SERAY SAYAR LEVENT
Köşe Yazarı
SERAY SAYAR LEVENT
 

Biraz Dertleşelim Mi?

Böyle başlıklar attığımda kendi kendime tebessüm etmeden geçemiyorum. Sanki sizin “hayır” deme şansınız varmış gibi… Tek seçeneğiniz bu durumda, yazıyı okumadan geçer gidersiniz. Keşke herkesle tek taraflı iletişim yerine, karşılıklı iletişime geçme şansım olsa. Emek harcamaya vakti olan, meclis üyeliklerine girmeye çalışanlara o yüzden hep imrenirim. Zira eğer o meclise girme şansları olursa ne güzel şehirleri için, toplumun iyileşmesi için söz söyleme imkânları olacak (ya da benim hayalimde ki meclis üyeliği bu olsa gerek ). Ben ve benim gibiler de ancak yüzyıllardır yazar durur. Kime, ne derece sesimizi duyurabiliyoruz pek bilemiyorum. Sadece yazılanların yansımasını okuyucu sayısıyla anlamaktan başka değerlendirme yapıyoruz. Birde bizlere göre normal olan ya da toplumun zaten fısıltıyla birbirlerine anlattıklarını yazdığımızda, toplum normlarına ve yönetime aykırı görülüp savcılığın dikkatini çektiğimizde, “aman… Valla da ciddiye alınıyormuşuz” diyoruz. Anlayacağınız acınacak halimize, mülki amirler de araya girince, hem tırsıyor, hem de gülüyoruz. Seçim koşuşturmaları başladı. Herkes birbirine kötü sözler söylemenin, aşağılamanın doruğunda şuan da Eskiler bir bir öldükten sonra siyaset de bitmişti benim için. Zira bir zarafet vardı parti liderlerinin çekişmelerinde. Espri, nükte, havalarda uçuşuyor kimse belden aşağı vurmuyor ve politikacılar mücadelelerini en kibar şekilde yapıyordu. Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı ki halkın hepsini kucaklayabilmekti liderlik ve yine çok iyi biliyorlardı ki rakip dedikleri arkadaşlarıyla aynı sofrayı paylaşacaklar ve paylaşıyorlar, o yüzden yüz yüze bakacakları insanlara ona göre davranıyorlardı. Anlayacağınız eskiden siyaset saygın bir uğraşı, siyasetçi saygın insanlardan oluşuyordu ve politika tamamıyla akıl işiydi. Ya şimdi? Halkı tanımayan, kazandığı zenginliğin nereden geldiği belli olmayan, bir sayfa kitap okumamış ancak “para var huzur var” diyen kitlenin oyuncağı olmuş durumda, dolayısıyla halk olarak bizimle “ağalar eğleşip” duruyor. Bir adayın koca tepsi simidi 100.00TL ye almaya çalışıp, simitçi çocuğu küçümseme sahnesi… O yüzden artık şaşılacak bir durum değil. Ben halkım ve bu kadar basitliği, kötü yönetimi hak etmiyorum. Ve bu sisteme izin verenler, halkı kötülüğe sürükleyenler, yasaları hiçe saymalarına göz yumanlar, bu halkın ahını hiçbir zaman ödeyemeden eğer varsa öte dünyaya, kapanmamış hesapla gideceğini bilmeliler. Neyse, şuan da kaldırım taşları yine yeniden aynı hatayla tekrar yenileniyor (en büyük hata engelli vatandaşların yürüyemeyeceği yolların, kaldırımların tekrar tekrar yapılması ), makine seslerini duyuyorum, seçim kazanmanın en önemli kriterlerinden biri,”olanı yık, yenisini yap, milletin gözünü boya” bunu öğrendim artık. Anlayacağınız, gitti bizim vergiler yine gereksiz işlere… Bir de uzun zamandır aklıma bir durum takılıyor. Ben şehrin merkezinde oturuyorum. Buraları biraz lükstür, eski Adana Seyhan bölgesi, önceleri zengin kesim olduğu için bu kafelerin, lokantaların kalabalık olduğunu düşünüyordum. Ancak araştırdıktan sonra her bölgenin bu durumda olduğunu gördüm. Şimdi bu yazacağıma gerçekten aklım ermiyor ya da bizler harbiden fakir, düşük gelirlilerde fasfakir olmuş durumda.   Piyasa gerçekten sıkıntıda, ekonomi çökmüş durumda, Türk parasının değeri yerlerde sürünüyor ki bunun kanıtı yeni çıkan 5 Tl madeni paralar. Bir tarafta gerçekten günü kurtarmaya çalışan bir grup varken, bir tarafta ki bu sanki çoğunluğu teşkil ediyor.Harcadığı paranın hesabını tutmayanlar var. Bizim kişi başına gelirimiz mi çoğaldı? Yoksa gerçekten insanlar çıldırıyor mu? Sosyolojik açıdan iyice incelenmesi gereken bir durum yaşıyoruz aslında… Benim birkaç fikrim var bilmem siz ne dersiniz? İnsanlar doğal afetlerden sonra “zaten ölüp gideceğiz” demeye başladılar. Ne kadar çok çalışırsak çalışalım “bu durumda bir mal, mülk sahibi olamayacağız, olanı harcayalım” diyorlar Faiz oranları yükselince, kimse iş, güç, mal, mülk sahibi olmayıp olan paralarının faizini yiyorlar. Zaten kredi kartları limitleri kendiliğinden yükseldi. “Üzerime de hiç bir şey yok donumuzu mu, alacaklar” diyerek, kredi kartları patlatılıyor.   Benim aklıma gelen gerekçeler bunlar, yoksa o kafeteryalar, o lokantalar, o giyim mağazaları nasıl dolup taşar?   Sonsöz; Aslında ne yaşıyorsak, ne durumdaysak, bütün bunların tek sorumlusu biziz,bir ülke halkının iradesiyle yönetilir.Seçim benim değil, ancak tarihte bütün afetlerde masumlarında helak olduğunu hepimiz biliriz. Umarım toplum olarak, bir gün Allah’ın bize verdiği aklı, vicdanı, sorgulama yeteneğini, helak olmadan tekrar kazanırız. Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!
Ekleme Tarihi: 01 Şubat 2024 - Perşembe

