmesine benzer. Önce küçük bir çatlak belirir. Önemsenmez. Yağmur girer, rüzgâr işler, çatlak büyür. Sonunda insan duvarın neden yıkıldığını değil, nasıl olup da bu kadar uzun süre ayakta kaldığını düşünmeye başlar. Bugün yaşadığımız sorunlardan biri belki de budur: Yanlışın normalleşmesi.   İnsan çevresinde sürekli aynı davranışı gördüğünde ona alışıyor. Torpil yapılıyorsa “düzen böyle” diyor. Birileri hak etmeden yükseliyorsa “devir onların devri” diye düşünüyor. Yalan başarı getiriyorsa doğruluğun değerinden kuşku duymaya başlıyor. Çalışmadan kazananlar alkışlanırken emeğiyle yaşayan insan küçümseniyorsa, gençlere sabırdan ve dürüstlükten söz etmenin değeri kalmıyor.   Çünkü ahlak öğütle öğrenilmez; örnekle öğrenilir. Bir baba çocuğuna yalan söylememesini öğütleyip telefonda “evde yokum de” diyorsa, çocuk sözü değil davranışı öğrenir. Bir öğretmen adaletten söz edip öğrenciler arasında ayrım yapıyorsa, ders kitabındaki değerlerin anlamı azalır. Bir yönetici liyakat anlatıp yakınlarını kayırıyorsa, kurumun duvarına “dürüstlük” yazmanın pek faydası kalmaz.İnsanlar söylenene değil, gördüklerine, yaşanana inanırlar.   Ahlakı aşındıran ikinci büyük güç, hayatın giderek bir yarışa dönüşmesidir. Daha fazla para, daha yüksek makam, daha büyük ev, daha yeni otomobil, daha çok takipçi… İnsan sürekli başkalarıyla karşılaştırılıyor. “Nasıl bir insansın?” sorusunun yerini yavaş yavaş “Neye sahipsin?” sorusu alıyor. Oysa insan sahip oldukları büyüdükçe değil, vicdanının sınırları genişledikçe büyür.   Bir başka sorun da utanma duygusunun zayıflamasıdır. Buradaki utanma, insanın kendisini değersiz görmesi değildir. Aksine, insanın kendi davranışını kendi vicdanında tartabilmesidir. Eskiden “ayıp olur”, “haksızlık olur”, “başkasının hakkıdır” gibi cümleler toplumsal hayatın görünmez frenleriydi. Bunlar çoğu kez insan davranışına ahlak konusunda sınır koyan uyarılardı.   Peki ne yapılabilir? Belki önce büyük ahlak nutuklarından vazgeçmek gerekir. Çünkü toplumlar güzel sözlerle değil, adil düzen ve iyi örneklerle değişir. Çocuk okulda sıraya girmenin yalnızca bir disiplin kuralı olmadığını, başkasının hakkına saygı olduğunu öğrenmeli. Genç, çalışmasının karşılığını alabileceğine inanmalı. İşe girmek için tanıdık değil, yetenek gerektiğini görmeli. İnsan, dürüst olduğunda kaybetmeyeceğini; hile yaptığında ise bunun mutlaka bir karşılığı bulunduğunu bilmeli.   Aile, okul, işyeri, medya ve kurumlar aynı basit mesajı vermelidir: Emek değerlidir; Yalan ayıptır, günahtır; Emanet korunur; hak yenmez; Güçlü olmak, her istediğini yapmak değildir.  Ahlak aslında çok karmaşık bir şey değildir. Bir lokmayı bölüşmek, verilen sözü tutmak, düşene el uzatmak, emanete sahip çıkmak, hak etmediğini almamak, hata yaptığında özür dileyebilmek; hepsi ahlaklı olmanın bir parçasıdır   Uygarlık dediğimiz saygın yapı,  küçük davranışların üst üste konulmasıyla kuruluyor. Aynı şekilde çöküş de küçük yanlışların birikmesiyle geliyor. Bu nedenle dünyayı değiştirmek için büyük kahramanlara gerek yoktur.  İhtiyacımız olan kendisine sunulan haksız ayrıcalığı reddeden insanlardır. Çünkü ahlakın yeniden doğduğu yer tam da orasıdır: “Herkes yapıyor olabilir; ama ben yapmayacağım.” Ahlaklı bir toplumun geleceği, bu cümleyi söyleyebilen insan sayısının çoğalmasına bağlıdır.
Ekleme Tarihi: 04 Ekim 2026 -Pazar

AHLAK NEDEN AŞINIYOR?

