FATMA NUR TOZLU
Köşe Yazarı
FATMA NUR TOZLU
 

Okul Cinayetleri…

    Okullarda yaşanan korkunç olaylar bana “Adolescense” dizisini hatırlattı. Yayınlandığı dönemde -ki tam bir yıl oldu- çok ses getirmişti. İzleyenler izlemeyenlere tavsiye etmişti. Dizide 13 yaşında sessiz, sakin, kendi halinde bir çocuk cinayet suçlamasıyla yargılanıyordu. Ortalama bir aile, ortalama bir gelir düzeyi, rutin bir hayat ve hiç olmayacak, akla gelmeyecek şey çocuğun cinayet işlemesi.  Altta yatan dengeler ergenlik süreci, kimlik ve kişilik gelişimi, cinsel gelişime dair çevresel etkenler, akran zorbalığı ve tabi başrolde dijital dünya.. Hepsine tüm dünya aşina. Batıdan doğuya doğru tüm dünyaya yayılan popüler olan akımlar, bozulan kültür, gevşeyen aile bağları, ekonomik kriz ve kendi kendine dijitalde büyüyen çocuklar, tüm bunlar sebebiyle ve ihmal sonucu korkunç şeyler yaşayabiliyorlar. Bazen kurban, bazen suçlu rolünde. Ülkelerin yaşam koşulları ve kültürleri bazında değişiklikler baş gösterebiliyor. Bizim ülkemizde herkesin ilk aklına gelen ve haklı olarak hepimizin şikayet ettiği mevcut mafya dizileri. Leblebi gibi adam öldürme, illegal kaynaklardan gelmiş aşırı zenginlik (helal kazançla zengin olan yok neredeyse) normalleşti. Şiddet, nefret, düşmanlık, intikam ve entrikalarla dolu feci aile ilişkileri, yozlaşmış ilişkiler, ekranlara diziler aracılığıyla her gece ama her gece konu olunca, gündüz kuşağında da hakaret ve aşağılamalarla dolu sözüm ona yarışma programları yahut tuhaf aile ilişkilerine tanık olduğumuz, bir şeylerin araştırılıp bulunmaya çalışıldığı kayıp aranıyor tarzı programlar birleşince tüm beynimizi ve algımızı adete çöplüğe çeviriyorlar.. Dizilerin bu denli bozulması yeni değil 15 yıl öncesinde ufak ufak başladı şu an rezilliğin dibine vuruldu. Şikayet ediyorsan izlemeyeceksin o ayrı. İnternetteki denetimsizlik ve başıboşsuzluk ayrı bir yazı konusu. Uzmanlar bas bas bağırıyorlar. Çocuklarınızın gezdiği internet mecralarını kontrol edin, küçük çocuğunuzu bile bilgisayar-tablet başında yalnız bırakmayın. Algoritma anlıyor ve ona göre çocuğu kandıracak, olumsuz yönde etkileyecek içerikler karşısına çıkarıyor diye. Yani ikinci etken denetimsiz sosyal araçlar ve uluslararası internet dolaşımı. Üçüncü ve en önemli etken çocuğu o internet ortamına atan yahut mecbur bırakan aile ortamı. Anne- baba telefona, televizyona mütemadiyen bakarsa, çocuğuyla güvenli bir bağ, sağlıklı iletişim kurmazsa, telefonu-tableti dijital bakıcı gibi “yemeğini yiyor, uslu duruyor karşısında” gibi gerekçelerle küçük yaşlardan itibaren kendi eliyle çocuğa alıştırırsa o dijital ortamdan nasıl koruyacak çocuğunu anne-baba? Çocuğun duygusal ve içsel ihtiyaçları internet ortamındaki sanal oyunlar, sanal arkadaşlıklar, sanal alış verişler aracılığıyla sanal dünyadan karşılanıyor. Bu da ayrı bir yazı konusudur. Buna bir de çocuğunun kusurlarını görmek istemeyen, okuldan gelen uyarıları dikkate almayan, iş birliğine yanaşmak şöyle dursun bir de okulu şikayet eden, hiçbir şeyi üstüne alınmayan bir ebeveyn portresini eklerseniz sonuç yine şaşırtıcı olmaz. Çocuğunun arkasını toplayıp, suçunu gizlemeyi iyi ebeveynlik zannedenler ne zaman düşünmeye başlayacaklar merak ediyorum. Gelelim okullara ve eğitim sistemimize. Yıllardır sistemin eğitim ayağı sapır sapır dökülüyordu zaten. Toplamaya mecalimiz kalmadı. “Ya merkezi sınavlar ya hiç” ikileminde bidon gibi bir o duvara, bir bu duvara çarpıp, debelenip duruyordu. Kalan sağlarla az veya çok hasarlı devam etmeye çalışıyorduk. Zaten “Yahu zaten eğitim bitti, çok da fazla şey yapmayın. Artık olduğu kadar. Çocuğunuz güvende mi? Ona bakın siz.” diye özel okullar bile sadece “güvenlik ve güvenli sosyal çevre” üzerinden kayıt alıyorlardı yıllardır. Nerede güvenlik? Nerede temizlik? Eğitimden geçtik bakın. Çocuğun sekiz saate yakın vakit geçirdiği ortamdan bahsediyorum. Maliye ve Eğitim Bakanlıkları bütçe çıkaramadı mı her okula en az bir temizlik, bir güvenlik görevlisi atayacak? Sokakta adalet olmazsa, okulda huzur olur mu? Sokaktaki suçlu cezalandırılmazsa çocuk bunu okulda denemez mi? Malum tüm günü ve hayatı orada geçiyor. Okullar zorbalıkla mücadelede bitti, disiplin yönetmeliği ya hiç yok ya işlevsiz. Öğretmeninden müdürüne tüm camia ”Bugün de ölmeden okulu bitirdik çok şükür” diyerek kelle koltukta çocuk eğitiyorlar.  “Ceza görmemiş ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur.” demişti Marquis de Sade.  Birbirlerinden, ailelerinde, dizilerden, sosyal platformlardan, okul içi hiçbir işlevi olmayan disiplin yönetmenliğinden cesaret ala ala bu günlere gelindi.  Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı konuya artık ciddiyetle kafa yoracaklar mı acaba? Zira çocuklarımız, sokaklarda ve okullarda ölüyorlar da?  
Ekleme Tarihi: 17 Nisan 2026 -Cuma

