Ülke gündemi bir okul öğretmeninin öğrencisi tarafından öldürülmesiyle başka bir boyut kazandı. Birkaç ay önce bir ortaokul müdürü yine okulda bir öğrencisi tarafından bıçaklanmıştı. 2024 yılında bir lise müdürü (İbrahim Oktugan) 17 yaşındaki eski bir öğrencisi tarafından makam odasında silahla öldürülmüştü.
Daha önce gerçekleşen velilerin öğretmenleri darp etme, tehdit etme, onlara şiddet uygulama gibi girişimlerini daha saymıyoruz bile.. Öğrencilerin birbirlerine yaptıkları bu boyuttaki, birbirlerini sakat bırakacak, komaya, bitkisel hayata sokacak boyuta getiren şiddeti ise “akran zorbalığı” adı altında ayrıca klasörledik ve dedik ki bu artık zorbalık değil, şiddetin, vahşetin son noktası falan.. Üstelik ilkokul çağı çocuklarında bile bunu gördük. Disiplin cezası yok, yaptırım yok, caydırma desen hiç yok.
Bu arada unutmadan en seçkin ve prestijli liselerimizden İstanbul Erkek Lisesinde geçtiğimiz aylarda yaşanan zorbalık skandalı yine bu toplumsal çürümenin ve linç kültürümüzün ayrı bir sonucudur. Bakın o da unutuldu bile..Yani göz göre göre, bile bile geldi bu cinayet. Öğrenci yapınca, çocuk yapınca “cinayet” kelimesi biraz büyük beden gibi iğreti duruyor ama sonuçta aynı şey. Kasten adam öldürmek.
Ne yapacağız yani tedbir almak ve harekete geçmek için? Bir zamanlar trafik kazalarında hayatını kaybedenler gibi veya terör örgütü tarafından öldürülen askerlerimiz gibi günlük çetele falan mı tutacağız? Yeterince kayıp verdikten sonra mı bir şeyler yapılacak?
Bu aşamaya nasıl gelindi aslında hepimiz biliyoruz. Herkes biliyor.. Sosyal medyada da çok güzel ifade edildi hepsi. Önce öğretmen itibarsızlaştırıldı, değersizleştirildi. Başlangıçta özel sektör öğretmenleri deşersizleştirildi. Asgari ücretle ağır şartlarda çalışmaya zorlandılar. Daha bu sorun çözülemeden özel sektör velisi “senin maaşın benim paramla ödeniyor” havasına girerek öğretmene tepeden bakmaya ve sözünü geçirmeye çalıştı. Kısmen de başardı, okulun yöneticilerinin duruşuna bağlı olarak.
Öğretmenin notu elinden alındı. Sınıfta kalmak şöyle dursun, sistemden kaldırıldığı gibi bol bol yüksek notlar verilmek zorundaydı. Öğretmen gerekirse kalem ve silgiyle yazılı kâğıdına müdahale ederek o yüksek notu vermek zorundaydı. Çünkü artık o notu-puanı öğrenci almıyor, öğretmen veriyordu. Ödevini yapmasa da, dersi dinlemese de öğrenci performans notu 100 olmalıydı. Hiç ödev yapmayan en yaramazı 80 olabilirdi belki.. Onun da velisi gelip hesap sormazsa iyiydi. “Biz bunun için mi para veriyoruz bu okula” diyerekten.Sonra bu veli profili devlete de sirayet etti. Artık velilerin orada da borusu çok sert ötüyordu.
Öğretmenin ciddiyeti ve disiplini elinden alındı. Cimer’e şikayet etme gibi biz kozları vardı artık. “Çocuğuma selam vermedi, yüzüne gülmedi, çocuğum parmak kaldırdı ama söz hakkı vermedi, çocuğumu arkadaşından özür dilemeye zorlamış, dans gösterisinde arka sıraya yerleştirmiş, kimse benim çocuğuma hükmedemez…” gibi akıl dışı gerekçelerle cimere şikayetler yağdırıldı.
Önce 2014 de çıkan yasa gerekçe gösterilerek özel okul patronları, sonra veliler, (yani ebeveynler, bu ayrı bir yazı konusudur bu arada buna tekrar döneceğiz) sonra zaten işlevsel ve yeterli gelmeyen okul disiplin yönetmeliğinin iyice gevşetilmesi, sonra tasarruf tedbirleri adı altında nedense okullardan ve eğitim sektöründen başlayan malzeme, personel, güvenlik tedbirleri kısıtlaması, bir yandan devam eden toplumsal ahlaki çöküş ve şiddet eğilimlerindeki artış.
Ve sokaktaki şiddetin yeterli cezai ve hukuki karşılığının yerine getirilememesi, buna ister madde kullanımı deyin, ister çeteleşme deyin, ister suça sürüklenen ya da suç için eğitilen çocuk deyin hepsi ama hepsi durumu bu noktaya getirdi. Velisinden yöneticilerine, milli eğitim bakanından adalet bakanına, televizyon dizlerinden sosyal medyaya, TikTok denen çöplükten çevrim içi oyunlar ve sosyal mecralara kadar.. Hep birlikte el ele bu noktaya gelindi.
Nasıl geri dönülecek? Gerisin geri dönülmek zorunda.
Okul içi güvenlik tedbirlerinde, yönetmeliklerinde, okul dışı sokaktaki suçla mücadelede hukuki ciddi yaptırımlarla. Cahil veya çocuğunu dijitale emanet etmiş ihmalkar ebeveynler veya çok bilmiş ebeveynler, ya da kendi kompleksini, değersizliğini öğretmenin üstüne kusarak pirim kasmaya ve kendini değerli hissetmeye çalışan, ama gücü anca öğretmene yeten, özünde “öz değersiz ve özgüvensiz” ebeveynler de kendilerine bir zahmet aynada bakarak ve şapkayı önlerine koyup düşünerek. Yalnız uzun uzun, ebeveynlik geçmişlerini tarayarak düşünerek gerisin geri adımlar atılmak zorunda.
