Eskiden insanlar komşularını, akrabalarını ziyaret eder,sohbetini yapar,bir seyler paylasırdı. Sevgililer sevdiğine uzun uzun mektuplar yazar,onunla görüşebilmek için her şeyi denerlerdi. Akraba,komşu ziyaretleri ruhen çok doyurucu,duygusal ilişkiler ise çok gerçekçiydi.
Şimdilerde ise arkadaşlık, iletişim ve duygusal ilişkiler çok değişti.Sosyal medya diye bir şey var. Bir yandan iyi,bir yandan kötü. İyi yanları insanlara daha çabuk ulasabiliyorsun. Hayatın koşuşturmacasında bu iyi bir şey gibi gözükebilir ilk başta. Bu çağda herkes yoğun,herkes çözüm odaklı. Ama bu arada kaçırdığımız şeyler olmuyor mu? Hayatlarımızı elimizdeki küçücük telefonlara sığdırıyoruz yada sığdırmaya çalışıyoruz. Peki becerebiliyormuyuz? Sizce?
Filtrelenmiş yüzler,kusursuz sofralar,bitmeyen tatiller,lüks yaşamlar, romantik ilişkiler... Sanki herkes mutlu,herkes zengin,herkes başarılı. Bir tek ekranın bu tarafında ki insanın hayatı eksik gibi. Burda bir gariplik yok mu sizce?
Oysa Instagram da gördüğümüz hayatların büyük bölümü gerçeği yansıtmıyor. Hiç kimse uykusuz gecelerinden, ödeyemediği faturalarından, ailesiyle yaşadığı tartışmalardan ve yalnızlığından bahsetmiyor. Çünkü bu çağda gerçek olmak değil, beğeni almak daha çok ödüllendiriliyor. Yani herkes maskeli baloda. Peki maskeli balo bitince herkesin usul usul evine gideceği zaman yaklaşınca ne oluyor? Uyanmamız gereken uykudan yada maskeli baloda taktığımız maskeden kurtulmamız gerekmiyor mu?
Asıl tehlike ise başkalarının vitriniyle kendi gercegimizi kıyaslıyor olmamız. İnsan, başkasının en parlak anlarını kendi en zor günleriyle karşılaştırdığında,mutsuzluk kaçınılmaz oluyor.
Ama bir şeyi kaçırıyoruz. O hikayeler 24 saat sonra kayboluyor. Peki 24 saat sonra ne oluyor?24 saat sonra gerçek hayatlara dönülüyor. Peki storylerde yaşamak istediğimiz hayatları gerçek hayata yansıtabiliyormuyuz? Sizce?
Mesele sadece artık Instagram değil. İnsan neden sürekli görülmek istiyor,neden sürekli onaylanmak istiyor,neden beğeni sayısını kendi değerinin ölçüsü haline getiriyor?
Bir yere gidiyoruz önce story, bir başarı elde ediyoruz önce story,yeni kıyafet alıyoruz önce story. Herkes genç,herkes mutlu,herkes zengin, herkes başarılı. Ama sadece 24 saat. İşte biz burdaki ayrıntıyı kaçırıyoruz. Belkide biraz telefonu bırakıp hayata bakmanın zamanı geldi. Gökyüzüne bakmak için ekranı kaydırmaya gerek varmı?yada kahkaha atmak için beğeni beklemeye gerek var mı? Çünkü hayatın en güzel anları Instagrama sığmaz,sığamaz. Bazı mutlulukların şahidi olmaz, bazı gözyaşların fotoğrafı çekilmez, bazı aşklar paylaşılmaz,bazı dostluklar etiketlenemez.
Ve belkide en gerçek hayatlar, hiç paylaşılmayanlardır.Bırakalım birazda Instagram hayatları değil,kendi hayatlarımızı yaşayalım. Demem o ki azizim; gerçeklere dönelim ve gerçekleri yaşayalım. İşte o zaman bu doyumsuzluk,bu maskecilik,bu sahte yüzler silinecek. Ve kendi özümüze döneceğiz. Belkide...
Gül Yılmaz
