AKİF KEMAL AKAY
Köşe Yazarı
AKİF KEMAL AKAY
 

İKTİDAR, MUHALEFET VE BİRİKEN ÖFKE

Bir toplum ne zaman isyan eder? Yalnızca yoksullaştığında mı, işini kaybettiğinde mi, geleceğinden korktuğunda mı? Bunların hepsi önemlidir. Fakat insanı sokağa çıkaran, çoğu zaman sıkıntının kendisi kadar, o sıkıntının duyulmadığını görmesidir. İsyan, bazen ekmeğin küçülmesine; bazen insan yerine konulmamanın dayanılmaz ağırlığına verilen cevaptır Avrupa’daki toplumsal hareketler, farklı nedenlerle ortaya çıksalar da, temsil sorununu düşünmeye çağırıyor. Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketinde geleneksel siyasal yapılara yönelik mesafe, ekonomik talepler kadar dikkat çekiciydi. Çiftçilerin yükselen maliyetler ve gelir baskısı karşısındaki protestoları da ses duyurma arayışını gösterdi. Bu örneklerden çıkarılabilecek yorum, itirazın bazen tek bir hükümeti aşarak siyasetin işleyişine yöneldiğidir. Sokağa çıkanları tek bir düşüncenin temsilcisi sayamayız. Aralarında farklı beklentiler, çelişkili talepler, hatta birbirine karşıt dünya görüşleri bulunabilir. Ortaklaşabildikleri noktalardan biri, kendilerini temsil ettiğini söyleyen yapılara duydukları güvensizliktir. Böylece meydandaki öfke, iktidar kadar muhalefetin alışkanlıklarını da sorgular. Elbette iktidarla muhalefetin sorumluluğu eşit değildir. Bütçeyi kullanan, kamu gücünü yöneten, atamaları yapan ve kararları uygulayan iktidardır. Muhalefetin denetleme ve eleştirme görevi demokrasinin vazgeçilmezidir. Fakat bu görev, çözüm geliştirme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bir yanlışın teşhisini sürekli tekrarlamak, onu giderecek yolun varlığını kanıtlamaz. Muhalefet, önerisinin kaynağını, önceliklerini, uygulama takvimini ve toplumsal bedellerini açıklayabildiği ölçüde güven üretir.  . Siyasetin siyasetsizliği tam burada başlar. Meydanlar, partiler, seçimler, televizyon tartışmaları vardır; fakat toplumun gerçek sorunlarını ortak kararlara dönüştürecek irade zayıflamıştır. Siyaset, birlikte nasıl yaşayacağımızı tartışma ve değiştirme uğraşı olmaktan çıkar; makamların korunmasına, rakiplerin yıpratılmasına, gündemin yönetilmesine indirgenir. Sözcükler çoğalırken düşünce azalır. Herkes konuşur, kimse dinlemez. Yurttaşın hayatıyla siyasetçinin gündemi arasındaki mesafe büyür. Bir toplumun siyasete güveni, yalnızca kötü yönetildiği için sarsılmaz. Kötü yönetim karşısında kendisine inandırıcı bir çıkış yolu gösterilmediğinde de aşınır. İnsanlar bir yandan iktidarın uygulamalarından rahatsız olurken, diğer yandan muhalefetin aynı yakınmaları tekrar etmekten öteye geçemediğini görürse, umutlarını nereye bağlayacaktır?  Kürsüler kurulur, açıklamalar yapılır, karşılıklı suçlamalar birbirini izler.   Bu arada yurttaşın gündelik hayatı ağırlaşmaya devam eder. İş bulamayan genç, ürünü değerlendirilmeyen çiftçi, geçinemeyen emekli açısından temel soru değişmez:   Oluşan siyasetsizliğin en önemli nedeni liyakatsizliktir. Bu sorun iktidar kadrolarında görüldüğünde kamu hizmetini bozar. Bilgi yerine yakınlığın, yetenek yerine bağlılığın, emek yerine görünürlüğün ödüllendirildiği yerde nitelikli insanlar uzaklaşır. İktidarı eleştiren bir parti, kendi içinde aynı kayırmacılığı sürdürüyorsa,  geleceğe güven azalır. Yurttaşın olumlu gelecek beklentisi kaybolur. Sıradanlığın egemenliği de burada kök salar.  Aynı konuşmalar tekrarlanır. İktidar başarısızlığını saklamak, muhalefet hazırlıksızlığını örtmek için sloganlara sığınabilir. Böylece biri mevcut düzeni, diğeri kendi konumunu korurken toplumun yaşamsal geleceği ertelenir. Değişim sözü, değişmeye yanaşmayan örgütlerin dilinde inandırıcılığını kaybeder. Çıkış yolu, iktidarın özeleştiri yapması ve muhalefetin geleceğe çözümleriyle hazırlanmasıdır. İhtiyaçları yerinde dinlemek, uzmanlığı halkın deneyimiyle buluşturmak, uygulanabilir seçenekleri açıkça tartışmak gerekir. Muhalefet kendi yönettiği yerlerde önerilerinin karşılığını gösterebilmeli; kendi kadrolarında liyakati ve katılımı yaşatmalıdır. İktidar da eleştirileri düşmanlık saymadan kararlarını denetime açmalıdır. Siyaset böylece yurttaşın yalnız öfkesine seslenen bir uğraştan çıkıp, hayatını değiştirebildiği ortak bir alana dönüşebilir. İnsanlar sonsuza kadar kötü yönetenlerle iyi eleştirenler arasında sıkışıp kalmak istemez. Yaşanabilir bir gelecek ve o geleceğe ulaşacak güvenilir yollar arar. Bu yollar kapandığında isyan, yalnız iktidara yönelen bir haykırış olmaktan çıkar; bütün siyaset sınıfına sorulan ağır bir soruya dönüşür: Bizim hayatımız değişmeyecekse, sizin kavganız ne içindir?
Ekleme Tarihi: 26 Ekim 2026 -Pazartesi