Biraz Dertleşelim Mi?

Böyle başlıklar attığımda kendi kendime tebessüm etmeden geçemiyorum. Sanki sizin “hayır” deme şansınız varmış gibi…

Tek seçeneğiniz bu durumda, yazıyı okumadan geçer gidersiniz. Keşke herkesle tek taraflı iletişim yerine, karşılıklı iletişime geçme şansım olsa.

Emek harcamaya vakti olan, meclis üyeliklerine girmeye çalışanlara o yüzden hep imrenirim. Zira eğer o meclise girme şansları olursa ne güzel şehirleri için, toplumun iyileşmesi için söz söyleme imkânları olacak (ya da benim hayalimde ki meclis üyeliği bu olsa gerek ). Ben ve benim gibiler de ancak yüzyıllardır yazar durur.

Kime, ne derece sesimizi duyurabiliyoruz pek bilemiyorum. Sadece yazılanların yansımasını okuyucu sayısıyla anlamaktan başka değerlendirme yapıyoruz. Birde bizlere göre normal olan ya da toplumun zaten fısıltıyla birbirlerine anlattıklarını yazdığımızda, toplum normlarına ve yönetime aykırı görülüp savcılığın dikkatini çektiğimizde, “aman… Valla da ciddiye alınıyormuşuz” diyoruz. Anlayacağınız acınacak halimize, mülki amirler de araya girince, hem tırsıyor, hem de gülüyoruz.

Seçim koşuşturmaları başladı. Herkes birbirine kötü sözler söylemenin, aşağılamanın doruğunda şuan da Eskiler bir bir öldükten sonra siyaset de bitmişti benim için. Zira bir zarafet vardı parti liderlerinin çekişmelerinde. Espri, nükte, havalarda uçuşuyor kimse belden aşağı vurmuyor ve politikacılar mücadelelerini en kibar şekilde yapıyordu. Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı ki halkın hepsini kucaklayabilmekti liderlik ve yine çok iyi biliyorlardı ki rakip dedikleri arkadaşlarıyla aynı sofrayı paylaşacaklar ve paylaşıyorlar, o yüzden yüz yüze bakacakları insanlara ona göre davranıyorlardı. Anlayacağınız eskiden siyaset saygın bir uğraşı, siyasetçi saygın insanlardan oluşuyordu ve politika tamamıyla akıl işiydi. Ya şimdi?