 

Bir toplumun ahlakı bir sabah ansızın bozulmaz. Ne dürüstlük bir gecede kaybolur ne de vicdan birden susar. Çürüme çoğu zaman sessiz ilerler. Önce küçük bir yanlış hoş görülür, sonra ona bir gerekçe bulunur, ardından ”Bunu herkes yapıyor” denir. Bir süre sonra önceleri ayıp sayılan davranış bugün sıradanlaşır.

 

Ahlakın aşınması biraz eski bir duvarın sıvasının dökülmesine benzer. Önce küçük bir çatlak belirir. Önemsenmez. Yağmur girer, rüzgâr işler, çatlak büyür. Sonunda insan duvarın neden yıkıldığını değil, nasıl olup da bu kadar uzun süre ayakta kaldığını düşünmeye başlar. Bugün yaşadığımız sorunlardan biri belki de budur: Yanlışın normalleşmesi.

 

İnsan çevresinde sürekli aynı davranışı gördüğünde ona alışıyor. Torpil yapılıyorsa “düzen böyle” diyor. Birileri hak etmeden yükseliyorsa “devir onların devri” diye düşünüyor. Yalan başarı getiriyorsa doğruluğun değerinden kuşku duymaya başlıyor. Çalışmadan kazananlar alkışlanırken emeğiyle yaşayan insan küçümseniyorsa, gençlere sabırdan ve dürüstlükten söz etmenin değeri kalmıyor.

 

Çünkü ahlak öğütle öğrenilmez; örnekle öğrenilir. Bir baba çocuğuna yalan söylememesini öğütleyip telefonda “evde yokum de” diyorsa, çocuk sözü değil davranışı öğrenir. Bir öğretmen adaletten söz edip öğrenciler arasında ayrım yapıyorsa, ders kitabındaki değerlerin anlamı azalır. Bir yönetici liyakat anlatıp yakınlarını kayırıyorsa, kurumun duvarına “dürüstlük” yazmanın pek faydası kalmaz.İnsanlar söylenene değil, gördüklerine, yaşanana inanırlar.

 

Ahlakı aşındıran ikinci büyük güç, hayatın giderek bir yarışa dönüşmesidir. Daha fazla para, daha yüksek makam, daha büyük ev, daha yeni otomobil, daha çok takipçi… İnsan sürekli başkalarıyla karşılaştırılıyor. “Nasıl bir insansın?” sorusunun yerini yavaş yavaş “Neye sahipsin?” sorusu alıyor. Oysa insan sahip oldukları büyüdükçe değil, vicdanının sınırları genişledikçe büyür.

 

Bir başka sorun da utanma duygusunun zayıflamasıdır. Buradaki utanma, insanın kendisini değersiz görmesi değildir. Aksine, insanın kendi davranışını kendi vicdanında tartabilmesidir. Eskiden “ayıp olur”, “haksızlık olur”, “başkasının hakkıdır” gibi cümleler toplumsal hayatın görünmez frenleriydi. Bunlar çoğu kez insan davranışına ahlak konusunda sınır koyan uyarılardı.

 

Peki ne yapılabilir? Belki önce büyük ahlak nutuklarından vazgeçmek gerekir. Çünkü toplumlar güzel sözlerle değil, adil düzen ve iyi örneklerle değişir. Çocuk okulda sıraya girmenin yalnızca bir disiplin kuralı olmadığını, başkasının hakkına saygı olduğunu öğrenmeli. Genç, çalışmasının karşılığını alabileceğine inanmalı. İşe girmek için tanıdık değil, yetenek gerektiğini görmeli. İnsan, dürüst olduğunda kaybetmeyeceğini; hile yaptığında ise bunun mutlaka bir karşılığı bulunduğunu bilmeli.

 

Aile, okul, işyeri, medya ve kurumlar aynı basit mesajı vermelidir: Emek değerlidir; Yalan ayıptır, günahtır; Emanet korunur; hak yenmez; Güçlü olmak, her istediğini yapmak değildir.  Ahlak aslında çok karmaşık bir şey değildir. Bir lokmayı bölüşmek, verilen sözü tutmak, düşene el uzatmak, emanete sahip çıkmak, hak etmediğini almamak, hata yaptığında özür dileyebilmek; hepsi ahlaklı olmanın bir parçasıdır

 

Uygarlık dediğimiz saygın yapı,  küçük davranışların üst üste konulmasıyla kuruluyor. Aynı şekilde çöküş de küçük yanlışların birikmesiyle geliyor. Bu nedenle dünyayı değiştirmek için büyük kahramanlara gerek yoktur.  İhtiyacımız olan kendisine sunulan haksız ayrıcalığı reddeden insanlardır. Çünkü ahlakın yeniden doğduğu yer tam da orasıdır: “Herkes yapıyor olabilir; ama ben yapmayacağım.” Ahlaklı bir toplumun geleceği, bu cümleyi söyleyebilen insan sayısının çoğalmasına bağlıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.