İKTİDAR, MUHALEFET VE BİRİKEN ÖFKE

Bir toplum ne zaman isyan eder? Yalnızca yoksullaştığında mı, işini kaybettiğinde mi, geleceğinden korktuğunda mı? Bunların hepsi önemlidir. Fakat insanı sokağa çıkaran, çoğu zaman sıkıntının kendisi kadar, o sıkıntının duyulmadığını görmesidir. İsyan, bazen ekmeğin küçülmesine; bazen insan yerine konulmamanın dayanılmaz ağırlığına verilen cevaptır

Avrupa’daki toplumsal hareketler, farklı nedenlerle ortaya çıksalar da, temsil sorununu düşünmeye çağırıyor. Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketinde geleneksel siyasal yapılara yönelik mesafe, ekonomik talepler kadar dikkat çekiciydi. Çiftçilerin yükselen maliyetler ve gelir baskısı karşısındaki protestoları da ses duyurma arayışını gösterdi. Bu örneklerden çıkarılabilecek yorum, itirazın bazen tek bir hükümeti aşarak siyasetin işleyişine yöneldiğidir.

Sokağa çıkanları tek bir düşüncenin temsilcisi sayamayız. Aralarında farklı beklentiler, çelişkili talepler, hatta birbirine karşıt dünya görüşleri bulunabilir. Ortaklaşabildikleri noktalardan biri, kendilerini temsil ettiğini söyleyen yapılara duydukları güvensizliktir. Böylece meydandaki öfke, iktidar kadar muhalefetin alışkanlıklarını da sorgular.

Elbette iktidarla muhalefetin sorumluluğu eşit değildir. Bütçeyi kullanan, kamu gücünü yöneten, atamaları yapan ve kararları uygulayan iktidardır. Muhalefetin denetleme ve eleştirme görevi demokrasinin vazgeçilmezidir. Fakat bu görev, çözüm geliştirme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bir yanlışın teşhisini sürekli tekrarlamak, onu giderecek yolun varlığını kanıtlamaz. Muhalefet, önerisinin kaynağını, önceliklerini, uygulama takvimini ve toplumsal bedellerini açıklayabildiği ölçüde güven üretir.  .