Halkı tanımayan, kazandığı zenginliğin nereden geldiği belli olmayan, bir sayfa kitap okumamış ancak “para var huzur var” diyen kitlenin oyuncağı olmuş durumda, dolayısıyla halk olarak bizimle “ağalar eğleşip” duruyor. Bir adayın koca tepsi simidi 100.00TL ye almaya çalışıp, simitçi çocuğu küçümseme sahnesi… O yüzden artık şaşılacak bir durum değil. Ben halkım ve bu kadar basitliği, kötü yönetimi hak etmiyorum. Ve bu sisteme izin verenler, halkı kötülüğe sürükleyenler, yasaları hiçe saymalarına göz yumanlar, bu halkın ahını hiçbir zaman ödeyemeden eğer varsa öte dünyaya, kapanmamış hesapla gideceğini bilmeliler.

Neyse, şuan da kaldırım taşları yine yeniden aynı hatayla tekrar yenileniyor (en büyük hata engelli vatandaşların yürüyemeyeceği yolların, kaldırımların tekrar tekrar yapılması ), makine seslerini duyuyorum, seçim kazanmanın en önemli kriterlerinden biri,”olanı yık, yenisini yap, milletin gözünü boya” bunu öğrendim artık. Anlayacağınız, gitti bizim vergiler yine gereksiz işlere…

Bir de uzun zamandır aklıma bir durum takılıyor. Ben şehrin merkezinde oturuyorum. Buraları biraz lükstür, eski Adana Seyhan bölgesi, önceleri zengin kesim olduğu için bu kafelerin, lokantaların kalabalık olduğunu düşünüyordum. Ancak araştırdıktan sonra her bölgenin bu durumda olduğunu gördüm. Şimdi bu yazacağıma gerçekten aklım ermiyor ya da bizler harbiden fakir, düşük gelirlilerde fasfakir olmuş durumda.

 

Piyasa gerçekten sıkıntıda, ekonomi çökmüş durumda, Türk parasının değeri yerlerde sürünüyor ki bunun kanıtı yeni çıkan 5 Tl madeni paralar. Bir tarafta gerçekten günü kurtarmaya çalışan bir grup varken, bir tarafta ki bu sanki çoğunluğu teşkil ediyor.Harcadığı paranın hesabını tutmayanlar var.

Bizim kişi başına gelirimiz mi çoğaldı? Yoksa gerçekten insanlar çıldırıyor mu?

Sosyolojik açıdan iyice incelenmesi gereken bir durum yaşıyoruz aslında…

Benim birkaç fikrim var bilmem siz ne dersiniz?

  1. İnsanlar doğal afetlerden sonra “zaten ölüp gideceğiz” demeye başladılar.
  2. Ne kadar çok çalışırsak çalışalım “bu durumda bir mal, mülk sahibi olamayacağız, olanı harcayalım” diyorlar
  3. Faiz oranları yükselince, kimse iş, güç, mal, mülk sahibi olmayıp olan paralarının faizini yiyorlar.
  4. Zaten kredi kartları limitleri kendiliğinden yükseldi. “Üzerime de hiç bir şey yok donumuzu mu, alacaklar” diyerek, kredi kartları patlatılıyor.

 

Benim aklıma gelen gerekçeler bunlar, yoksa o kafeteryalar, o lokantalar, o giyim mağazaları nasıl dolup taşar?  

Sonsöz; Aslında ne yaşıyorsak, ne durumdaysak, bütün bunların tek sorumlusu biziz,bir ülke halkının iradesiyle yönetilir.Seçim benim değil, ancak tarihte bütün afetlerde masumlarında helak olduğunu hepimiz biliriz. Umarım toplum olarak, bir gün Allah’ın bize verdiği aklı, vicdanı, sorgulama yeteneğini, helak olmadan tekrar kazanırız.

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.