Okul Cinayetleri…

 

 

Okullarda yaşanan korkunç olaylar bana “Adolescense” dizisini hatırlattı. Yayınlandığı dönemde -ki tam bir yıl oldu- çok ses getirmişti. İzleyenler izlemeyenlere tavsiye etmişti.

Dizide 13 yaşında sessiz, sakin, kendi halinde bir çocuk cinayet suçlamasıyla yargılanıyordu. Ortalama bir aile, ortalama bir gelir düzeyi, rutin bir hayat ve hiç olmayacak, akla gelmeyecek şey çocuğun cinayet işlemesi.

 Altta yatan dengeler ergenlik süreci, kimlik ve kişilik gelişimi, cinsel gelişime dair çevresel etkenler, akran zorbalığı ve tabi başrolde dijital dünya.. Hepsine tüm dünya aşina. Batıdan doğuya doğru tüm dünyaya yayılan popüler olan akımlar, bozulan kültür, gevşeyen aile bağları, ekonomik kriz ve kendi kendine dijitalde büyüyen çocuklar, tüm bunlar sebebiyle ve ihmal sonucu korkunç şeyler yaşayabiliyorlar. Bazen kurban, bazen suçlu rolünde. Ülkelerin yaşam koşulları ve kültürleri bazında değişiklikler baş gösterebiliyor.

Bizim ülkemizde herkesin ilk aklına gelen ve haklı olarak hepimizin şikayet ettiği mevcut mafya dizileri. Leblebi gibi adam öldürme, illegal kaynaklardan gelmiş aşırı zenginlik (helal kazançla zengin olan yok neredeyse) normalleşti. Şiddet, nefret, düşmanlık, intikam ve entrikalarla dolu feci aile ilişkileri, yozlaşmış ilişkiler, ekranlara diziler aracılığıyla her gece ama her gece konu olunca, gündüz kuşağında da hakaret ve aşağılamalarla dolu sözüm ona yarışma programları yahut tuhaf aile ilişkilerine tanık olduğumuz, bir şeylerin araştırılıp bulunmaya çalışıldığı kayıp aranıyor tarzı programlar birleşince tüm beynimizi ve algımızı adete çöplüğe çeviriyorlar.. Dizilerin bu denli bozulması yeni değil 15 yıl öncesinde ufak ufak başladı şu an rezilliğin dibine vuruldu. Şikayet ediyorsan izlemeyeceksin o ayrı.