Siyasetin siyasetsizliği tam burada başlar. Meydanlar, partiler, seçimler, televizyon tartışmaları vardır; fakat toplumun gerçek sorunlarını ortak kararlara dönüştürecek irade zayıflamıştır. Siyaset, birlikte nasıl yaşayacağımızı tartışma ve değiştirme uğraşı olmaktan çıkar; makamların korunmasına, rakiplerin yıpratılmasına, gündemin yönetilmesine indirgenir. Sözcükler çoğalırken düşünce azalır. Herkes konuşur, kimse dinlemez. Yurttaşın hayatıyla siyasetçinin gündemi arasındaki mesafe büyür.

Bir toplumun siyasete güveni, yalnızca kötü yönetildiği için sarsılmaz. Kötü yönetim karşısında kendisine inandırıcı bir çıkış yolu gösterilmediğinde de aşınır. İnsanlar bir yandan iktidarın uygulamalarından rahatsız olurken, diğer yandan muhalefetin aynı yakınmaları tekrar etmekten öteye geçemediğini görürse, umutlarını nereye bağlayacaktır?  Kürsüler kurulur, açıklamalar yapılır, karşılıklı suçlamalar birbirini izler.   Bu arada yurttaşın gündelik hayatı ağırlaşmaya devam eder. İş bulamayan genç, ürünü değerlendirilmeyen çiftçi, geçinemeyen emekli açısından temel soru değişmez:  

Oluşan siyasetsizliğin en önemli nedeni liyakatsizliktir. Bu sorun iktidar kadrolarında görüldüğünde kamu hizmetini bozar. Bilgi yerine yakınlığın, yetenek yerine bağlılığın, emek yerine görünürlüğün ödüllendirildiği yerde nitelikli insanlar uzaklaşır. İktidarı eleştiren bir parti, kendi içinde aynı kayırmacılığı sürdürüyorsa,  geleceğe güven azalır. Yurttaşın olumlu gelecek beklentisi kaybolur.

Sıradanlığın egemenliği de burada kök salar.  Aynı konuşmalar tekrarlanır. İktidar başarısızlığını saklamak, muhalefet hazırlıksızlığını örtmek için sloganlara sığınabilir. Böylece biri mevcut düzeni, diğeri kendi konumunu korurken toplumun yaşamsal geleceği ertelenir. Değişim sözü, değişmeye yanaşmayan örgütlerin dilinde inandırıcılığını kaybeder.

Çıkış yolu, iktidarın özeleştiri yapması ve muhalefetin geleceğe çözümleriyle hazırlanmasıdır. İhtiyaçları yerinde dinlemek, uzmanlığı halkın deneyimiyle buluşturmak, uygulanabilir seçenekleri açıkça tartışmak gerekir. Muhalefet kendi yönettiği yerlerde önerilerinin karşılığını gösterebilmeli; kendi kadrolarında liyakati ve katılımı yaşatmalıdır. İktidar da eleştirileri düşmanlık saymadan kararlarını denetime açmalıdır. Siyaset böylece yurttaşın yalnız öfkesine seslenen bir uğraştan çıkıp, hayatını değiştirebildiği ortak bir alana dönüşebilir.

İnsanlar sonsuza kadar kötü yönetenlerle iyi eleştirenler arasında sıkışıp kalmak istemez. Yaşanabilir bir gelecek ve o geleceğe ulaşacak güvenilir yollar arar. Bu yollar kapandığında isyan, yalnız iktidara yönelen bir haykırış olmaktan çıkar; bütün siyaset sınıfına sorulan ağır bir soruya dönüşür: Bizim hayatımız değişmeyecekse, sizin kavganız ne içindir?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve cukurovapress.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.