İnternetteki denetimsizlik ve başıboşsuzluk ayrı bir yazı konusu. Uzmanlar bas bas bağırıyorlar. Çocuklarınızın gezdiği internet mecralarını kontrol edin, küçük çocuğunuzu bile bilgisayar-tablet başında yalnız bırakmayın. Algoritma anlıyor ve ona göre çocuğu kandıracak, olumsuz yönde etkileyecek içerikler karşısına çıkarıyor diye. Yani ikinci etken denetimsiz sosyal araçlar ve uluslararası internet dolaşımı.

Üçüncü ve en önemli etken çocuğu o internet ortamına atan yahut mecbur bırakan aile ortamı. Anne- baba telefona, televizyona mütemadiyen bakarsa, çocuğuyla güvenli bir bağ, sağlıklı iletişim kurmazsa, telefonu-tableti dijital bakıcı gibi “yemeğini yiyor, uslu duruyor karşısında” gibi gerekçelerle küçük yaşlardan itibaren kendi eliyle çocuğa alıştırırsa o dijital ortamdan nasıl koruyacak çocuğunu anne-baba? Çocuğun duygusal ve içsel ihtiyaçları internet ortamındaki sanal oyunlar, sanal arkadaşlıklar, sanal alış verişler aracılığıyla sanal dünyadan karşılanıyor. Bu da ayrı bir yazı konusudur.

Buna bir de çocuğunun kusurlarını görmek istemeyen, okuldan gelen uyarıları dikkate almayan, iş birliğine yanaşmak şöyle dursun bir de okulu şikayet eden, hiçbir şeyi üstüne alınmayan bir ebeveyn portresini eklerseniz sonuç yine şaşırtıcı olmaz. Çocuğunun arkasını toplayıp, suçunu gizlemeyi iyi ebeveynlik zannedenler ne zaman düşünmeye başlayacaklar merak ediyorum.

Gelelim okullara ve eğitim sistemimize. Yıllardır sistemin eğitim ayağı sapır sapır dökülüyordu zaten. Toplamaya mecalimiz kalmadı. “Ya merkezi sınavlar ya hiç” ikileminde bidon gibi bir o duvara, bir bu duvara çarpıp, debelenip duruyordu. Kalan sağlarla az veya çok hasarlı devam etmeye çalışıyorduk. Zaten “Yahu zaten eğitim bitti, çok da fazla şey yapmayın. Artık olduğu kadar. Çocuğunuz güvende mi? Ona bakın siz.” diye özel okullar bile sadece “güvenlik ve güvenli sosyal çevre” üzerinden kayıt alıyorlardı yıllardır. Nerede güvenlik? Nerede temizlik? Eğitimden geçtik bakın. Çocuğun sekiz saate yakın vakit geçirdiği ortamdan bahsediyorum. Maliye ve Eğitim Bakanlıkları bütçe çıkaramadı mı her okula en az bir temizlik, bir güvenlik görevlisi atayacak?

Sokakta adalet olmazsa, okulda huzur olur mu? Sokaktaki suçlu cezalandırılmazsa çocuk bunu okulda denemez mi? Malum tüm günü ve hayatı orada geçiyor. Okullar zorbalıkla mücadelede bitti, disiplin yönetmeliği ya hiç yok ya işlevsiz. Öğretmeninden müdürüne tüm camia ”Bugün de ölmeden okulu bitirdik çok şükür” diyerek kelle koltukta çocuk eğitiyorlar.

 “Ceza görmemiş ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur.” demişti Marquis de Sade.  Birbirlerinden, ailelerinde, dizilerden, sosyal platformlardan, okul içi hiçbir işlevi olmayan disiplin yönetmenliğinden cesaret ala ala bu günlere gelindi.  Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı konuya artık ciddiyetle kafa yoracaklar mı acaba? Zira çocuklarımız, sokaklarda ve okullarda ölüyorlar da?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.